🏉 Bak Hele Bak Bak Seyirci Sanki Şarkısı

Olivern 75 yaşında gayliğini aktif yaşayacağını açıklayan babası gazete ilanıyla kendine bir sevgili buluyor ama sonunda kanser olup ölüyor.. YouTube. Oliver'a yalnız bıakıldığında ağlayan babasının köpeği Arthur kalıyor. Öyle tatlı öyle hüzünlü bir yüz ifadesi varki, başrolden birinde benim için o oynuyor! Serdocan- Bak Hele Bak Bak Seyirci Sanki >> Kullanıcı Yorumları (CVRTOON - Zahit Bizi Tan Eyleme ) ŞARKICI TOP 10. CVRTOON - Abdulhamid Han; CVRTOON - Zahit Bizi Tan Eyleme Mp3 Eklemek, şarkı göndermek ve Kaptan salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yan yana düştüler. İnanamıyordu delikanlı. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyordu. Demekbu sezgi gücü yüksek, dinamik ve öfkeli adam öldü şimdi öyle mi? 15 Ağustos 2012’de gelen telefonda öyle söylendi bana. Tiyatronun “insan”ı Müşfik Kenter öldü dendi! Muhsin Ertuğrul’un 1959’da Ankara’dan ayrılmasıyla beraber Yıldız Kenter ile birlikte siz de Ankara Devlet Tiyatrosu’ndan ayrılıp yeni 'Seni ikinci sefer başka bir adamın kurtarmasına seyirci kalamazdım.O yüzden yüzme öğrendim. Kesişden: ''Bu genç hanımın yüzü bulanık suyu berarklaştıracak cinsten ondaki cevherden emin ol! Bu kız senin için aile kuracak. Babanneden: ''Erkek olarak doğmuş olman otomatikman erkek olacağın anlamına gelmez'':))) Sakızçiğnenirken – hele hele ön sırada- sanat olmayacağı kesindir. Ancak, yine ülkelerden birinde Sakız Geçidi varmış. Öyle ki; bir sokaktaki iki binanın dış yüzeyine milyonlarca sakız yapıştırılmış ve adeta bir sakız grafiti yaratılmış. Bu binada her renkten ve her şekilden bir sakız varmış. İşte , size Bak Hele Bak”ın ilk bölüm konukları; Ömür Gedik, Sinem Güven, İsmail Baki ve Ersin Düzen olacak. Bir kapı ve binlerce durumun ortaya çıkaracağı durum komedisinden yola çıkarak hazırlanan komedi show programında, kendilerinden habersiz olarak önceden hazırlanan skeçlerde sahne alacak ünlüler, doğaçlama sanatıyla rollerinin hakkını vermeye çalışırken hem ptyV. Forum Müzik Eğitimi Çocuk Şarkıları Bak Bak - Çocuk Şarkısı - Şarkı Sözleri - Dinle - İndir 0311 1 Durum Üyelik tarihi Yaşı 45 Mesajlar 10,283 Tecrübe Puanı 10 Array Bak Bak - Çocuk Şarkısı - Şarkı Sözleri - Dinle - İndir Bak Bak - Çocuk Şarkısı - DinleTRT Popüler Çocuk Şarkısı Yarışması 8 Your browser does not support the audio element. Bak Bak - Çocuk Şarkı Sözleri Bak bak yine bak sağa bak sola bak her yere bak bilgiyi gör bak Bakmazsan bulamazsın orda kitaplar var bak sana dost olacak Aç sayfasını Oku ne varsa öğrenmekten ne zarar gelecek ki sana BAK orada Tozlu raflarda sana kucak açan dostunu unutma Ne ararsan hepsi onda tekrar tekrar oku bak göreceksin Kitabın ne güzel bir şey olduğunu okumadan nasıl bileceksin bak Okumayanla okuyan hiç aynı olur mu dermiş atalarımız Oku oku bak ki ne oku hep oku çok oku öğren bilgilen cehaleti yolla Okuyanla okumayan bir olur mu söyle YOĞ YOĞ Hadi Söyle! Okuyanla okumayan bir olur mu söyle YOĞ YOĞ Hadi Söyle! Okuyanla okumayan bir olur mu söyle YOĞ YOĞ Hadi Söyle! Okuyanla okumayan bir olur mu söyle YOĞ YOĞ Hadi Söyle! Bak bak bir bak kocaman bir dünya bekler seni sayfalarında Sana bana ona yol gösteriyor bak zorda kaldığımız anlar daha çok Okumaktan ne zarar gelir ki insana çok oku hep oku yine oku bak göreceksin Her sayfada yeni bir dünya hepimizi bekliyor olacak Ne ararsan hepsi onda tekrar tekrar oku bak göreceksin Kitabın ne güzel bir şey olduğunu okumadan nasıl bileceksin bak Okumayanla okuyan hiç aynı olur mu dermiş atalarımız Oku oku bak ki ne oku hep oku çok oku öğren bilgilen cehaleti yolla Okuyanla okumayan bir olur mu söyle YOĞ YOĞ Hadi Söyle! Okuyanla okumayan bir olur mu söyle YOĞ YOĞ Hadi Söyle! Okuyanla okumayan bir olur mu söyle YOĞ YOĞ Hadi Söyle! Okuyanla okumayan bir olur mu söyle YOĞ YOĞ Hadi Söyle! Okuyanla okumayan bir olur mu söyle YOĞ YOĞ Hadi Söyle! Okuyanla okumayan bir olur mu söyle YOĞ YOĞ Hadi Söyle! Okuyanla okumayan bir olur mu söyle YOĞ YOĞ Hadi Söyle! Okuyanla okumayan bir olur mu söyle YOĞ YOĞ Hadi Söyle! Bak Bak - Çocuk Şarkısı Sözsüz Versiyonu Enstrümental Dinle Your browser does not support the audio element. Sözsüz Versiyonu Enstrümental 1210 2 Durum Üyelik tarihi Mesajlar 1 Tecrübe Puanı 0 Array Şarkının sözleri Konu Bilgileri Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. 0 kayıtlı ve 1 misafir Bu Konu için Etiketler Sosyal Bağlantılar Sosyal Bağlantılar Yetkileriniz Konu Acma Yetkiniz Yok Cevap Yazma Yetkiniz Yok Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok BB kodu Açık Smileler Açık [IMG] Kodları Açık [VIDEO] Kodu Açık HTML-Kodu Kapalı Forum Kuralları Bahar geldi, yaz yaklaşıyor ve haliyle arka arkaya yeni albüm çıkıyor. Yetişmek mümkün Arar, Murat Boz, Sıla, Yusuf Güney, Cenk Eren ve Duman 1-2 derken, şimdi de Gülben Ergen, Teoman ve Hande Yener yeni albümlerini ilk kez albümlenen var, yeni yola çıkanlar Aslı Güngör, Atiye gibi.Eh bir de pek yakında sökün edecekler Sibel Can, Tarkan, Kenan Doğulu, Demet Akalın, Göksel, Işın Karaca, Hadise...Bitmiyor yani. Böyle bakınca tıkır tıkır işleyen bir müzik piyasası varmış gibi görünüyor. Ama hiç de öyle değil. Sponsorlu konser anlaşması ya da turnesi olan oradan kazanarak hayatını sürdürüyor. Satış az. Doğal olarak teliften dönen pek bir şeye yüzden herkes mecburen “içine” döndü, yani oturup kendisi şarkı yapmaya başladı. Fahiş rakamlara beste alıp albüm yapmaktan üç-dört yıldır çok yükselişteydi, ama tıpkı pop müzik gibi kısırdöngüye girdi. Benzer şeyler üretilmeye başlandı, bir sürü grup çıktı, müzikleri ayırt etmek zorlaştı. Rock da ise ne olduğu şimdilik belirsiz. Eski sound’lara, özellikle 80’lere bir dönüş var bu kez. Serdar Ortaç sound’u yine tutuyor, hep de tutacak. Ama onu dinlemek için de kafanızın iyi olması lazım. Ki akabinde şuursuzca göbek atasınız ve ertesi gün yaptığınız hiçbir şeyi bu. Her şeye rağmen işte, mevsim Türkçe mevsimi. Kaçmanız kurtulmanız anlatırlar; eskiden Sezen Aksu bir şarkının tutup tutmadığını anlamak için trafiğe çıkarmış. Arabalardan yükseliyorsa bir şarkı bangır bangır, işte o zaman o şarkının tuttuğuna, hit olduğuna yükselene bakalım o zaman. Kim dinleniyor, kim dinlenmiyor?Tütsülü GülbenPerşembe gecesi BKM’nin içine girdim. Girdim ama, acaba yanlış yerde miyim? ıçerisi fena halde tütsü kokuyor. Sanırsınız yoga salonu yok, burası cidden BKM ve tütsüler de Gülben Ergen’in konser konsepti gereği yakılmış. Konsept ne? Uzun yol şarkıları. Aynı zamanda Ergen’in yeni albümünün adı...Böyle kokulu vaziyette salondaki yerimizi elimde çubuk kraker, açım çünkü. Hiç uzun yola çıkacak halim yok. Bir de önümde staras hoparlörleri. Sahneyi gören kısa çöpü çeksin. Güya öndeyim ama kimin ne çaldığını da görmek isterim hani, göremiyorum. Derken Gülben Ergen çıkıyor. Ortaçgil şarkısıyla. Ardından Fettah Can baladı “Üzgünüm”. Orkestra iyi, herkes çalışmış, uyumlu. Gülben Ergen de başarılı vokalde, akıyor, seyirci de onunla “Ya Ölümsün Ya Düğün”de kendinden geçiyor, Deniz Seki’ye selam çakıyor favorilerim ise “Giden Günlerim Oldu” ve “Üzgünüm”. ınsana açlığını unutturuyor nerede kurabiyeler Gülben Hanım?.Sahne tasarımını ise hiç sevmedim Mudo’nun, bit pazarı gibiydi. Oysa koy bir tane arkaya led ekran. Dönüp dursun uzun yol görüntüleri, olalım birer lost highway Nihat Odabaşı el atmamış mı duruma?.Sonuç? Gülben dediği gibi müzikal manada küçülmüş, karnı giderek “beğenmiyor” diye yazdığım ayak bileklerini de gösterdi staras’lardan ne gördüğümü Karaca’nın “Uyanış”ıBugün böyle müzikal bir gün. şimdi de sırada Işın Karaca çıkacak “Uyanış” adlı albümünü dinlemek üzere Cihangir’deki evine uğradım Işın’ın. Baştan ayağa koyu kahverengili bir salonu var kendisinin. “Neden kahverengi?” diye sordum. Erdem Yörük’le ayrıldıktan sonra eşyalardan bazıları bu eve sığmamış. Sığanlarla da dekorasyon kahve tadında Işın’ın kahverengisi beni germedi elbet, sadece bazen fazla detayengiz oluyor yürek, cayamıyor kendinden son iki kelimeyi çaldım, Işın’ın bir şarkısından.Hemen albümdeki favorilerimi sıralayayım o zaman1. Uyanış, 2. Bin Yalan, 3. Gidemem...Hele hele Uyanış, sanki 80’ler son çeyrek baladları gibi; iyi hem de çok iyi. Orkestra, kompozisyon; yine iyi hem de çok iyi olmayan iki şey ise Ajda cover’ı “Sardı Korkular” ve Ege Çubukçu eşlikli “Beş Dakika”. Birinci şarkı artık bıktırdığı için, ikinci şarkı ise bu tür eşliklerin modası çoktan geçtiği için...Işın Karaca ayağında durum bu... Üniversiteli delikanlı kolejli kıza, bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz, minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar..Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun bir zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini..Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler..Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok popülerdi o yıllar. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı..Belki de, delikanlı öyle olmasını istediği için, ona öyle değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette, tekrar eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.. "Anladım" der gibi bir gülümseyişti bu. Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okulun civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı..Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı.. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan "Tabii" dedi.. "Bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de, tanışırsınız.." "Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu.." Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı..Konser günü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle..Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız, yan yana delikanlı.. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce, tanışırken tuttu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken. O an dünyanın bütün şarkıları, dünyanın en romantik şarkısıydı yao eli tutmak için öylesine büyük bir arzı duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki..Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğunun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Birkaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu..Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü..Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.." Hayır, aramayacaktı.. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü... Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı..Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başıboş dolaştı. Salona erkende girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu..Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı.. Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolej'de çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan.. konuşmaya gelmemişti ki.. "Kız keşke orda olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o..Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış, bir parça dörtlüğe..Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki..Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolej'in önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl'ın dört satırını okurken.. "Ne hasta beklerdi sabahı Ve ne geç ölüyü mezar Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar!.." Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolej'in önündeydi gene..Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya..Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa..Evet, çağırıyordu işte..Kalbinin duracağını sandı, yaklaşırken.."Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli. "Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok." "O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni" dedi, delikanlı.. İkiletmeden..Ayrıldı kızın yanından.. bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden.. Yıllarca sonra Levent'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen'in sözlerini, o, o zamanlar biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı..Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla, bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiği.. Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar..O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu..Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti.. Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.."Günlerdir seni arıyorum" dedi.. "Günlerdir seni arıyorum.. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.." "Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı.. "Yaaa!.." Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün" dedi.. "Bu da sonu onun.." sonra yürüdü gitti, arkasına bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü, oracıkta okurken.. "Geçti, istemem gelmeni Yokluğunda buldum seni. Bırak vehmimde gölgeni Gelme artık neye yarar!.."***Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hdüşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını!.. Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?..Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp geçmişti, acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum. Çünkü, delikanlı, bendim!.. 25 Kasım 1995'te yayınlandı Yasal Uyarı Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın. Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece..O kadar yakındılar..Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi..Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar..”anladım” der gibi bir gülümseyişti bu…Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için..Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji’nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı..Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılışı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce…Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan “tabi” dedi.. “bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız..”“Mutluluk işte bu olmalı” diye düşündü delikanlı.. “Mutluluk işte bu!..”Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana delikanlı.. Onunla nihayet yanyana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken –o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki…Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı..Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. “Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana’da da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak..”Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana’ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana’ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, ügüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara’nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garaja gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız “keşke orada olsaydın” demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. “Bu sana” diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl’ın dört satırını okurken…“Ne hasta bekler sabahıNe taze ölüyü mezar…Ne de şeytan bir günahıSeni beklediğim kadar!..”Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken..– “Sana bir şeyler söylemek istiyorum” dedi kız..O da heyecanlıydı, belli.. “Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok..”“O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni!” dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden…Yıllarca sonra Levent Yüksel’in söyleyeceği şarkıdaki Sezen Aksu’nun sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk “onurlu” olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiğiydi.. Bir ikinci dörtlük daha vardı orada.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu…Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti…Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. “Günlerdir seni arıyorum” dedi kız. “Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!..”“Yaa” dedi delikanlı.. “Yaa” dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı “Yaaa!..” Cebindeki artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. “Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün..” dedi. “Bu da sonu onun…”Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken…“Geçti istemem gelmeni,Yokluğunda buldum vehmimde gölgeniGelme artık neye yarar!..”Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını? Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp mü gitmişti acaba?Delikanlı bu soruların cevabını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, o delikanlı, bendim!… bak hele!şaşma bildiren bir söz. bak hele! için benzer kelimeler hele hele hele bak anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al bak bak! hele hele bir hele de hele ki bak hele!, 9 karakter ile yazılır. Ayrıca, b harfi ile başlar, ! harfi ile biter. Tüm karakter dağılımı ise, 'b', 'a', 'k', ' ', 'h', 'e', 'l', 'e', '!', şeklindedir. bak hele! kelimesinin tersten yazılışı !eleh kab diziliminde gösterilir.

bak hele bak bak seyirci sanki şarkısı