🌈 Annem Sofra Hazır Dediğinde Ben

Selamben SELİM size eşim SEVGİ ve komşumuz ENDERLE yaşadiğimiz Anımızı göndermiştim okuyan arkadaşlar bizi oradan bilirler birinci animizi okumanizi isterim bu onun devami çünkü sonunda yazmiştim karim sandiğim gibi mahsum değilmiş diye.Enderle yaşadiğimiz O güzel günden 3 gün geçmiş bu konuyu konuşamaştik ne o cesaret edebildi ne ben Enderde Eşiminzoruyla türbanlandım 3. Ben Büşra daha önceki hikeyelerimi umarım okumuşsunuzdur. Kocam hakanla evliliğimiz aslında tam bir fisayko oldu. Ama ikimizde ailelerimizin korkusundan boşanamazdık boşanmadıkta halen evliyiz. Ben artık yılda 3 ay sikişebiliyorum o da tr ye gittiğim zaman neyse hikayemize dönelim. Merhabasizlere başımdan geçen tamamen gerçek bir olayı aktarıcam.adım ayfer 35yaşındayım evli iki çocuk annesiyim çocukarımın ikiside erkek.Kocamla düzenli bi sex hayatımız vardı 2günde en fazla 3günde bir sex yapardık yine bir gece ben yatmak bahanesiyle yatak odasına girdim kocam ve oğlum can tv izliyorlardı maç mı Geceyatarken ablan bana "Anne ben kardeşimi de öpeceğim, ona iyi geceler diyeceğim." dediğinde içime bir hüzün doldu. Zaten bugün yeterince hüzünlüydüm bir de bu eklendi üzerine.İlk defa korktum işte sizi eşit davranamamaktan ya da aranızdaki dengeyi sağlayamamaktan. Kadınalsam eve, öyle bir şey yapsa, ben öldürürdüm kesin. O yorgunlukla, onca oyundan gelip kocaya sofra hazırlayıp bulaşıkları yıkamadan yatmazdım. Bulaşık bırakırsanız gece aa..diplomam oldu benim. o kadar istemiyodum ki almadım hatta, bölüm başkanı uyardı "deryaa diplomaa" diye. zorla verdiler. bööle kalın bi kağıda büyük harflerle adım yazılı bana bakıyo. mezunlar derneği de parti yaptı, fena geçmedi gerçi; ama büyük gün yarın. Çıkartma yapıcam, bekleyin. geriye bi tek saçım kaldı, istediğim gibi olursa değmeyin keyfime. sonra Sofrahazırlanıp her şey tamam olunca kız en az beş kere çağırılır “yemek hazır” diye. Biraz mırın kırın da olsa karanlık mahzeninden zoraki çıkarılır. Yemeğini bitirir bitirmez yeniden çekilir odasına. Anne sofrayı toplar, bulaşığı yıkar, çayı demler, hanımefendinin odasına çay servisi yapılır, boşlar 7G65G7. Kırmızı bir yemeni deseni ile süslü bir kitap. İçindeki kitap ayracından minicik bir oya sallanıyor. Grafik tasarımcı Güler Sarıgöl Köymen’in “Kızlarına el veren tüm annelere ve onların kızlarına” ithaf ettiği “Annesinin Kızı” isimli kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde Köymen’in “Anne eli değince bir başka oluyor” dediği tarifler yer alıyor. Yanlarında yemeği anne eli değmiş kıvama yaklaştıracak ipuçları yer alıyor. Aralarda hikayeler, anılar, mutfağa ve pazara dair tavsiyeler... Sayfaların kenarlarında da Köymen’in annesinin çok kullandığı “Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin”, “Aklımda duracağına karnımda dursun” gibi atasözleri... İkinci bölüm başka anne-kızların tariflerine ayrılmış. Siyah-beyaz fotoğraflara iştah açan yemeklerin fotoğrafları eklenmiş. Sonuçta ortaya el emeği, göz nuru yemekli bir hatıra defteri çıkmış. Böyle bir kitap hazırlayacağınızı annenizle paylaştığınızda ne tepki verdi? Çok duygulandı. Aslında bir kitap fikriyle başlamadım. Annemin tariflerini sadece kendime kaydetmek istedim. Grafik tasarımcılık olan mesleğimin dürtmesiyle kitap gibi olmaya başladı. Tarifleri kaydederken sayfaları tasarlamaya, amatörce fotoğraflarını çekmeye giriştim.“Hâlâ annenin gönderdiği yemeklerle sofra kuruyorsun!” Yemek yapmayı ondan mı öğrendiniz? Annemin sayesinde mutfağa giremeyen iki kızkardeştik biz. Annelerimizin ev içinde saklı kalmış emeğini görüp çalışma hayatına adım atmak isteyen kızlar olarak pek de mutfakla ilgimiz olamadı. Ama tabii ki anneme yardımcı olmuştuk ve mutfakta onu çok izlemiştik. Bir gün bir arkadaşım “Hâlâ annenin gönderdiği yemeklerle sofra kuruyorsun!” dediğinde fark ettim ki o her zamanki özverisiyle hayatımızı kolaylaştırıyor, biz de günlük yorgunluklar nedeniyle hemen hazır gelen yemeklere evet diyorduk. Bir gün sokaktaki satıcıdan çintar çam mantarı aldım ve eve geldim. Nasıl yapıldığını bildiğim halde telefonda annemden tarif aldım. Piştikten sonra tattım, hemen annemi arayıp “Anne, aynı senin yaptığın gibi oldu!” dedim. Kendimce rüştümü ispatlamıştım artık. Günlük, ev mutfağında pişen her türlü yemeği sırası geldikçe püf noktalarını öğrenip kendi mutfağımda yapmaya başlamıştım. İlk bölümde annenizin tarifleri, ikinci bölümde ise başka anne-kız hikayeleri ve tarifleri yer alıyor. Bu bölümde yer alanlar kişileri daha önceden tanıyor muydunuz?İkinci bölümü 40 kızla paylaşma isteğim, annemin her zaman kurduğu sofraları komşularıyla paylaşması gibi bir duyguydu. Yıllar içinde kurduğum sahici dostluklardan mutfakta anne hikayeleri olduğunu bildiğim kişileri seçtik. Mutfağı zengin anneleri olan bazılarının sonunda yerel deyişler yer alıyor. Onların içinden sizin en çok kullandığınız hangisi?Annem hayatımız boyunca bu özdeyişlerle konuştu. Tariflere eşlik eden öyküleri oluştururken bu deyişler kendiliğinden aklıma geldi ve mümkün olduğu kadar öykü ve tarife göre eşleştirmeye çalıştım. Annem kadar olmasa da ben de sıklıkla kullanırım hepsini... Ancak en çok kullandığımız sanırım; “Buyrun sıkılmayın, geri durun sokulmayın!”* “Ödemiş yöresinde sıkça kullanılan keyifli bir sofra kurulduğunda, evsahibi tarafından misafirleri yemeğe daveteden espirili bir deyiş.”“Bu kitaba annemin sini pidesi vesile oldu”Nereden aklınıza geldi böyle bir kitap yazmak?Annemin sini pidesi yüzünden oldu. Bir gün bir sürpriz yaparak, sıcacık sini pidesini bize gönderdiğinde, yoğun bir çalışma halindeydik. O sıcaklık, o mis gibi koku öyle bir sardı ki mutfağı, bizim ailede onu sadece annemin yapabildiği aklıma düştü. Sini pidesi Ödemiş Küçük Menderes Havzası yöresinin ve bizim ailenin gelenekselleşmiş annem yaptığı için hiç denememiş, tarifini bir köşeye yazmamıştık an paniğe kapıldım ve tarifi hemen kaydetmek istedim. “Hayır, istemiyorum” diye sesimi yükselttim. Ablam sesini daha da yükselterek; “Ben de istiyorum” dedi. Belli ki anlaşamayacağız. Kendince haklı. Yayları iyice ölmüş, üstündeki yatak da eskimiş, çok da yer kaplıyormuş. Annem babam orada yatamıyormuş artık. Onları bırak kendi de yatamıyormuş. Sırtında ağrı yapıyormuş. O halde ne gerek var bu döküntüyü saklamaya? “Uygun bir fırsatını bulayım, bak ne yapıyorum!” dedi ablam. “Yap da göreyim ben de!” diye tavır koydum. Babamın evinde bir karyola var. 1974’ten kalma. Ablamla yaşıt, benden de üç yaş büyük. Yanlarına her gittiğimde “o karyolada ben yatıcam” diye tutturuyorum. Kendimi yıpranmış divanın üstüne atar atmaz uzaklara gidiyorum. Annem, “oğlum git babanı kaldır, sofra hazır” dediğinde koşarak üstüne atladığım karyola bu. Sırtına çıkıp uyandırdığım babam. Beni elleriyle kaldırıp yatağa atışı… “Gel buraya yaramaz” deyip gıdıklayışı. Sigarayla karışmış ten kokusunu içime çekişim babamın. Burnunu sıkmaya uğraşmalarım… Beni havaya fırlattığında tekrar babama doğru inerken içimi dolduran mutluluk hissi… “Ham ham ham” diyerek beni boynumdan öpmesi babamın… Sır dolu kucaklaşmamız… Bildiğim en güzel hatıram çocukluğuma ait… Zamanın külleri arasında kendini aramak! Kaç yıldır direniyorum. Bu karyola bu evden gitmeyecek. Bazen beni yatırmıyorlar orada. Misafirler kalabalık olduğunda beni başka odaya atıyorlar. Küçük çocuklar annesiyle en rahat orada yatabiliyor. Bir kanepeye sığındığım gecelerde, karyolanın sıcaklığını özlüyorum. Neden direniyorum? Karyolaya uzanıp, yorganı üstüne attığımda, yıpranmış yaylar yüzünden yatağın ortası çöküyor. Kocaman yatak hafif bükülerek yarı hamak şeklini alıyor. Garip bir güven ve huzur duygusu sarıyor bedenimi. Yatak beni kucaklıyormuş gibi hissediyorum. Bir de annemin kendi yaptığı ağır yorganlardan birini üstüme aldıysam, gocuğunun içinde görünmeyen bir ilkokul öğrencisi gibi kayboluyorum karyolanın içinde. İşte o zaman babamın kucağına sokulduğum günlere gidiyorum. Belki de bu yüzden oğlumun en sevdiğim ve istediğim hareketlerinden birisi “oğlum git babanı çağır, kahvaltı hazır” cümlesini duyar duymaz koşup yatağa gelmesi, üstüme atlayıp “baba kalk, yemek yiyecez” demesi… Karyolanın dantelli örtüsü var. Bu örtüyü sermek bildiğin işkencedir ama serince de pek bi güzel durur. Altında kocaman bir alan, bir bazadan iki kat fazla eşya alacak kadar. Ardiye olarak kullanılan küçük odalara benziyor. Evde ne lazımsa karyolanın altını ya da gardrobun bir çekmecesini adres gösterir annem. “Karyolanın altını aç, orada sağ arka tarafta bir kutu var, onun içinde…” Bazen sırtüstü uzanmış yatarken bu karyolada, ellerimi göğsümde birleştirip ölümü düşündüğüm oluyor. Gözlerimi kapatıyorum ve üstümekürekle toprak atıldığını, birazdan herkesin gideceğini ve bir meçhulün beni beklediğini hayal ediyorum. Annem sessiz kalıyor bu kavgada. Gün yüzü görmemiş gönlü yeni bir yataktan yana ama beni de kırmak istemiyor. O yatakta uykusuz kaldığı geceleri, açlık ve yoksulluğun yaşattığı doğum sancılarını, askere giden kocasından sonra kaynanasından gördüğü eziyetler için kahırlandığı günleri hatırlıyordur belki! “Eeeh! Ben karışmam. Ne istiyorsanız yapın” deyip geçiştiriyor. Tabi ona alınan yeni tek kişilik ortopedik bazaya kurduğu yatağında saltanatını sürüyor ne de olsa!.. Biliyorum yenileceğim. Babalar kızlarının isteklerini geri çeviremezler. Ben de az sayılmam hani! Göstermeden de olsa sever babam beni. Canı yeni yatak almak istese de, muhtemelen ben yokken ablama “Dursun kızım, kardeşin seviyor bu yatağı” diyordur. Bunu bildiğim için ben de yükleniyorum babama. “Baba şu kızına bir şey söyler misin? Ben o yatağı seviyorum.” Beyhude bir uğraş mı benimki? Zamana kim direnebilmiş ki ben başarayım? Yaşlandıkça geçmişin değeri mi artıyor? Hayattan uzaklaşıp ölüme yaklaştığım için geçmişe doğru koşma gereği mi duyuyorum? Bilmiyorum. Ben çocukluğumu kaybetmek istemiyorum. Karyolamı da!… Ekrem Özdemir Mağara Dergisi Kaynak HLotus EdebiyatHikayeKaryolaNostaljiÖykü "Yok!" diye sert tonda dediğinde gözlerimi devirdim. "O zaman orada dikilmeyi bırak da içeri geç." Ayakkabılarını çıkarıp içeri girdiğinde birkaç saniye bekleyip arkasından kapıyı kapattım. Egosunu dışarıda bırakacak değildim ya. Matthias önde ben arkada salona girdiğimizde annemler sohbet ediyordu, babam da yanlarındaydı. Merdivenlerden gelen ayak seslerinden sonra abim hemen yanımda yerini almıştı. Misafirler ile selamlaştı. Annem bana sofrayı kurmamı söyleyip kendisi muhabbetine kaldığı yerden devam etti. Hava sıcak olduğu için evde oturmak yerine sofrayı arka bahçemizde kurmaya karar vermiştik. Bahçeye çıkıp çardağın kenarlarına astığım küçük ışıklandırmaları ve diğer büyük ışıkları yaktım. Bahçe anında aydınlanırken güzelliği daha çok göz önüne serilmişti. İki uzun ağacın arasında abimin benim için kurduğu hamağın üzerinde birkaç kitap kalmıştı. Hamakla karşılıklı çardağın ortasına masa yerleştirmiştik. Kenarlarında ise koltuklar vardı. Her yaz annem abime bunları bahçeye taşıttırır, havalar soğumaya başladığında da geri götürmesini söylerdi. Masanın üzerini silip koltukları düzenli şekilde bıraktım. İçeri girip mutfakta tepsiye tabakları ve çatal kaşıkları koyup tekrar bahçeye çıktım. Getirdiklerimi sırayla dizip diğerlerini getirmek için arkamı dönmüştüm ki gördüğüm şeyle korkup elimdeki tepsiyi yere düşürdüm. Şükür ki yerler çimendi ve tepsi çok ses yapmamıştı. "Sen burada ne yapıyorsun?" dedim sinirle hamağımda oturup kitaplarımı karıştıran Matthias'a. "Mart menekşeleri," dedi, elindeki kitabın etrafını inceleyip. "Fena kitap değildi." "Beni duyuyor musun?" "Maalesef ki evet," deyip kitaptaki gözlerini bana çevirdi. Gözlerimi devirdim. "Ne işin var burada?" "Yasak bölge mi?" "Şu an olduğun kısım evet, yasak bölge, ayrıca kitaplarıma dokunma!" deyip yanına gittiğim gibi elindeki kitabımı aldım. Aslında normalde olsa bu kadar sert çıkışmazdım ama Matthias'ın tanıştığımızdan beri yüzünde olan gıcık ve kendini beğenmiş ifade sinirlerimi bozuyordu. Ayrıca ben ne kadar muhatap olmuşsak her zaman normal davranmıştım. O ise aksine atarlı tavır takınmaktan zevk alıyordu. "Atarlı modunda mısın şu an?" "Sen genelde o moddasın," deyip gözlerimi devirdim. "Şakacı kız " dedi ve sırıttı. Şeytan diyor al tepsiyi geçir ağzının ortasına şaftı kaysın. "Seninle uğraşmayacağım." Arkamı dönüp içeri girdiğimde kapı tekrar çalınmıştı. Gidip kapıyı açtım. Çınar elindeki baklava tepsisiyle kapıda bekliyordu. "Aşkım?" deyip kalp fışkıran gözlerimle baklavalara bakarken Çınar kahkaha atmıştı. "N'aber?" dediğinde gözlerimi ona çevirmeden "İyi," dedim sondaki i harfini uzatarak. "Bunları bana mı getirdin doğruyu söyle?" "Aslında Bahadır amca arayıp unuttuğunu ve gidip dükkandan almamı istemişti, o yüzden getirdim," dedi. "Yani benim için," deyip otuz iki dişi sırıttığımda kaşlarını kaldırıp indirdi. "Misafirleriniz için güzelim, tüm tepsiyi önüne koyup yiyemezsin," dediğinde beni bu kadar iyi tanıyan arkadaşıma üzüntüyle baktım. "Bir tane alsam mı?" "Tamam hadi al bir tane," deyip gülümsediğinde bir dilim baklavadan kocaman bir ısırık aldım. Şerbet ağzımda dağılırken "Çok güzel," dedim. Geri kalan parçayı da diğer aç insan olan Çınar'ın ağzına tıktım. Tepsiyi elinden alıp "Eve geçsene," dediğimde ağzında baklavayı çiğnemekte olduğu için başını iki yana salladı. "Onnom ovdo bokloyor," dedi. "Anlamadım ama her neyse, gelmiyorsun yani içeri?" Başını salladığında el sallayıp arkasını döndükten hemen sonra arkasından kapıyı kapattım. Arkamı döndüğümde Matthias bahçe kapısının kenarına yaslanmış beni izliyordu. İrkildiğimde bu sefer kucağımdaki baklava tepsisini sıkıca sarmıştım. "Bir bana tavırlısın sanırım," dediğinde gözlerimi kısıp sesinde alay aradım ama ciddi ciddi soruyordu. "Vallahi önce sen başlattın, oysa ben seninle gayet güzel anlaşırdım," deyip omuz silktiğimde bana 'cidden mi?' der gibi baktı. "Bunu ilk karşılaşmamızda 'Gavur mu lan bunlar?' diyen kız mı söylüyor?" "Ne var? Gavur değil misiniz? Yalan mı söyledim?" Matthias tam bir şey söylemek için ağzını açmıştı ki annem salondan çıkıp yanımıza geldi. "Çınar oğlum mu getirdi bunları?" diye sorduğunda başımla onaylamam ve annemin tepsiyi elimden çekip alması bir olmuştu. Tabii kadın biliyor kızının ne tür bir baklava aşığı olduğunu. Annemin peşinden mutfağa girip gösterdiği diğer şeyleri de alıp salona çıktım. Matthias gelip abisinin solunda otursa da gözleri benim üzerimdeydi. Rahatsızca kıpırdanıp beklemeden salondan çıktım. Sofra tamamen hazır olduğunda herkes arka bahçeye çıkıp masanın etrafına oturdu. Annemler için keyifli benim içinse sıkıcılıkta sınır tanımayan akşam yemeğinden sonra evlerine gitmiştiler. Anneme mutfağı toplamakta yardım ettikten sonra yukarı odama çıktım. Birkaç dakika sonra odamın kapısı çalındığında başımı yastıktan kaldırıp "Gel," diye seslendim. Abim elindeki laptopuyla kapımın önünde dikiliyordu. "Film izleyelim mi abiciğim?" diye sormuştu. "İzleyelim," dedim. "Mısır da patlatalım ama." "Olur," diye beni onayladığında yerimden kalkıp odamdan çıktım. Ben mısır patlatmak için mutfağa inerken abim kola almak için bakkala gitmişti. Annemle babam salonda oturup televizyon çay içerek sohbet ediyordular. "Anne ben mısır patlatıyorum," dedi. "Davlumbazı çalıştırmayı unutma." Yaktığım ocağın üzerine tencere koyup biraz ısınmasını bekledim. Ardından yağı, tuzu ve mısırları ekleyip tencerenin kapağını örterek patlamaya bıraktım. Bu sırada bardakları ve mısırı dökeceğim kabı çıkarmıştım. Genelde annemlerin ne konuştuğuyla pek ilgilenmem ama bu seferki konu ilgimi çekmişti. Çünkü Sibel ablanın neden buraya taşındığından bahsediyordu. Babam "Chris ölmüş mü?" diye şaşkınlıkla sorduğunda ismin yabancı olması ilgimi çekmişti. Kapı kenarına yaklaşıp konuştuklarını dinlemeye başladım. "Evet canım, Matthias 15 yaşındayken araba kazası geçirmişler, Chris de o kazada hayatını kaybetmiş," dediğinde Chris denilen adamın Matthias ve Nicholas'ın babası olduğunu anlamıştım. "Bunca yıldan sonra neden dönme kararı almışlar ki?" "Matthias'ın okulunun bitmesini beklemişler. İki oğlu da mezun olunca, kocası da yanında olmayınca geri dönmek istemiş, en azından bundan sonra kendi toprağımda yaşayayım demiş. O yüzden gelmiş. Çocukları da annelerini yalnız bırakmamış işte," diye annem babamı cevapladı. "Anladım. O zamanlar Chris'le birbirimize çok yardım etmişliğimiz var. Sen her türlü destek ol hanım. Kendilerini yalnız hissetmesinler," diyen babamla gülümsedim. Gidip yanaklarında öpesim vardı da annemin çemkirmelerini dinlememek için bu istediğimden vazgeçtim. "Tabii ki destek olacağım. Sibel benim eski arkadaşım," dedi annem. Kapı sesi duyulduğunda annemler sohbetlerini kesmişti. Ben de hazırlanmış mısırları kaba döküp bardakları da alarak elindeki kola şişesiyle beni bekleyen abimin yanına gittim. Birlikte merdivenleri çıkarken annemin bağırışı tüm evi sarmıştı. "Kız ben sana davlumbazı çalıştır dememiş miydim?!" "Unuttum," dedim ve koşarak yukarı çıktım. Onu çalıştırsam sizi nasıl dinleyecektim anneciğim diyemedim tabii. Annem'in Sofralari Fashion Moda Gecen hafta "Annem'in Mukemmel Sofralari" adi altinda sizlere Bodrum'da bizlere her gece ozenle hazirladigi sofralari gostermistim. Gosterdiginiz ilgiden oturu hazirlanan yeni sofralari da yine sizlerle paylasiyorum. Yazimi blogda yayinladigimdan beri evde her gece hummali bir sofra hazirligi yapildi ve surekli "Buse gel cek" sesi yankilanir oldu Ilk resimler "Kirmizilar" temali sofradan.. Asagida gordugunuz kirmizi tuzluklar ve yukarida gordugunuz kirmizi bardaklar Pasabahce'den. Pecetelikler ise ev hediyesi. Sapkali mumluklar ise Mudo'dan alinma. Yesil peceteler ve envai cesit diger renkte bulabileceginiz peceteler IKEA'dan. Yukarida resimde gordugunuz gumus cicekli ve yesil mumluklar Pasabahce'den. Gumus cicekli olanlarin ayni zamanda altin renkli olanlarida var. "Rengarenk" Renkli masa ortusu Cukurcuma'dan. Yukaridaki resimde gordugunuz renkli mumluklari Adress Istanbul'un icindeki Habitat magazasindan. Kukalar ise mefrusatcidan kolayca temin edilebilir. Iclerine pasabahce'den ince bardaklar konulup, istediginiz cicegi icine koyabilirsiniz. Kuruçeşme'deki butik çiçekçi La Maison des Fleurs'de harikalar yaratan Ekin Çarmıklı ve annesi Zeynep Çarmıklı, bayram için mutfağa girdiler; harika bir bayram sofrası hazırladılar. Bayram mönüsünde incik yahni, patlıcan beğendi, fırında patates ve domates sosu ile kabaklı tavuk mus yer alıyor."İnciği gümüş sahanlarda mı servis yapsak?" diye soruyor Zeynep Çarmıklı kızı Ekin'e. O sabah, üç katlı evin ikinci katındaki küçük mutfaktan mis gibi yemek kokuları geliyor. Ekin Çarmıklı erkenden kalkmış hazırlayacakları bayram sofrası için seçtiği ana yemek, inciği ağır ağır pişmesi için fırına koyuyor. Sonra uçarak Bebek'ten Kuruçeşme'de dört ay önce açtığı butik çiçekçi La Maison des Fleurs'e konseptli bir masa"Sonbahar konseptli bir masa hazırlamak istediğimiz için turuncu, sarı ve kırmızı tonlarında çiçekler seçtim. Masanın ortası için bir bal kabağının içine yerleştirdim çiçekleri. Sonra iki yanına koymak için de bakır kapların her ne kadar annem bakır sevmese de içine konmuş aranjmanlar yaptım" diyor işini çok zevkle yaptığı belli olan Çarmıklı. O çiçeklerle uğraşırken mutfağı uzun süredir yemek yapmaya ara veren annesine emanet etmiş servisler, gümüş suplalar, beyaz tabaklar... Eve döner dönmez önce ağır ağır pişen inciği kontrol ediyor, sonra da salondaki büyük masayı hazırlamak için işe koyulan annesine yardım ediyor. Her ne kadar eskisi kadar yemek pişirmediğini itiraf etse de, annesi sofra düzeni konusunda tam bir uzman. "Ekin küçükken daha çok yemek pişirirdim. Özellikle de Almanya'da yaşadığımız dönemde. Ama sonra daha büyük bir eve taşınıp evimiz kalabalıklaşınca bu işi uzmanlarına bıraktım. Yine de misafir geldiği zaman mönüyü oluşturmaktan sofra düzenine, kullanılacak aksesuarlara kadar hepsini kendim seçerim. Çok zevk aldığım bir şey bu. Evimize gelen her misafiri zevkle ağırlamak isterim" diyen Zeynep Çarmıklı, bayram sofrası için en özel parçaları çıkartıyor bayram sofraları konusunda biraz şikayetçi, "Artık bayramlar tatil olarak düşünülmeye başladı. Herkes mutlaka seyahate çıkıyor. Keyifli bir bayram yemeği pek sık yenmiyor" diyor. Kalın örgü Amerikan servisler, gümüş suplalar, beyaz tabaklar ve Christofle gümüş servisler önce masadaki yerlerini alıyor. Sofraya hareket katmak için iki farklı boyda renkli bardaklar hemen tabakların önüne dokunuşlar evin kızındanBu arada mutafaktaki kokuların gücü artıyor. Ekin Çarmıklı kafasını kapıdan uzatıp, "Yarım saate kadar her şey hazır," dediğinde, annesi masada kullanacağı peçetelere karar vermeye çalışıyor Pötikareli mi, düz mü? Sonunda pötikareli olanlar antika halkaların içinden geçirilip beyaz tabakların içinde yerlerini buluyor. O sırada üzerindeki önlüğü çıkararak mutfaktan çıkan Ekin Çarmıklı masaya göz gezdirip, "Harika olmuş anneciğim" diyor ve ekliyor "Ama çiçek olmadan sofralar çıplak kalıyor bence". Ve son dokunuşları yapmak için özenle hazırladığı çiçekleri sofranın ortasına yerleştiriyor. Sonbaharı anımsatması için bir gün önceden altın yaldızlarla boyadığı süs kabaklarını çiçeklerin hemen altına koyuyor. Sonra bir iki adım uzaklaşıp oradan bakıyor sofraya, "İşte hazırız!"...Eğlenceli bir sofra için tüyolar1- Dekorasyon"Tabaklarınızı beyaz tutup sofraya rengini Amerikan servisler ve peçetelerle vermeye çalışın," diyor Zeynep Çarmıklı. Kızına göre ise son dokunuş için masanızda mutlaka çiçek bulundurmalısınız. Çiçekler ortamın atmosferini değiştiren, lezzetli yemeklerden sonra en önemli MönüBayramlar, aile tariflerini tozlu çekmecelerden çıkarmak için en doğru zamanlar, özellikle de iyi pişmiş bir et ve ona yakışacak garnitürler misafirlerden övgü dolu sözler duymanızı sağlayacaktır. "Pişirdiğim tüm yemekleri sofrada, güzel servis tabaklarının içinde görmek isterim ben. Böylece kim ne kadar isterse alabilir tabağına. Hem de on kere sofradan kalkıp mutfağa gitmemiş olursunuz," diyor Ekin Doğru çiçeği seçerken"Sonbahara uygun bir düzenleme için çardak güller, okaliptüs yaprakları, minik domatesler, yabani yeşillikler kullanan Çarmıklı, her sofranın ve mevsimin çiçeğinin farklı olduğu ko¬nusunda da uyarıyor. Biraz daha ağır bir yemekte bordo güller, modern bir sofrada ise sadece yeşilliklerden oluşturulan yaratıcı düzenlemeler kullanılabileceğini söylüyor. Ayrıca, kapıdaki lale mevsimini de özellikle iple çektiğini belirtiyor. Favori çiçeklerini ise şöyle sıralıyor Erengül, şakayık ve de Yemek sonrası"Yemekten sonra ya içkiye devam edilir ya da bir keyif kahvesi için koltuklara geçilir. Belki müziği hareketlendirip insanları biraz havaya sokmak gerekebilir" diyen Ekin Çarmıklı, tatlı ikramını sofradan kalktıktan en az yarım sonra yapmanızı öneriyor "Mideler dolu olduğu için tatlıya biraz yer açılmasını bekleyin".Kaynak InstyleÇarmıklıların bayrama özel tarifleri için tıklayın!

annem sofra hazır dediğinde ben