🌒 Üzülme Ye Se Kapılma Ayeti

cbpReZ. [Kalbin beş yarasına beş merhemi tazammun eder.] ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ ﺭَﺏِّ ﺍَﻋُﻮﺫُ ﺑِﻚَ ﻣِﻦْ ﻫَﻤَﺰَﺍﺕِ ﺍﻟﺸَّﻴَﺎﻃِﻴﻦِ ٭ ﻭَﺍَﻋُﻮﺫُ ﺑِﻚَ ﺭَﺏِّ ﺍَﻥْ ﻳَﺤْﻀُﺮُﻭﻥِ Tazammun İiçine almak. Ey maraz-ı vesvese ile mübtela! Biliyor musun vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür. Küçük görsen, küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder. Havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider. Öyle ise, şu musibetli vesvesenin aksam-ı kesîresinden kesîr-ül vuku olan yalnız beş vechini beyan edeceğim. Belki sana ve bana şifa olur. Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tardeder. Tanımazsan gelir, tanısan vesvese Vesvese hastalığı, kuruntu hastalığı. Mübtela Tutkun, düşkün, hasta, dertli. Musibet Afet, bela, felaket. Ehemmiyet Önemli olma, değerlilik, kıymetlilik. Havf Korku. Mahfî Gizli, saklı. Mahiyet İç yüz, esas, asıl, temel özellik, temel gerçek. Aksam-ı kesîre Çok kısımlar. Kesîr-ül vuku En çok olan, en çok görülen. Vech Yön, taraf, yüz. *Tarz, biçim. Beyan İzah, açıklama, anlatma. Cehil Cahillik, bilgisizlik. Tard Kovma. Birinci Vecih - Birinci Yara Şeytan evvelâ şübheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, şübheden şetme döner. Hayale karşı şetme benzer bazı pis hatıraları ve münafî-i edeb çirkin halleri tasvir eder. Kalbe "Eyvah" dedirtir, ye'se düşürtür. Vesveseli adam zanneder ki; kalbi, Rabbine karşı sû'-i edebde bulunuyor. Müdhiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister. Bu yaranın merhemi budur Evvelâ İlk önce, birinci olarak. Şetm Sövmek, küfretmek, yakışıksız çirkin söz. Münafî-i edeb Edebe aykırı, ahlak kurallarına ters. Tasvir Şekil verme, zihinde canlandırma. Ye's Ümitsizlik. Sû'-i edeb Kötü edeb, edepsizlik, terbiyesizlik, saygısızlık. Halecan Titreme, kalp çarpıntısı, heyecan. Gaflet Düşüncesizlik ve ihmal sebebiyle, içinde bulunduğu gerçeklerden habersiz olma. Bak ey bîçare vesveseli adam! Telaş etme. Çünki senin hatırına gelen şetm değil, belki tahayyüldür. Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi; tahayyül-ü şetm dahi, şetm değildir. Zira mantıkça tahayyül, hüküm değildir. Şetm ise, hükümdür. Hem bununla beraber o çirkin sözler, senin kalbinin sözleri değil. Çünki senin kalbin ondan müteessir ve müteessiftir. Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytanîden geliyor. Vesvesenin zararı, tevehhüm-ü zarardır. Yani onu zararlı tevehhüm etmekle, kalben mutazarrır olmaktır. Çünki hükümsüz bir tahayyülü hakikat tevehhüm eder. Hem şeytanın işini kendi kalbine mal eder. Onun sözünü, ondan zanneder. Zarar anlar, zarara düşer. Zâten şeytanın da istediği Çaresiz. Vesvese Şüphe, kuruntu. Şetm Sövmek, küfretmek, yakışıksız çirkin söz. Tahayyül Hayale getirmek, hayalde canlandırmak. Tahayyül-ü küfür Küfrü hayalde canlandırma, inkar düşüncesini hayalde canlandırma. Küfür İnkar etme, inanmama, inkarcılık. Tahayyül-ü şetm Çirkin ve kötü sözlerin hayale getirilmesi ve hayalde canlandırılması. Şetm Sövmek, küfretmek, yakışıksız çirkin söz. Zira Çünkü. Müteessir Etkilenen, etkilenmiş, üzüntülü, üzgün. Müteessif Üzülen, kederlenen. Lümme-i şeytanî Şeytanın verdiği kuruntu. Tevehhüm-ü zarar Zarar olduğunu sanma, zarar verdiğini düşünme. Tevehhüm Evhamlanma, kuruntuya kapılma, asılsız ve gerçek dışı düşüncelere kapılma, sanma. Mutazarrır Zarara uğrayan, zarar görmüş olan. Tahayyül Hayale getirmek, hayalde canlandırmak. Hakikat Gerçek. İkinci Vecih budur ki Manalar kalbden çıktıkları vakit, suretlerden çıplak olarak hayale girerler; oradan suretleri giyerler. Hayal ise, her vakit bir sebeb tahtında bir nevi suretleri nesceder. Ehemmiyet verdiği şeyin suretlerini yol üstünde bırakır. Hangi mana geçse ya ona giydirir, ya takar, ya bulaştırır, ya perde eder. Eğer manalar münezzeh ve temiz iseler, suretler mülevves ve rezil ise giymek yoktur, fakat temas var. Vesveseli adam, teması telebbüsle iltibas eder. "Eyvah!" der. "Kalbim ne kadar bozulmuş. Bu sefillik, bu hısset-i nefs, beni matrud eder." Şeytan onun şu damarından çok istifade eder. Şu yaranın merhemi şudurMana Anlam. Suret Biçim, görünüş, şekil, tarz *Dış görünüş. *Gidiş, yol. Nevi Çeşit, tür. Nesc Dokuma, dokunuş. Ehemmiyet Önemli olma, değerlilik, kıymetlilik Münezzeh Temiz, pak, arınmış. Mülevves Kirli, pis. Telebbüs Giymek, giyinmek. İltibas Birbirine karıştırma, birbirine benzeyenleri birbirinden ayırt edemeyip karıştırma. Sefillik Perişanlık, düşkünlük, aşağılık. Hısset-i nefs Nefsin aşağılığı. Matrud Kovulan kovulmuş. Dinle ey bîçare! Nasılki, senin namazın edeb-i nezihanesinin vesilesi olan zahirî taharete, batnının bâtınındaki necaset ona tesir etmez ve bozmaz. Öyle de Maânî-i mukaddesenin, suret-i mülevveseye mücavereti zarar etmez. Meselâ sen âyât-ı İlahiyeyi tefekkür ediyorsun. Birden bir maraz, ya bir iştiha, ya bevl gibi bir emr-i müheyyic şiddetle senin hissine dokunuyor. Elbette senin hayalin, deva-i illet ve kaza-i hacetin levazımatını görecek, bakacak, onlara münasib süflî suretleri nescedecek ve gelen manalar ortalarından geçecekler. Geçeceklere ne beis vardır, ne televvüs var ve ne zarar var ve ne hatar var. Yalnız hatar ise hasr-ı nazardır, zann-ı zarardır. Bîçare Çaresiz. Vesile Bahane, sebep. *Vasıta, araç, yol. Zahirî Görünüşte olan, görünen, dış görünüşle ilgili. Taharet Temizlik. Batn Mide, karın, iç. Bâtın İç, görünmeyen, içyüz. Necaset Pislik. Maânî-i mukaddese Mukaddes manalar, mübarek ve kutsal manalar. Suret-i mülevvese Pis şekil. Mücaveret Komşuluk, yakınlık. Ayât-ı İlahiye Allah’ıncc ayetleri. Tefekkür Düşünmek, düşünceyi hareketlendirmek, düşünceyi çalıştırmak. Maraz Hastalık, dert, illet. İştiha Kuvveli istek, arzu, acıkma. Bevl İdrar. Emr-i müheyyic Heyecanlandıran iş, telaşlandıran olay. Hiss Duygu. Deva-i illet Hastalığın iacı. Kaza-i hacet Tuvalet ihtiyacını gidermek. Levazımat Lüzumlu şeyler, gerekenler, gerekli şeyler, gerekliler. Münasib Uygun, layık, yaraşır. Süflî Alçak, aşağı, bayağı, adi. Suret Biçim, görünüş, şekil, tarz *Dış görünüş. *Gidiş, yol. Nesc Dokuma, dokunuş. Mana Anlam. Beis Zarar. Televvüs Kirlenmek, pislenmek. Hatar Tehlike. Hasr-ı nazar Bütün dikkatini verme. Zann-ı zarar Zarar zannetme, zarar sanma. Üçüncü Vecih budur ki Eşya mabeynlerinde, bazı münasebat-ı hafiye bulunur. Hattâ hiç ümid etmediğin şeyler içinde münasebet ipleri bulunur. Ya bizzât bulunur veya senin hayalin, meşgul olduğu san'ata göre o ipleri yapmış, onları birbiriyle bağlamış. Şu sırr-ı münasebettendir ki, bazan bir mukaddes şeyi görmek, bir mülevves şeyi hatıra getirir. Fenn-i Beyan'da beyan olunduğu gibi, "Hariçte uzaklık sebebi olan zıddiyet ise, hayalde sebeb-i kurbiyettir." Yani İki zıddın suretlerinin cem'ine vasıta, bir münasebet-i hayaliyedir. Bu münasebetle gelen tahattura, tedai-yi efkâr tabir edilir. Meselâ Sen namazda, münacatta, Kâ'be karşısında, huzur-u İlahîde iken, âyâtı tefekkürde olduğun bir halde; şu tedai-yi efkâr, seni tutup en uzak malayaniyat-ı rezileye sevkeder. Senin başın, böyle bir tedai-yi efkâra mübtela ise, sakın telaş etme. Belki intibaha geldiğin anda, dön. "Aman ne kusur ettim" deyip tedkikle meşgul olup durma. Tâ o zaîf münasebet, senin dikkatinle kuvvet peyda etmesin. Zira teessür gösterdikçe, ehemmiyet verdikçe, senin o zaîf tahatturun melekeye döner. Bir maraz-ı hayalî olur. Korkma, maraz-ı kalbî değil. Şu nevi tahattur ise, galiben ihtiyarsızdır. Hususan hassas asabîlerde daha galibdir. Şeytan, şu nevi vesvesenin madenini çok işlettirir. Şu yaranın merhemi şudur kiMabeyn Ara. Münasebat-ı hafiye Gizli münasebetler, gizli görünmez alakalar ve bağlar. Münasebet İlişki, bağ, alaka. Bizzât Doğrudan kendisi. San'at Ustalık, hüner. Sırr-ı münasebet Münasebet sırrı, alakalı olmasındaki gizli gerçek, bağlantısınınilişkisinin derin ve ince manası. Mukaddes Kutsal, kusursuz, her türlü noksanlardan uzak olan. Mülevves Kirli, pis. *Karışık. Fenn-i Beyan Anlatma ve ifade ilmi. Beyan İzah, açıklama, anlatma. Hariç Dış. Zıddiyet Zıtlık, terslik. Sebeb-i kurbiyet Kurbiyet sebebi, yakınlık sebebi. Zıdd Zıt, ters, aksi, karşıt. Suret Biçim, görünüş, şekil, tarz *Dış görünüş. *Gidiş, yol Cem' Toplama, bir arada bulundurma. * Çoğul, çokluğu gösteren kelime. Vasıta Araç, aracı, sebep, vesile. Münasebet- i Hayaliye Hayali münasebet, hayalle ilgili bağlantı ve ilişki. Tahattur Hatırlama. Tedai-yi efkâr Bir fikrindüşüncenin başka bir fikridüşünceyi hatıra getirmesi, fikir çağrışımı. Tabir İfade, söz, deyim. Münacat Dua, Allah’acc yalvarma. Âyât Ayetler, 1- Kur’an-ı Kerimdeki cümleler. 2- Allah’ıcc tanıtan varlıklar. Tefekkür Düşünmek. Düşünceyi hareketlendirmek, düşünceyi çalıştırmak. Malayaniyat-ı Rezile Rezil utanç verici yersiz düşünce ve sözler. Sevk Gönderme, yollama. Tedai-yi efkâr Bir fikrindüşüncenin başka bir fikridüşünceyi hatıra getirmesi, fikir çağrışımı. Mübtela Tutkun, düşkün, hasta, dertli. İntibah Uyanıklık, uyanma. Tedkik İnceleme, araştırma, inceden inceye araştırma. Zaîf Zayıf, güçsüz, kuvvetsiz. Münasebet İlişki, bağ, alaka. Peyda Ortaya çıkma, olma, meydana çıkma, kazanma, belirme. Teessür Etkilenme, üzülme, üzüntü. Ehemmiyet Önemli olma, değerlilik, kıymetlilik. Tahattur Hatırlama. Meleke Tecrübelerin veya tekrarlamaların sonucu kazanılan bilgi ve beceri alışkanlığı. Maraz-ı hayalî Hayalle ilgili hastalık, hayal hastalığı. Nevi Çeşit, tür. Galiben Çoğunlukla. İhtiyarsız İstemeyerek, elde olmadan. Hususan Bilhassa, özellikle, ayrıca. Hassas Duyarlı. Asabî Sinirli. Galib Üstün, yenen. Tedai-yi efkâr, galiben ihtiyarsızdır. Onda mes'uliyet yoktur. Hem tedaide, mücaveret var; temas ve ihtilat yoktur. Onun için, efkârın keyfiyetleri, birbirine sirayet etmez, birbirine zarar vermez. Nasılki şeytan ile melek-i ilham, kalb taraflarında mücaveretleri var ve füccar ve ebrarın karabetleri ve bir meskende durmaları, zarar vermez. Öyle de, tedai-yi efkâr saikasıyla istemediğin pis hayalat, gelip nezih efkârın içine girse; zarar vermez. Meğer kasden olsa veya zarar zannıyla onunla ziyade meşgul olsa. Hem bazan kalb yoruluyor. Fikir, kendini eğlendirmek için rastgele bir şeyle meşgul olur. Şeytan fırsat bulur, pis şeyleri önüne serpiyor, efkâr Bir fikrindüşüncenin başka bir fikridüşünceyi hatıra getirmesi, fikir çağrışımı Galiben Çoğunlukla. İhtiyarsızdır İstemeyerek, elde olmadan. Tedai bir şeyin başka bir şeyi hatıra getirmesi, çağrışım. Mücaveret Komşuluk, yakınlık. Temas Dokunma, değme. İhtilat Karışmak, karışıp görüşmek. Efkâr Fikirler, düşünceler. Keyfiyet Özellik, nitelik. Sirayet Yayılma, bulaşma, geçme. Şeytan İnsanı Kur’anın gösterdiği yoldan, iman ve İslam yolundan sürekli saptırmak için uğraşan görünmez bir varlık. Melek-i ilham İlham meleği. İlham Allahcc tarafından kalbe gelen mana. Mücaveret Komşuluk, yakınlık. Füccar Günahkarlar, açıktan günah işleyenler. Ebrar iyiler, hayırlılar. Karabet Yakınlık, akrabalık. Mesken Ev, oturulan yer. Tedai-yi efkâr Bir fikrindüşüncenin başka bir fikridüşünceyi hatıra getirmesi, fikir çağrışımı Saika Sürükleyici sebep. Hayalat hayaller. Nezih Temiz, pak, arınmış, hiçbir kötülüğü ve çirkinliği olmayan. Efkâr Fikirler, düşünceler. Zannı Zannetmesi, sanması. Ziyade Fazla, çok. Dördüncü Vecih Amelin en iyi suretini taharriden neş'et eden bir vesvesedir ki, takva zannıyla teşeddüd ettikçe hal ona şiddetlenir. Hattâ bir dereceye varır ki, o adam amelin daha evlâsını ararken, harama düşer. Bazan bir sünnetin araması, bir vâcibi terkettiriyor. "Acaba amelim sahih oldu mu?" der, iade eder. Bu hal devam eder. Gayet ye'se düşer. Şeytan şu halinden istifade eder, onu yaralar. Şu yaranın iki merhemi var Amel İş, çalışma, görevi yerine getirme. Suret Biçim, görünüş, şekil, tarz *Dış görünüş. *Gidiş, yol. Taharri Arama, araştırma, inceleme. Neş’et Meydana gelme, ortaya çıkma, var olma. Vesvese Şüphe kuruntu. Takva Bütün günahlardan ve her türlü yasaklardan kendini koruma. Zannı Zannetmesi, sanması. Teşeddüd Şiddetlenme, sertleşme, kuvvet ve dayanıklılık kazanma. Evlâ Daha iyi, çok iyi. Haram Yasak ve günah, Allah’ıncc açık ve kesin olarak yasakladıkları. Sünnet Peygamberimizinasm sözleri, hareketleri ve davranışlarıyla gösterdikleri. Vâcib Dindeki farz derecesine yakın farz ile sünnet arasındaki emirler. Sahih Doğru, tam, noksansız, şartlarına ve kurallarına uygun yapılmış. İade Geri verme. Gayet Çok, pek çok. Ye's Ümitsizlik. Birinci merhem Bu gibi vesvese ehl-i İtizale lâyıktır. Çünki onlar derler "Medar-ı teklif olan ef'al ve eşya, kendi zâtında, âhiret itibariyle ya hüsnü var; sonra o hüsne binaen emredilmiş veya kubhu var; sonra ona binaen nehyedilmiş. Demek eşyada, âhiret ve hakikat nokta-i nazarında olan hüsün ve kubh zâtîdir; emir ve nehy-i İlahî ona tâbi'dir." Bu mezhebe göre, insan her işlediği amelde şöyle bir vesvese gelir "Acaba amelim nefs-ül emirdeki güzel surette yapılmış mıdır?" Amma mezheb-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat derler ki Cenab-ı Hak bir şeye emreder, sonra hasen olur. Nehyeder, sonra kabih olur. Demek emir ile güzellik, nehy ile çirkinlik tahakkuk eder. Hüsün ve kubh mükellefin ıttılaına bakar ve ona göre takarrur eder. Şu hüsün ve kubh ise, surî ve dünyaya bakan yüzünde değil, belki âhirete bakan yüzdedir. Meselâ, sen namaz kıldın veya abdest aldın. Halbuki namazını ve abdestini fesada verecek bir sebeb, nefs-ül emirde varmış. Lâkin sen ona hiç muttali olmadın. Senin namazın ve abdestin hem sahihtir, hem hasendir. Mu'tezile der "Hakikatte kabih ve fasiddir. Lâkin senden kabul edilir. Çünki cehlin var, bilmedin ve özrün var." Öyle ise Ehl-i Sünnet mezhebine göre, zahir-i şeriata muvafık olarak işlediğin ameline "Acaba sahih olmuş mu?" deyip vesvese etme. Fakat, "Kabul olmuş mu?" de. Gururlanma, ucbe girme. Ehl-i İtizal Mutezile mezhebinden olanlar. Lâyık Yakışır ve yaraşır. Uygun. Medar-ı teklif Sorumluluk ve yükümlülük sebebi. Ef'al Fiiller, işler. Zâtında Aslında, kendisinde, özünde. Âhiret Ölümsüz olan öbür dünya, ölüm ve kıyamet ile gidilen ve Cennet-Cehennemin bulunduğu ebedi alem. Hüsn Güzellik. Binaen Dayanarak, dayalı olarak. Kubh Çirkinlik, kötülük. Nehy Menetme, yasak etme, yasaklama. Hakikat Gerçek. Nokta-i Nazar Bakış açısı. Hüsün Güzellik. Kubh Çirkinlik, kötülük. Zâtî Zata ait, zatla alakalı, kendisiyle ilgili. Nehy-i İlahî Allah’ıncc yasaklaması. Tâbi' Bağlı, uyan, arkası sıra giden, izleyen. Amel İş, çalışma, görevi yerine getirme. Vesvese Şüphe kuruntu. Nefs-ül Emir Hakikatın kendisi, gerçeğin kendisi. Mezheb-i hak Hak mezheb, doğru mezheb. Ehl-i Sünnet ve Cemaat İnanç ve yaşayışın bütün yönleriyle Kur’an ve sünnet yolundan gidenler. Hasen Güzel. Nehy Menetme, yasak etme, yasaklama. Kabih Çirkin, kötü, fena. Tahakkuk Doğruluğu meydana çıkma, gerçekleşmek, gerçeklik kazanma, ortaya çıkma. Hüsün Güzellik. Kubh Çirkinlik, kötülük. Mükellef Vazifeli, görevli. Ittıla Haberli olma, haberi bulunma, bilgisi olma. Takarrur Kararlaşma, yerleşme, değişmeyecek şekilde kararlı duruma gelme. Surî Surete ait, görünüşle ilgili, görünüşdeki. Ciddi ve samimi olmayan. Lâkin Ancak, fakat, amma. Muttali Haberli, bilgili, bilgisi olan. Sahih Doğru, tam, noksansız. Cehl Cahillik, bilgisizlik. Zahir-i Şeriat İslam dininin, açık ve belli olan emir ve yasakları, İslam dininin dış görünüşü. Muvafık Uygun, merhem Dinde harec yoktur. Madem dört mezheb haktır. Madem istiğfara müncer olan derk-i kusur ise, gurura müncer olan hüsn-ü amelin rü'yetine -böyle vesveseli adama- müreccahtır. Yani böyle vesveseli adam, amelini güzel görüp gurura düşmektense, amelini kusurlu görse, istiğfar etse, daha evlâdır. Madem böyledir, sen vesveseyi at. Şeytana de ki Şu hal, bir harecdir. Hakikat-ı hale muttali olmak güçtür. Dindeki yüsre münafîdir. ﺍَﻟﺪِّﻳﻦُ ﻳُﺴْﺮٌ ٭ ﻻَ ﺣَﺮَﺝَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪِّﻳﻦِ esasına muhaliftir. Elbette böyle amelim bir mezheb-i hakka muvafık gelir. O bana kâfidir. Hem lâakal ben aczimi itiraf ederek ibadeti lâyık-ı vechile eda edemediğimden istiğfar ve tazarru' ile merhamet-i İlahiyeye dehalet edip, kusurum affolunmak, kusurlu amelim kabul olunmak için mütezellilane bir niyaza vesiledir. Harec Zorluk, darlık, sıkıntı. İstiğfar Af dileme, Allah’tancc bağışlanma isteme, tövbe etme. Müncer Sürüklenen, götüren, varan, son bulan, sonuçlanan. Derk-i Kusur Kusurunu anlamak. Hüsn-ü amelin İbadet ve iyi işlerin güzelliği. Rü'yet Görmek. Müreccah Üstün. Hakikat-ı Hal Durumun gerçek içyüzü, gerçek durum. Yüsr Kolaylık, rahatlık. Münafî Zıt, ters, aykırı. BEŞİNCİ VECİH Mesail-i imaniyede şübhe suretinde gelen vesvesedir. Bîçare vesveseli adam, bazan tahayyülü, taakkul ile iltibas eder. Yani Hayale gelen bir şübheyi, akla girmiş bir şübhe tevehhüm edip, itikadına halel gelmiş zanneder. Hem bazan tevehhüm ettiği bir şübheyi, imana zarar veren bir şek zanneder. Hem bazan tasavvur ettiği bir şübheyi, tasdik-ı aklîye girmiş bir şübhe zanneder. Hem bazan bir emr-i küfrîde tefekkürü, küfür zanneder. Yani dalaletin esbabını anlamak suretinde kuvve-i müfekkirenin cevelanını ve tedkikatını ve bîtarafane muhakemesini, hilaf-ı iman zanneder. İşte telkinat-ı şeytaniyenin eseri olan şu zanlardan ürkerek, "Eyvah! Kalbim bozulmuş, itikadıma halel gelmiş" der. O haller, galiben ihtiyarsız olduğundan, cüz'-i ihtiyarîsiyle ıslah edemediğinden ye'se düşer. Bu yaranın merhemi şudur kiMesail-i imaniye İmane ait meseleler, imanla ilgili konular. Vesvese Şüphe, kuruntu. Bîçare Çaresiz. Tahayyül Hayale getirmek, hayalde canlandırmak. Taakkul Hatırlama, zihin yorarak anlama. İltibas Birbirine benzeyenleri birbirinden ayırt edemeyip karıştırma. Tevehhüm Evhamlanma, kuruntuya kapılma, asılsız ve gerçek dışı düşüncelere kapılma, sanma. İtikad İnanmak, gönülden iman. Halel Zarar, bozma, eksiklik. Şek Şüphe, kuşku. Tasavvur Zihinde şekillendirme, akılda canlandırma. Emr-i küfrî Küfre ait iş, inkarla ilgili düşünce ve olay. Tefekkür Düşünmek, düşünceyi çalıştırmak. Dalalet Sapıtma, iman ve İslam yolundan sapmak. Esbab Sebepler. Kuvve-i müfekkire Akıl yürütme gücü, düşünme yeteneği. Cevelan Dolaşma. Tedkikat Tetkikler, incelemeler, araştırmalar. Bîtarafane Tarafsız olarak, tarafsızca. Muhakemesi Yargılaması. Hilaf-ı İman İmana ters, inanca aykırı. Telkinat-ı Şeytaniye Şeytana ait telkinler, şeytanın aşılamaları. Zanlar Zannetmeler, sanmalar. Galiben Çoğunlukla. İhtiyarsız İstemeyerek, elde olmadan. Cüz'-i ihtiyarî Serbest ve hür hareket edebilme yeteneği. Ye's Ümitsizlik. Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi; tevehhüm-ü küfür dahi, küfür değildir. Tasavvur-u dalalet dalalet olmadığı gibi; tefekkür-ü dalalet dahi, dalalet değildir. Çünki hem tahayyül, hem tevehhüm, hem tasavvur, hem tefekkür; tasdik-ı aklîden ve iz'an-ı kalbîden ayrıdırlar, başkadırlar. Onlar bir derece serbesttirler. Cüz'-i ihtiyariyeyi pek dinlemiyorlar. Teklif-i dinî altına çok giremiyorlar. Tasdik ve iz'an, öyle değiller. Bir mizana tâbi'dirler. Hem tahayyül, tevehhüm, tasavvur, tefekkür, nasılki tasdik ve iz'an değiller. Öyle de şübhe ve tereddüd sayılmazlar. Fakat eğer lüzumsuz tekrar ede ede müstekar bir hale gelse, o vakit hakikî bir nevi şübhe, ondan tevellüd edebilir. Hem bîtarafane muhakeme namıyla veya insaf namına deyip, şıkk-ı muhalifi iltizam ede ede, tâ öyle bir hale gelir ki, ihtiyarsız taraf-ı muhalifi iltizam eder. Ona vâcib olan hakkın iltizamı kırılır. O da tehlikeye düşer. Hasmın veya şeytanın bir vekil-i fuzulîsi olacak bir halet, zihninde takarrur küfür İnkar düşüncesini, hayalde canlandırma. Tevehhüm-ü küfür İnkara düşme kuruntusu. Tasavvur-u dalalet Dinden nasıl sapıldığını düşünmek. Tahayyül Hayale getirmek, Hayalde canlandırmak. Tevehhüm Evhamlanma, kuruntuya kapılma, asılsız ve gerçek dışı düşüncelere kapılma, sanma. Tasavvur Zihinde şekillendirme, akılda canlandırma. İz'an-ı kalbî Kalple ilgili iman ve benimseme. Teklif-i dinî Dini teklif, dinin yükümlü tutması, dinin emir ve yasaklarla görevlendirmesi. Tasdik Doğrulama, doğruluğunu kabul etme. İz'an Anlayış, benimseme, inanıp itaat etme. Müstekar Kararlı, sabit, değişmez, yerleşmiş, kalıcı. Nevi Çeşit, tür. Tevellüd Doğma, meydana gelme. Bîtarafane Tarafsız olarak, tarafsızca. Muhakeme Düşünce, akıl yürütme, değerlendirme. *Sorgulama, yargılama. Şıkk-ı muhalif Karşı taraf, karşı tarafın görüşü. İltizam Lüzumlu görme, gerekli görme. İhtiyarsız İstemeyerek, elde olmadan. Taraf-ı muhalif Muhalif taraf, zıt taraf. Hasm Düşman. Vekil-i fuzulî Gereksiz sözcü. Halet Durum, hal. Takarrur Kararlaşma, yerleşme, değişmeyecek şekilde kararlı duruma gelme. Şu nevi vesvesenin en mühimi budur ki Vesveseli adam, imkân-ı zâtî ile imkân-ı zihnîyi birbiriyle iltibas eder. Yani Bir şeyi zâtında mümkün görse, o şeyi zihnen dahi mümkün ve aklen meşkuk tevehhüm eder. Halbuki İlm-i Kelâm'ın kaidelerindendir ki İmkân-ı zâtî ise, yakîn-i ilmîye münafî değil ve zaruret-i zihniyeye zıddiyeti yoktur. Meselâ Şu dakikada Karadeniz'in yere batması, zâtında mümkündür ve o imkân-ı zâtî ile muhtemeldir. Halbuki yakînen, o denizin yerinde olduğunu hükmediyoruz, şübhesiz biliyoruz. Ve o ihtimal-i imkânî ve o imkân-ı zâtî, bize şek vermez, bir şübhe getirmez, yakînimizi bozmaz. Meselâ Şu güneş zâtında mümkündür ki, bugün gurub etmesin veya yarın tulû' etmesin. Halbuki bu imkân yakînimize zarar vermez, şübhe getirmez. İşte bunun gibi, meselâ hakaik-i imaniyeden olan hayat-ı dünyeviyenin gurubuna ve hayat-ı uhreviyenin tulûuna, imkân-ı zâtî cihetinde gelen vehimler, yakîn-i imanîye zarar vermez. Hem ﻻَ ﻋِﺒْﺮَﺓَ ِﻟْﻼِﺣْﺘِﻤَﺎﻝِ ﺍﻟْﻐَﻴْﺮِ ﺍﻟﻨَّﺎﺷِﺊِ ﻋَﻦْ ﺩَﻟِﻴﻞٍ yani "Bir delilden neş'et etmeyen bir ihtimalin hiç ehemmiyeti yoktur" olan kaide-i meşhure; hem usûl-üd din, hem usûl-ül fıkhın kaide-i mukarreresindendir. İmkân-ı zâtî Bir şeyin kendisiyle ilgili olabilecekler. İmkân-ı zihnî Akıl ve mantık bakımından olabilirlik. İltibas Birbirine benzeyenleri birbirinden ayırt edemeyip karıştırma. Meşkuk Şüpheli. Tevehhüm Evhamlanma, kuruntuya kapılma, asılsız ve gerçek dışı düşüncelere kapılma, sanma. İlm-i Kelâm Kelam ilmi, İslam dininin temel inanç kurallarını açıklayan ve ispatını yapan ilim. Kaide Prensip, kural. Muhtemel Olabilir, mümkün. İhtimal-i imkânî Mümkün olma ihtimali. Tulû' Doğma, doğuş, ortaya çıkma. Hakaik-i imaniye İnançla ilgili gerçekler. Hayat-ı dünyeviye Dünyaya ait hayat, dünyadaki yaşantı. Neş'et Meydana gelme, ortaya çıkma, var olma. Ehemmiyeti Önemi. Kaide-i meşhure Meşhur kaide, herkesce bilinen kural. Usûl-üd din Dinin usulü, dinin esaslarını inceleyen ilmin temel kuralları. Usûl-ül fıkh Fıkıh usulü, dinin emir ve yasaklarını inceleyen ilmin temel kuralları. Kaide-i mukarrere Mukarrer kaide, değişmez kaide, değişmez kural. Eğer desen Bu derece mü'minlere muzır ve müz'ic olan vesvese, ne hikmete binaen bize bela olmuş?" Elcevab İfrata varmamak, hem galebe çalmamak şartıyla, asl-ı vesvese teyakkuza sebebdir, taharriye dâîdir, ciddiyete vesiledir. Lâkaydlığı atar, tehavünü def'eder. Onun için Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı imtihanda, şu meydan-ı müsabakada bize bir kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş. Beşerin başına vuruyor. Şayet ziyade incitse, Hakîm-i Rahîm'e şekva etmeli, "Eûzü billahi mineşşeytanirracim" demeli. Muzır Zararlı, zarar veren. Müz'ic Rahatsız edici, usandırıcı, sıkıntı verici. Vesvese Şüphe, kuruntu. Binaen Dayanarak, dayalı olarak. İfrat Aşırılık, aşırı gitme, çok ileri gitme, haddini aşma. Asl-ı vesvese Vesvesenin aslı, kuruntunun gerçek iç yüzü. Teyakkuz Uyanık olma, uyanıklılık, göz açıklığı. Taharri Arama, araştırma, inceleme. Dâî Davet eden, sebep olan. *Dua eden. Ciddiyet Ağırbaşlılık, ciddilik, gerçek ve samimilik. Lâkayd Alakasız, ilgisiz. Tehavün Önem vermemek, önemsememek, aldırış etmeme. Hakîm-i Mutlak Sonsuz hikmet sahibi, her şeyi sayısız gayeler ve faydalarla düzenli olarak yapan Allahcc. Dâr-ı imtihan İmtihan yeri. Meydan-ı müsabaka Müsabaka meydanı, yarışma sahası. Kamçı-yı teşvik Teşvik kamçısı. Beşer İnsan. Ziyade Fazla, çok. Hakîm-i Rahîm Çok merhametli ve şefkatli olan ve her şeyde gayeler ve faydalar gözeten Allahcc. Şekva Şikayet. Eûzü billahi mineşşeytanirracim Şeytandan Allah’acc sığınırım. Said Nursi Barış Pınarı Harekâtı'nın başladığı günden itibaren doğudan ve batıdan pek çok ülkenin aleyhte bir tutum içine girdikleri görüldü. Bazı köşe yazarlarının "Türkiye'nin yalnızlığı"na vurgu yaptıkları yazılar yazması ve yorumcuların bu konuyu sık sık dile getirmesine şahit olduk. Geride bıraktığımız süreçte özellikle KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın kendisinden hiç "beklenmeyen" sözlerinin de Türkiye'nin bu harekât sebebiyle dünya kamuoyu tarafından yalnızlığa terk edildiği şeklinde bir algı oluşmasında rol oynadığı düşünülebilir. Aslında verilen tepkiler çok da sürpriz değil… Bu harekât, kimin içinde ne varsa onu dışarıya çıkaran bir fonksiyon icra ediyor kanaatindeyiz. Zira yolculuk sefer sürecinde, insanın iç dünyasında taşıdıklarını ve yaşadıklarını dışa yansıtması kaçınılmaz olduğu gibi, bir bakıma sefer olan bu harekâtın da insanlar ve toplumlar; milletler ve ülkeler için bir turnusol kağıdı mesabesinde olduğu da pekâlâ söylenebilir. Burada cevaplanması gereken soru, "Türkiye'nin yalnızlığı" ne anlama geliyor? Ya da Türkiye gerçekten yalnız mı?.. TÜRKİYE'NİN YALNIZLIĞININ SEBEBİ BARIŞ PINARI HAREKÂTI MI? Elbette ki hayır!.. Çünkü bu harekât yapılmasaydı bile Türkiye'yi yalnızlığa itmek, muhtelif alanlardaki başarısını engellemek veya gölgelemek için uluslararası kampanyaların, operasyonların yapıldığı aşikârdı… Bu kampanyaların sadece Hristiyan Batı dünyasında değil, Ortadoğu'daki bazı Müslüman Arap ülkelerinde yürütüldüğü de bilinen bir husustu. Dolayısıyla Türkiye'yi yalnızlığa itmek, yalnızlaştırmaya çalışmak bugünün meselesi olmadığı gibi, haklı gerekçelere sahip bir harekât da bu hususta "sebep" değildir. Dahası bu harekât, son günlerde yapılan anketlere yansıyan şekliyle, Türkiye kamuoyunda birçok kişinin düşündüğü üzere, aslında "geç kalınmış bir müdahale" olarak da görülebilir. Çünkü devamlı surette bir tehdit unsuru ve saldırı kaynağı halinde duran bu bataklığı kurutma hususunda Türkiye'nin başlattığı harekât aynı zamanda onun meşru müdafaa hakkını da ortaya koymaktadır. Nitekim Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın, mevkidaşlarıyla yaptığı telefon görüşmelerinde sorduğu şu soru bu bakımdan son derece anlamlıdır "Sizin ülkenize 700 havan topu düşse, 9 aylık bebek ölse ne yapardınız? Ne hissederdiniz? Lütfen empati yapın!" Türkiye uzunca bir süre, söz konusu bölgede yaşanan olumsuzlukların son bulması ümidiyle bekledi, durdu… NATO müttefikimiz olan devletlerden, bölgedeki sorunların çözümü yönünde adımlar atmasını beklerken, terör örgütünün isim değiştirmiş versiyonlarına devasa desteklerine şahit oldu. Bir taraftan bölgenin mağdur ve mazlum Arap, Kürt, Türkmen halklarına kapılarını açarak sığındıkları bir yuva oldu. Bir taraftan da yeni göçlerin ve zulümlerin yaşanmaması için diplomatik çabalarını sürdürmeye devam etti. Bütün bunları yaparken ne batıdan ne de doğudan doğru dürüst bir destek görmedi. Üstelik geride kalan süreçte ne Amerika ne de Avrupa Birliği verdiği sözleri tuttu, ne de İslam ülkelerinden maddi ve manevi yardım görebildi. Dolayısıyla şimdi tüm bu ülkeler ve "birlik"lerin kalkıp Türkiye'yi yalnızlığa itmesi/yalnızlaştırmaya çalışması sürpriz değildir. Kanaatimizce bu durum önemsenmesi gereken bir husus da değildir. Çünkü Türkiye birtakım kötü emellerle yola çıkmış değildir. Niyeti bellidir ve bütün dünyaya deklare ettiği üzere kimsenin toprağında gözü yoktur!.. Durum böyle iken, bu harekâtın Türkiye'yi uluslararası câmiada yalnızlığa ittiğini söylemek isabetli bir düşünce olmadığı gibi iç ve dış politika açısından getireceği bir fayda da yoktur kanaatindeyiz. Sevindirici olan şudur ki, "Gerekirse yedi düveli karşımıza alırız" kararlılığında olan Cumhurbaşkanıyla, bakanlar kuruluyla ve ordusuyla; yine %80 düzeyinde bir halk desteğiyle Türkiye yekvücut ve bir şekilde bu harekâtın sürdürülmesi ve başarıyla tamamlanması hususunda hemfikirdir. Konuya, İslam Tarihi'nden bir örnek aktararak devam etmeyi, tarihte yaşanmış olayların aslında bugüne de ışık tutan yönlerinin olduğuna vurgu yapmayı düşünüyoruz. İSLAM TARİHİNDEN GÜNÜMÜZE MESAJLAR Tarih 630 yılı… Mevsim, bugün olduğu gibi sonbahar… Bizans Devletinin bazı Hristiyan Arap kabilelerini de yanına alarak Medine'yi kuzeyden istilâ edeceği haberi Peygamberimize ulaşmıştı. Şam-Medine arasında gidip gelen tâcirler vasıtasıyla bu haber tekrarlanınca Peygamberimiz Medine halkını bilgilendirmiş ve sefer hazırlıklarına başlamıştı. Ne var ki, o günlerde etkisini kaybetmemiş sıcaklara, kıtlık ve kuraklık da eşlik etmekteydi. Şartların ağırlığı sebebiyle bu seferin hazırlık dönemine "Zorluk Zamanı", hazırlanan orduya ise "Zorluk Ordusu" adı verilmişti. Bu şartlar altında, Peygamberimiz sav İslam Ordusu'nu Tebük seferine hazırlamaktaydı… Sefer hazırlıkları aşamasında, münafıklar halk arasında olumsuz propagandalarla hazırlıkları baltalamaya çalışıyorlardı. Şartların zorluğundan ve bu tür propagandalardan etkilenerek işi ağırdan alan bazı Müslümanların varlığı söz konusuydu… Ancak yine aynı günlerde Müslümanların çoğunluğu, münafıkların söylem ve propagandalarına aldırış etmeden Resûl-i Ekrem'in sav çağrısına icâbet ederek orduya büyük bir malî destek sağladılar. Özellikle Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Abdurrahman b. Avf gibi sahabilerin fedakârca davranışları, kadınların ise süs ve takılarını vermek suretiyle bu bağış yarışına katılmaları söz konusuydu. İşte tam bu süreçte inen ayetler, Müslümanları uyaran, nasıl davranmalarını belirleyen ve Allah'ın yardımının dün olduğu gibi bugün de gerçekleşeceğini hatırlatan nitelikteydi… Nâzil olan ayetlerde Allah Teâlâ şöyle buyuruyordu "Ey iman edenler! Ne oldunuz ki, size "Allah yolunda sefere çıkın" denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir. … Eğer siz ona Peygamber'e yardım etmezseniz, biliyorsunuz ki inkar edenler onu iki kişiden biri olarak Mekke'den çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunurken arkadaşına, "Üzülme, çünkü Allah bizimle berâber" diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkar edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah'ın sözü ise en yücedir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." Tevbe, 38-40﴿ Hazırlıklar tamamlanmıştı. Yine bir sonbahar mevsiminde, 630 yılının Ekim ayında bir Perşembe günü Peygamberimiz kişilik ordusuyla Tebük'e doğru hareket etti. Ulaştıkları bu şehirde yirmi gün kaldılar. Karşılarına çıkmaktan çekinen Bizans ordusu da onlara destek vereceği düşünülen müttefikleri de ortaya çıkmayınca İslam Ordusu bölgedeki kabilelerle siyasi ve iktisadi açıdan verimli anlaşmalar yaparak zaferle Medine'ye döndü… Yıl 2019… Yine sonbahar, yine bir Ekim ayı… Son Peygamberi Hz. Muhammed'i sav zor zamanlarında yalnız bırakmayan, melekleriyle destekleyen Alemlerin Rabbi'nden niyazımızdır Peygamberini desteklediğin, onunla beraber olduğun gibi, onun ismini taşıyan kahraman Mehmetçikleri de destekle ve muzaffer eyle Yâ Rabbi!.. Yalnızlığa itilmeye çalışıldığımız şu günlerde elimizden Sen tut; ve bizimle birlikte ol Yâ Rabbi!.. Amin Prof. Dr. Mehmet Emin Ay Yasal Uyarı Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın. Sözüme Şeyh Sadi’nin bir sözüyle girmek istiyorum; “En korkulu anlarda bile, ümidini kırma, Unutma ki iliklerin en lezzetlisi en sert kemikte bulunur!” Yaşıyorum, “o halde varım!” diyeceksiniz! Ye’is sözlükte, “umutsuzluktan doğan karamsarlık, umutsuzluk, üzüntü” Şems-i Tebrizi, 13. yy’de; sanki asrımıza/ asrımız insanına sesleniyor; “Kalk, silkelen, kendine gel. Umutsuzluğa sarılma. Umutsuzluk şeytandandır. Ümit vermek Allah’tandır” Umutsuzluk, batının bu millet evladına taktığı kelepçedir! O zincirleri de kıralım! Akif şiirinde, bu millete seslenecektir; “Korkma Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz; Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz!” Hz. Ömer, “Bir şeyden ümitsiz olan, ondan uzak olur!” Hayatımız boyunca, ümit var olacağız!’ Akif’i dinlemeye devam edelim; “Feryad ile kurtulması me’mûl ise haykır! Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır! İş bitti… Sebâtın sonu yoktur!’ deme, yılma Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma.” Usta kalem Sezai Karakoç bu milleti uyanmaya davet eder; “Umutsuzluk yok. Gün gelir; gül de açar, bülbül de öter.” Umut, hayattır’ Umutsuzluk, ölümdür’ Theoktritos ne güzel söylüyorlar; “Yaşayanlar için umut her zaman vardır. Umutsuzluk, ölüler içindir.” İnancımız, durma, çalış’ diyor… Tıpkı, “rızık arayışı için kanat çırpan kuşlar misali!” Bakara Suresi 155. Ayette şöyle buyrulur; “Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, Ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenleri müjdele!” Hayat imtihandır… Bazen sıkıntılar üzerimize gelir! Sabrı boğazlayacakmış gibi olur! İmtihanımızda, korku da, açlık da, sıkıntılar da’ olabilir! Burada, metanet gösterenler, sabredenler’ kazanıyorlar! Hayat hiçbir zaman, çekilmez’ mantığıyla düşünülmemelidir; Güzel görmek, güzel düşünmek; hayatı da güzelleştirir’ Hz. Mevlana, “kahverengi dallardan pembe çiçekler açtığına göre, Ümitsizliğe gerek yok!” Ümitsizlik, şeytanın / nefsin beslediği; vesvesenin adı…’ Allah bizleri, her türlü çirkeften ve vesveseden korusun’ İç ve dış dünyamıza, sükûnet versin’ Umutsuzluk, asık surat’ olarak tarif edilebilir! Umut, o kadar güçlü bir moral gücüdür ki, “Umut, en çaresiz olduğunuz anlarda bile Neşeli olabilme gücü verir insana!” Hayatı, büyük idealleri, umutla yaşayacaksınız’ “niyet hayır, akıbet hayır!” Bu söz de, bu ifadelerde; hayatın kendisi’ okunur! Bu ifadeler, insana yaşama gücü/ veya zevki verir’ Hicr Suresi 55 ayette, “Dediler ki Seni gerçekle müjdeledik; Öyleyse umut kesenlerden olma!” İsra Suresi 83. Ayette de, “insana bir nimet verdiğimizde sırt çevirir ve yan çizer Ona bir şer dokunduğu zaman da umutsuzluğa düşer” Umut, insanı hayata bağlar’ Umut, insanın erdemli işler yapmasına psikolojik moraldir’ İnsanı, yaşatan ve hayata bağlayan’ umuttur… Bir büyük zat ne diyorlar; “Yeis, en dehşetli bir hastalıktır ki, âlem-i İslam’ın kalbine girmiş.” Bediüzzaman da şöyle der; “insanları canlandıran emeldir, öldüren yeistir!” Ne diyorlar? “Umutsuzluk yok, dua var. Acele etmek yok, sabretmek var. İmkânsız diye bir şey yok, çünkü Allah var.” Kendimizi, başarıya…’ hazırlayacağız! Şöyle kendi iç dünyamıza dönelim; “İnsanın kalbinden daha büyük bir çöl, Daha büyük bir göl var mı? Ah işte ah. Yangın da orda yağmur da…” Sizler neleri talep ederseniz, ona ulaşırsınız! Niyetler, dilekler ve aminler; birleşen bir doğru olsun… Cüneyt Kahraman bakınız ne diyorlar? “umutsuzluk ve karamsarlık bugün düşmandan, Daha çok düşmandır bizlere…” Büyük Sahabe Hz. Ali şöyle der; “Allah’ın rahmetinden ümitsiz olmak, Günahkâr olmaktan daha tehlikelidir” Hadis, “Rızkın için üzülme! Takdir edilen rızkın seni bulur” Ayet, “Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret, Ve kudret sahibi olan ancak Allah’tır.” Zariyat, 58 Ye’is/ ümitsizlik zincirlerini kıracağız… Şems-i Tebrizi, 13. yy’de; sanki asrımıza/ asrımız insanına sesleniyor; “Kalk, silkelen, kendine gel. Umutsuzluğa sarılma. Umutsuzluk şeytandandır. Ümit vermek Allah’tandır” Umuda ne zaman yürüyüş başlar; “kalplere güven doğunca!” Hölder, “tehlike büyüdükçe, ümit de büyür!” İnsanları hayata bağlayan, inancı, morali, emelidir’ Öldüren, sinsi bir hastalık olarak bilinen, “Ümitsizliktir!” Acıların, sıkıntıların, sarsıntıların merhemi, “UMUT’TUR…” Bizler, umulmayanı…’ umutla buluruz! Eflatun, “Bütün yıldızlar sönse ve her şey kararsa; İnsanın ruhunda tek bir yıldız parlamaya devam eder. Bu, ÜMİT YILDIZIDIR! İnancım, zor günler geçecek’ Tıpkı, baharın içimize sinen sıcaklığı misali… Tüyleri alırken amaç bu işlemin etkilerinin olabildiğince uzun sürmesidir. Ancak kullanılan yöntemlerden pek çoğu acı verir. Bu yazıda kısmen acısız yöntemlerden bazılarına göz atacağız! İnsanlar, istenmeyen tüylerinden kurtulmak için sürekli tüy alma yöntemleri arayışı içerisindeler. Yalnızca kaşlarınızı şekillendirmenizden veya sakal tıraşı olmanızdan bahsetmiyoruz. Yeni yöntemlerin amacı en başta tüylü bölgeleri, sanki orada hiç tüy yokmuş gibi sayıda farklı tüy alma yöntemi mevcuttur. Bazıları oldukça agresif yöntemlerdir. Her şekilde amaç bir süreliğine pürüzsüz ve tüysüz bir cilde teknoloji alanında kaydettiğimiz ilerlemelere rağmen, çoğunluk acılı geleneksel prosedürleri kullanmaya devam ediyor. Gelin tüy alma yöntemlerinden bazılarına göz atalım ve hangilerinin daha kolay, hangilerinin daha etkili ve hangilerinin daha az acılı olduğundan Alma Yöntemleri1. Sıcak ağda ile tüy almaEn agresif yöntemlerden biridir. Aynı zamanda en uzun süreli yöntemler arasında yer alır. Kıl folikülleri tamamen yok yaygın kullanılan tüy alma yöntemlerinden biridir. Uygun prosedürleri takip ederek evde yapabilirsiniz. Ayrıca diğerlerine kıyasla en etkili yöntemlerden tutmanız gereken en önemli şey sıcak ağdayı cildinize uygulamanız gerektiğidir. Ağdanın sıcaklığı yüksektir. Foliküllerin kökünden çekildiği de düşünüldüğünde bu işlem hassas ciltleri tahriş edebilir. Bu yöntemin hassas bölgeler yüz, koltukaltı, genital için tavsiye edilmemesinin temel sebebi Soğuk ağdaBu yöntemle yanıklar büyük ölçüde azaltılır ancak soğuk ağdanın iki kötü yönü ve en önemlisi tüylü ağda şeritlerini daha güçlü bir şekilde çekmenin gerekmesi. Bu yüzden yaralanma riski de daha soğuk ağda kullanırken tüy alma şeritlerini Sarartıcı kremBu prosedür seyrek tüylü insanlar tarafından yaygın olarak kullanılır. Çok fazla tüy almanız gerekmediği için, almak yerine onları saklamak harika bir Tüy dökücü kremBu yöntem en az agresif olan yöntemdir. Ancak aynı zamanda en kısa süreli olandır. Bu nedenle sıklıkla uygulamanız alma yöntemleri arasında en ucuzu budur. Ayrıca pratik ve acısızdır. Yaz boyunca acil durum yöntemi olarak çok kalıcılık açısından iyi bir yöntem değildir. Temel dezavantajı folikülleri yok etmemesidir. Bu yüzden kılları tıraş etmek gibidir. Bu yöntemi tercih ederseniz sık sık kullanmanız JiletÖzellikle de aniden havuza davet edilirseniz, jilet iyi bir tüy alma yöntemidir!Her seferinde yeni bir jilet kullanmaya çalışın. Kesiklerden ve sıyrıklardan kaçınmak için her zaman yanında tıraş kremi de tüylerinin ayda cm uzadığını, koltukaltı tüylerinin ise bunun tam 2 katı hızında uzadığını biliyor muydunuz?6. Elektrikli tıraş makinesiElektrikli tıraş makinesi özellikle sakal tıraş etmek ve şekillendirmek için harikadır. Kullanımları nispeten kolaydır ve oldukça herkesin beğenisine hitap etmezler. Kullanıcılar tıraş makinelerinin rahatsız edici ve hatta acı verici olabildiğini gereken önemli bir nokta onları her kullanımdan sonra iyice yıkamanızdır. Aksi takdirde folikül iltihabı oluşma riski İple almakPamuk ve ipek ipliğin kullanıldığı antik çağlardan kalma bir tüy alma yöntemidir. Kesin bir şekilde tüyleri yok eder ancak hafif agresif olduğu kaşları şekillendirirken ve yüzün diğer kısmındaki tüyleri alırken kullanılması tavsiye Yeni tüy alma yöntemleri LazerLazerle tüy alım yöntemi, vücudunuzdaki kıllardan kurtulmak için iyi bir yöntemdir. Ancak öncesinde bu yönteme kesin olarak başvurmak isteyip istemediğinizi iyice düşünün. Gerçekten de o bölgelerin sonsuza kadar tüysüz kalmasını istiyor musunuz?Özellikle de hormonal sorunlar veya genetik miras nedeniyle çok fazla tüyü olan insanlar için tüm yöntemler arasında en etkilisi tüy alınırken dayanılabilir bir sıcaklık hissi yaşanır. Dolayısıyla hiç acı verici değildir. Tüy sapını içeren pigmente yayılan sıcaklıkla kıl folikülleri yok için en uygun olan yöntemi seçinÇok acı verici olsa da ağda en ucuz seçeneklerden biridir. Pek çok yer müşterilerine, diğer yöntemlere göre daha kolay ve daha verimli olduğunu söyleyerek tavsiye sizin için en uygun olan yöntemi seçtiğinizden emin olun. Gördüğünüz gibi, özelliklerinize ve ihtiyaçlarınıza göre, agresif olmayan tüy alma yöntemleri bulmanız da çekebilir ... - 1517 Güncelleme - 1142 Ayı üzümü, idrar yolları enfeksiyonları ile sık idrara çıkma gibi sorunların giderilmesinde kullanılır. Bu bitkinin inanılmaz faydaları varken öte yandan erkekler için zararları var. Ayı üzümü nasıl kullanılır? Ayı üzümü yaprağının kullanım amacı nedir? Ayı üzümü çayı nasıl yapılır? A'dan Z'ye Tıbbi Bitkiler kitabında yer alan bilgilere göre; ayı üzümü yaprağı çocuklarda 18 yaşın altındaki gençlerde ve erkeklerde kullanılmamalı. İşte merak edilenler... Ayı üzümü, idrar söktürücü olarak bilinir ve idrar yolları enfeksiyonları ile sık idrara çıkma gibi sorunların giderilmesinde kullanılır. Peki, ayı üzümü tam olarak nedir? Ayı üzümü nasıl kullanılır? Ayı üzümü yaprağının kullanım amacı nedir? Ayı üzümü çayı nasıl yapılır? Ayı üzümü yaprağı kullanırken nelere dikkat etmeli? Ayı yaprağı üzümünün zararları nelerdir? A'dan Z'ye Tıbbi Bitkiler kitabında yer alan bilgilere göre; ayı üzümü yaprağı çocuklarda 18 yaşın altındaki gençlerde ve erkeklerde kullanılmamalı. İşte ayı üzümü hakkında merak edilenler... AYI ÜZÜMÜ NE İŞE YARAR? Bitkinin Türkçe adı Ayı üzümü Bitkinin bilimsel adı Arctostaphylos uva-ursi L. Spreng. Familya Ericaceae Fundagiller Bitkinin İngilizce adı Bearberry, uvaursi Kullanılan kısmı Kurutulmuş yaprakları Kullanılan kısmın İngilizce adı Bearberry leaf, uva ursi leaves. AYI ÜZÜMÜ YAPRAĞININ FAYDALARI Ayı üzümü yaprağının kullanım amacı Kadınlarda, idrar sırasında görülen yanma hissi gibi hafif idrar yolları enfeksiyonlarının sistit ve/veya sık idrara çıkma gibi durumların giderilmesinde kullanılır. Kullanılış şekli Çay infuzyon, maserat ve kuru ekstreleri halinde dahilen kullanılır. AYI ÜZÜMÜ ÇAYI NASIL YAPILIR? YETİŞKİN KADINLAR VE YAŞLILAR • Çay infuzyon g bitki kısmı üzerine 150 mL kaynar su eklenir, 15-20 dakika demlenir, süzülür. Taze hazırlanan çay günde 2-4 defa içilir. Günlük toplam doz 8 g'dır. • Maserat g bitki kısmı üzerine 150 mL soğuk su ilave edilir, karışım 6-12 saat bekletilir ve süzülür. Bu maserat hazırlandıktan hemen sonra, günde 2-4 defa içilir. Günlük toplam doz 8 g'dır. • Kuru ekstre Tek doz 100-210 mg günde 2-4 defa kullanılır. AYI ÜZÜMÜ YAPRAĞI KULLANIRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ? BU UYARILARA DİKKAT! • Kuru ekstrelerin hazırlanmasında bir eczacının danışmanlığına başvurulmalıdır. • Bu ilaç şekilleri bir haftadan uzun süre kullanılmamalıdır. • Çocuklarda ve 18 yaşın altındaki gençlerde kullanılmamalıdır. • Erkeklerde kullanılmamalıdır. • Aktif maddelere karşı hassasiyet gelişebilir. • Alerjik ve böbrek hastalığı olan kişilerde kullanılmamalıdır. • İdrarı asidik hale getirecek ilaçlarla ve gıdalarla birlikte kullanılmamalıdır çünkü antiseptik etkileri alkali ortamda görülür. • Sodyum tutucu etkisi nedeniyle idrar söktürücü ilaçların etkisini azaltır. • Yüksek dozda, mesane ve idrar yollarının mukoz membranlarında tahriş ve yangıya sebep olabilir. • Yüksek dozda ve uzun süreli kullanımda karaciğer hasarı görülebilir. • İdrar rengi yeşilimsi-kahverengiye dönebilir. • Mide hassasiyeti olan kişilerde mide ağrısı, bulantı ve kusma görülebilir. Eğer belirtilenlerin dışında başka ters ve yan etkiler görülürse bir hekime başvurulmalıdır. • Kullanım sırasında şikâyetler 4 günden daha uzun sürerse veya daha kötüye giderse bir eczacıya veya hekime başvurulmalıdır. Kullanımı sırasında ateş, ağrılı idrar, kasılmalar veya idrarda kan görülürse bir eczacıya veya hekime başvurulmalıdır. • Hamilelik ve emzirme döneminde kullanılmamalıdır. AYI ÜZÜMÜ YAPRAĞI SAKLAMA KOŞULLARI Işıktan ve nemden korunacak şekilde, sıkı kapatılmış plastik olmayan kaplarda ve serin bir ortamda saklanmalıdır.

üzülme ye se kapılma ayeti