☁️ Hz Musa Nın Güzel Sözleri
Musadır. Yüce Allah, çeşitli ayetlerde Hz. Musa'nın doğumundan başlayarak, hayatının sonuna kadar yaşadığı tüm mücadeleyi detaylı olarak bildirmektedir. Tarihi kaynaklara göre; Hz. Musa'nın en büyük mücadeleyi yaşadığı kişi ise, hiç şüphesiz Firavunlar arasında en zalim diktatörlerden biri olan 2. Ramses'tir.
Hz. Musa ise ağzını hiç açmayarak ona duvarı tamir etmesi konusunda yardım etti. Duvarı onardıkları vakit Hz. Musa yine dayanamadı ve Hızır’a sordu: Onca yol geldik, aç ve susuzuz ama sen burada kalkmış eski bir duvar tamir ediyorsun. Yaptığın bu işten para almayacak mısın? Diye sordu. Hz. Musa’nın bu sözleri
Amaherkes onun bir mucize olup olmadığına belki o an karar veremeyebilir. Peygamber efendimiz zamanında çok büyük mucizeler olmuştur. O dönemlerde peygamber efendimizin ayı ortadan ikiye ayırması, Hz. Musa’nın Kızıldeniz’i ikiye ayırması, Hz. İsa’nın ölüleri diriltmesi gibi mucizeler yaşanmıştır.
Hz. Musa (a.s)nın Duası. Musa Aleyhisselamın Duası, Musa (a.s)nın Duası, Musa peygamberin duası, Hazreti Musanın duası Türkçe, Hazreti Musanın duası Arapça, Hz Musanın duası Türkçe, Hz Musanın duası Arapça. Musa (a.s.), bir İsrailli’yi savunmak icin bir kıptiye bir tokat vurmuş, kıpti de bu tokat ile ölünce şu
MUSANIN MISIR'DAN KAÇIŞI. Allah Kuran'da Hz. Musa ile ilgili şöyle bir olayı haber verir: (Musa) Halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre girdi, orda kavga etmekte olan iki adam buldu; bu kendi taraftarlarından, şu da düşmanlarından. Derken taraftarlarından olan, düşmanlarından olana karşı ondan yardım istedi.
Hz Muhammed (s.a.v.) Sözleri. Hadis, ehline şerefli gömlek giydiren Allah’u Teala hazretlerine hamdlerin en güzeliyle hamd ederiz. Seyyidimiz, efendimiz ve senedimiz Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem)’e dua ve selâmların en güzeliyle dua ve selâm olsun. Saniyen şerefli âline ve ashabına selâm olsun.
Firavunun bu sözleri gerçekte, doğru ve güzel olan Musa’nın (a.s.) sözlerini yalanlamaya, konuyu başka yönlere çekme çabalarından başka bir şey değildi. Firavunun bu sözleri üzerine Musa (a.s.):
bmqAwG. Bu sayfada Dacik nedir Dacik ne demek Dacik ile ilgili sözler cümleler bulmaca kısaca Dacik anlamı tanımı açılımı Dacik hakkında bilgiler resimleri Dacik sözleri yazıları kelimesinin sözlük anlamı nedir almanca ingilizce türkçe çevirisini bulabilirsiniz. Dacik nedir, Dacik ne demek Yerel Türkçe'deki anlamı İslâm dininden başka dinde olanlar. Ermeni. anlamı, kısaca tanımıErmeni Ermenistan'da ve dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan halk veya bu halktan olan kimseYahudi Hz. Musa'nın dinine bağlı olan kimse, Musevi, Bilinenden ayrı, değişik, farklı, özge. Nitelik yönünden alışılmışın dışında bir üstünlüğü olan. "Ayrıca, üstelik, bir yana" anlamlarında -den başka biçiminde kullanılan bir Oğlan. Oğlan, erkek çocuk. Vakia, olan. Oğul, İyi, güzel, Ermek "Hey, bana bak, baksana" anlamlarında bir seslenme sözü. Cümlede rica anlamını pekiştirmek için kullanılan bir söz. Üzerine dikkati çekmek için söylenen söze katılan bir dillerde Dachshundköpeği anlamı nedir?İngilizce'de Dachshundköpeği ne demek ? dachshund dog Sayfa düzgün görüntülenmiyorsa, lütfen sayfayı yenileyin. F5
Hazret-i Mevlânâ, Mûsâ -aleyhisselâm-’ın firâsetteki derinliğini, buna mukâbil Firavun’un ise nefsânî bir hayatın içinde nasıl ahmaklaştığını beşerî idraklerin anlayabileceği bir şekilde şöyle müşahhaslaştırarak sergilemektedir.“Hazret-i Mûsâ Firavun’u Hakk’a dâvet ederken tevâzû ve mahviyet göstermişti. Zîrâ Cenâb-ı Hak Hazret-i Mûsâ’ya, Fir’avun’a teblîğde bulunmasını bunu da leyyin, yani yumuşak bir lisân kullanarak yapmasını istemişti. Fir’avun ona; “Kimsin, kimin nesisin, eski adın ne?” diye sorunca Hazret-i Mûsâ “Ben Allâh’ın elçisiyim; insanı sapıklıktan kurtarırım! Aslım balçıktandır. Topraktan yaratılan şu bedenimin dönüp varacağı yer de topraktır! Lâkin Allâh balçığa can verdi, gönül ihsân etti! Asıl adım da; Allâh’ın âciz kulu Mûsâ’dır! Allâh’ın bir kulunun da oğluyum!” dedi. Fir’avun bu sefer “Sen Fir’avun’un kulusun, çünkü senin bedenin, Fir’avun’un nimetleri ile beslendi, gelişti. Şimdi ise sen, hak tanımaz bir kul, beni inkâr ettiğin için bir nankör ve kafir oldun.” dedi. Cevâben Hazret-i Mûsâ “Hâşâ! Allâh birdir. O’nun şerîki yoktur. Kulların O’ndan başka sahibi olamaz. Helak olacak bir kişiden başkası O’nunla ortaklık dâvâsına girişmez! Zîrâ tevhid inancının kalpte ortaklığa tahammülü yoktur! Ey Fir’avun! Senin, benim kaşımı ve bir sineğin kanadını bile yapmaya gücün yetmez; nasıl olur da beni yarattığını söyleyebilirsin? Sen çok gaddar birisin! Çünkü, Allâh’a şirk koşuyorsun! Eğer ben yanlışlıkla bir kıptîyi öldürdüysem, onu nefsim için öldürmedim! Ben ona bir yumruk vurdum. Zaten kendisinde ilâhî bir rûh bulunmayan, hakîkat mahrûmu, canlı bir cenâze olan o zavallı kişi de can verdi.” dedi. Fir’avun “Hiç şüphe yok ki, benim sende hakkım var. Lâkin hak bu mudur ki, beni halkın önünde horlayasın, benim ilahlığıma karşı çıkasın, gönlümün aydınlık gününü kara bir güne çeviresin?” deyince Hazret-i Mûsâ buna cevâben “Îmâna gelerek, hayrı işleyip şerri terk etmekte beni dinlemezsen, kıyâmetteki hâlin bundan çok daha beter olacaktır! Görünüşte ben, senin ilâhlık dâvânı baltalıyorum ama; aslında senin gibi bir küfür dikenini, gül bahçesi hâline getirmeye çalışıyorum.” dedi. RUHUN DİN MEŞALESİ Firavun “Hakîkaten usta bir sihirbazsın. Gönlü bana bir olan Mısır halkını sen, ikiye ayırdın!” deyince Hazret-i Mûsâ “Büyücülüğün temelinde gaflet ve küfür varken, ben ise ilâhî vahyin içindeyim. Rûhum din meş’alesidir! Mesih bile nefesime gıbta eder! Kitaplar bile benim rûhumdan nûr alır! Sen, ancak zan içerisindesin! Rabbimin beni, sana göndermesi de, her şeyden haberi olan bir gönderenin bulunduğuna delil değil midir? Hem benim mûcizem, küfür yarasını iyileştirmek için en uygun ilaçtır! Sen bundan önce bir takım rüyalar görmüştün. Elime asâyı alacağımı, elimden nûrlar görüneceğini ve senin o küstah boynuzunu kıracağımı bilmiştin! Rüyanı anlattığın hakîm ve yıldız bilginleri, gerçeği anladılar fakat hakîkati sen anlayıp da idrâk edemedin! NEFSİNİN KÖLESİ Halkı idâre edenin, Allâh’ın ahlâkı ile ahlâklanması gerek! Hâlbuki sen, gönlünü şeytan evi hâline sokmuşsun; ihtirâsını kendine kıble edinmişsin!” “Dünyâda sadece nefsinin kölesi olarak bedenleri ile yaşamakta olan sizler ve avâneleriniz, dâimâ rûhânî hayat yaşayanların din ve îmân kalelerine saldırırsınız! Ey kötü huylu Fir’avun, ey îmânsız kişi! Gayb gâzileri olan mü’minler hilmleri, yumuşak tabiatları yüzünden sana hücum etmediler! Sen; Allâh’ın nesillerin üremesi için açtığı yolu, yâni ana rahmini nasıl kapatabilirsin? Binlerce masumun cellatlığını yaptın. Zâlimlerin en bedbahtı oldun. Sen, güyâ gayb âleminin geçitlerini kapattın, lakin sana körlük vermek için yine de bir yiğit er çıktı! İşte o çıkan yiğit benim; senin dileğini kırıp dökeceğim, senin adını, şânını yok edeceğim! Ey düşman adam! Bilmiş ol ki, her şeyden haberi olan bir kudret sâhibi var; O, her şeye layık olanı verir! Ne vakit gökyüzüne, yâni Allâh’a iyi bir amel gönderdin de arkasından O’nun gibi bir iyilik görmedin? Belâlar, sana, aptallığından ve ahmaklığından ötürü gelir çatar. Kötülükten gönlün kararır ve bulanırsa, onun bir azap başlangıcı olduğunu anla! İşlediğin şirk, zulüm ve günahlardan tövbe ve istiğfar et! Eğer günah cezasının oku sana değmediyse, Allâh’ın lütuf ve keremi ile müsamaha buyurmasındandır!” dedi. HAZRETİ MUSA'NIN FİRAVUN'A VERDİĞİ 4 ÖĞÜT Hazret-i Mûsâ, Fir’avun’a devamla dedi ki “Benden bir öğüt duy ve öğüt gereğince hareket et de, karşılığında dört fazîlet, dört iyi huy sâhibi ol!” Firavun sordu “Ey Mûsâ! O öğütler nelerdir, bu inanca karşılık bana vereceğin nedir, söyle de o güzel vaadin yüzünden kâfirliğimin çarmıhı gevşesin!” Hazret-i Mûsâ cevap verdi “O öğüt şudur Allâh’tan başka mâbud yoktur!» diye açık olarak Hakk’ın birliğini kabul et! O tek olan, O eşsiz olan Allâh, göklerin, göklerdeki yıldızların, yeryüzünde insanların, şeytanların, perilerin, cinlerin, kuşların yaratıcısıdır! Denizin, ovanın, dağın, çölün yaratıcısı da O’dur; mülkünün sınırı, zatının benzeri yoktur! Bu inanca karşılık olarak alacağın dört fazîlet ve lütuf ise şunlardır Birincisi; bedenin daimî bir sağlık ve afiyet, yani feyz ve rûhâniyet içinde olur! İkincisi; öyle bir uzun ömür elde edersin ki, ecel bile senin ömrünün uzunluğundan çekinir, sana yaklaşamaz! Ölümü, sen, beden evinin harabesinde bir define gördüğün için istersin! Yani ilâhî aşka nâil olup, O Rabbe yani “Hüsn-i Mutlak”a kavuşmak istersin. Çünkü bedeninin yüzlerce mânâ harmanına engel olduğunu açıkça anlarsın! O ebedî nimete ulaşmak için o beden tanesini yakarsın. Böylece Allâh adamlarının yaptıkları işe uyarsın; bedenden kurtulursun. Ebedî olarak diri kalırsın. Cesedin toprak olduktan sonra da ömrün devâm eder! Üçüncüsü; dünyada ve âhirette teslîmiyetin emniyeti içinde yaşarsın! O kerem sâhibi Allâh, senin cefâna karşı, bunları ihsân etti; vefâlı olunca, seni nasıl görüp gözeteceğini artık sen hesab et! Dördüncüsü; mânen genç kaldığın gibi saçların da katran gibi simsiyah durur, yüzün ise nûrdan erguvan gibi pespembe kalır. Gönlün de O’nun zikri ile dâimâ huzur hâlinde bulunur.” Îmâna gelmesi hâlinde elde edeceği ilâhî ikramları duyan Fir’avun dedi ki “Yâ Mûsâ; müsaade et, ben bunları iyi bir dosta danışayım!” Firavun, Hazret-i Mûsâ’nın sözlerini karısı Asiye’ye açtı. Asiye de; “Ey gönlü kararmış kişi; bu vaadleri canla başla kabul et! Ne mutlu sana; güneş, senin başına taç oluyor! Hiç bilmiyor musun ki bu sözler ne vaaddir, ne lutuftur; Allâh’ın şeytanı affetmesi, onu gözetmesi gibi bir şeydir! O kerem sâhibi Allâh, seni öyle bir lûtfa çağırdı ki, şaşılacak şey?! Hayret doğrusu, nasıl oldu da neşenden yüreğin erimedi?!” dedi. “Gaflet sebebi ile bu kör oluşunda da bir hikmet var! Ama bu ne vakte kadar sürecek? Onulmaz bir illet hâline gelecek kadar aşırı bir gaflet, rûha, akla zehir olacak kadar da olmamalı! Bir dâneye karşılık yüzlerce bahçe ve habbe, bir altına karşılık sana yüzlerce altın madeni veriliyor! Kim Allâh ile beraber ise Allâh onunla beraberdir» Aclûnî, Keşfu’l-hafa, II, 272 hadîsindeki Kim Allâh’ın olursa» o habbeyi vermek, Allâh da onun olur!» ise karşılığını almaktır!” Çünkü fânî bir varlık, kendisini bâkî bir varlığa teslim edince, o da bâkî ve ölümsüz olur! Rüzgâr ve topraktan korkan ve bu ikisi yüzünden helâk olan katre; aslı olan denize sıçrayabilse, güneşin hararetinden de kurtulur, toprağın kendisini emmesinden de. O katrenin görünen varlığı deniz içinde erir ama, zâtı ve hakîkati daimî bir şekilde denizin bir parçası olarak ebediyyet kazanır! NASİP OLMAYAN İMAN Bu alış-veriş; aşağılık, süflî bir mahlûkun yedinci kat göğe çıkması gibidir; bu lutuf içinde lutuftur! Hattâ bu lutuf ile, lutuf bile kaybolur gider!” Asiye’nin bu teşvikleri üzerine Fir’avun dedi ki “Bunu, Hâmân ile de konuşayım, ondan da bir akıl alayım. Çünkü pâdişahın, vezirlerin reyini de alması gerek!” Hâmân, Firavun’un cinsinden ve cibilliyetinden idi. Fir’avun, Hâmân’ı yalnız görünce, Hazret-i Mûsâ’nın kendisine söylediklerini bir bir anlattı. Rahmetten uzaklaştırılmış Hak mahrûmu Hâmân, Fir’avun’un anlattıklarını duyunca feryat etti, ağladı; külahını, sarığını yerlere vurdu. “Ey pek büyük pâdişah; şimdiye kadar herkesin mabudu idin, herkes sana secde ediyordu. Bundan sonra kulların en değersizi, en hakîri mi olacaksın? Bir hükümdar, tutsun da bir kulunun kölesi olsun. Yeryüzü gökyüzü olacak, gökyüzü de yerlere döşenecek; şimdiye kadar böyle bir şey olmamıştır; şimdiden sonra da olmasın ve görülmesin!” diyordu. Devlet ve mutluluk lokması Fir’avun’un ağzına kadar gelmiş iken, Hâmân bu kötü ve sapık sözleri ile Fir’avun’un îmân ve hakîkat yolunun önünü kesti. Böylece Fir’avun’u imânâ gelmekten mahrum bıraktı. Hiç bir pâdişahın böyle bir menfûr veziri olmasın. Hazret-i Mûsâ; “Ben, lütuflar ettim, cömertlikte bulundum, fakat Allâh sana bunları nasib etmemiş!” dedi. Halkın verdiği pâdişahlığı halk, borç para gibi yine senden geri alır! Ey ahmak! İğreti ve fânî pâdişahlığı mülkün sâhibine yani Allâh’a ver ki, O, sana gerçek pâdişahlık ihsân etsin! Seni, kendine bir dost ve sırdaş edinsin! Kaynak Osman Nuri Topbaş, Âb-ı Hayat Katreleri, Erkam Yayınları İslam ve İhsan
İsrâiloğulları Mısır’da 215 sene kadar ikamet etmişlerdir. O zamanlar Mısır “hikesûs” denilen Arap hükümdarları tarafından idare edilmekteydi. Bu hükümdarlar İsrâiloğulları ile iyi geçiniyorlardı. Fakat zamanla Kiptiler ağırlıklarını koyup hikesûsları Mısır’dan çıkardılar. İsrâiloğulları’nı da düşman kabul edip onlara esir muamelesi yapmaya, Mısır’da İsrâiloğulları’nın dünyaya gelen erkek çocuklarını Öldürmeye başladılar. Bu sırada Hz Yakub’un üçüncü oğlu Lâvi’nin torunlarından îmrân adındaki kişinin zürriyetinden Hz Musa dünyaya geldi. Hz Musa’nın annesi korkarak onu bir sandık içinde Nil nehrine attı. Bu çocuğu Mısır Hükümdarı Firavun’un hanımı Âsiye görüp nehirden çıkardı. Bu masum çocuğu çok sevdi, sarayına götürdü, onu güzelce besledi. Annesi bir şekilde saraya yaklaşıp yavrusunun sütanneliğine kabul edildi. Peygamberlik adayı Hz Musa böylelikle düşmanın sarayında Musa’ya peygamberlik nasıl verilmiştir?Hz Musa, Firavun’un sarayında büyümüştü. Firavun denilen dinsiz ise halkı kendisine taptırıyordu. Hz Musa bir gün Kıptîler’den birini bir sebeple öldürdü, Mısır’dan çıkarak, Medyen tarafına gitti, orada Şuayb [aleyhisselâm] ile görüşüp ona damat oldu. Daha sonra İsrâiloğulları’nı Mısır’dan kurtarmak için Mısır’a dönerken Tur dağında İlahi tecelliye şahit oldu, kendisine peygamberlik verildi, İsrâiloğulları’nı Mısır’dan çıkararak arz-ı mev’ûda götürmekle görevlendirildi. Kardeşi Harun da [aleyhisselâm] ona yardımcı olmak üzere peygamber olarak [aleyhisselâm] Mısır’a varınca Firavun ile görüştü, onu imana davet etti, birtakım mucizeler gösterdi. Elindeki asâ, o istediği zaman müthiş bir ejderhaya dönüşüyordu. Buna rağmen Firavun iman etmedi. Hz Musa’yı sihirbaz zannedip bütün sihirbazları bir meydana toplattılar. Onlar Musa’ya [aleyhisselâm] meydan okudular. Fakat hepsi de mağlup olup Hz Musa’ya iman ettiler. Firavun ise küfründe ısrar etti. İsrâiloğulları’nın Mısır’dan çıkmalarına müsaade etti. Sonra pişman olup ordusuyla onların arkasından koşarak onlan geri döndürmek istedi. Ancak bu sırada İlâhî kudret ile deniz açıldı, İsrâiloğulları karşı tarafa geçtiler, onları takip eden Firavun ile ordusu ise sular içinde kalarak boğulup Musa aleyhisselâm’ın yaptığı işler ve hayatının sonları hakkında bilgiHz Musa, İsrâiloğulları ile beraber Firavun’dan kurtulmuş, Asya tarafına doğru yol tutmuş, aldığı İlâhî bir emir ile Tûrisînâ’ya giderek orada kendisine bir kısım İlâhî emirler tebliğ Musa, Tûrisînâ’da iken İsrâiloğulları, Harun’un [aleyhisselâm] emirlerine muhalefet ederek buzağı heykellerine tapma cehaleti göstermişler ve Hz Musa tarafından da [aleyhisselâm] Mısır’dan çıktıktan iki sene sonra İsrâiloğulları ile arz-ı mukaddese yöneldi. Fakat o tarafta oturan Amâlika kavminden bazı zorbalarla savaşması gerekti. İsrâiloğulları korkaklık gösterip savaşmaktan kaçındılar. Bunun üzerine uzunca bir süre Tîh çölünde kaldılar. Burada Allah tarafından gönderilen kudret helvası ile geçiniyorlardı. Bu şekilde kırk yıl kadar Sînâ ve Fârân çöllerinde dolaşıp durdular. İsrâiloğulları’nın önceki kuşağı değişti, yeni yiğitler yetişti. Hz Musa bu yiğitlerle beraber Lût denizinin güney tarafında bulunan bir topluluk ile savaştı ve Ürdün denilen Şerîa nehrinin sahiline ulaştı. Nihayetinde Hz Harun, sonra da Hz Musa ahirete irtihal ettiler, yerine de Yûşâ [aleyhisselâm] geçti ve İsrâiloğullan’nı Ken’ân diyarına açıklamalarına göre Hz. Âdem’den Nuh tûfanına kadar 2242 yıl, Nuh tûfanından Hz Musa’nın vefatına kadar da 1626 yıl geçmiştir. “Gerçek bilgi Allah katindadır.”Hz Musa Hayatı detaylı bilgi için tıklayın! Hz Musa ile Hızır kıssası için tıklayın! Hz Musa ve Azrail kıssası için tıklayın! Hz Musa kıssası kısaca haberimiz için tıklayın! Hz Musa ile ilgili Hadisler için tıklayın! İle İlgili ayetler için tıklayın!
Hz Harun kimdir ve Hz Harun un Mucizeleri varmı? Hz Harun kıssası yani Harun aleyhisselam hayatı, vefatı bu sayfada derledik. İşte Hz Harun hayatı hakkında bilgi. Harun aleyhisselâm uzun boylu, etli, beyaz tenli, geniş omuzlu sırtlı idi. Açık ve düzgün dilli, yumuşak huylu idi. Alnında da bir “ben” vardı. İbn. Kuteybe-Maarifs. 20. Hz Harun aleyhisselâm soyu; Harun b. İmran b. Yashür b. Kâhis b. Lâvî b. Yakub b. İshak b. İbrahim aleyhisselâmdır. Hz Harun, İsrailoğulları peygamberlerinden Hz Musa’nın hem öz kardeşi hem de yardımcısı idi. Hz Harun, Hz Musa’dan bir yaş büyüktür. Harun aleyhisselâmın ismi Kur’ân-ı Kerîm de yirmi 20 yerde geçmektedir, İbn. Sa’d-Tabakat c. l, s. 55. Hz Harunun Peygamberliği Harun aleyhisselâm, kardeşi Hz Musa ile birlikte İsrâiloğulları’na gönderilen bir peygamberdir. Hz Harun, çok düzgün konuşan, yürekli bir kimse idi. Bu özelliklerinden dolayı Allah, onu görevinde yardımcı olsun diye Musa aleyhisselâm ile birlikte peygamber olarak seçti. Allah Teâlâ bu durumu, Hz Musa’nın ağzından Şöyle nakletmektedir “Kardeşim Harunun dili, benimkinden daha düzgündür. Onu da, beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle gönder. Çünkü bana yalancılık suçlamastnda bulunmalarından endişe ediyorum. ” Başka bir âyet ise şöyledir “Musa, “Rabbim! Doğrusu beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum, göğsüm daralıyor, dilim dolaşıyor; onun için bu elçilik görevini Harun’a yükle’dedi.” eş-Şuara 26/12-13. Bu âyette bahsi geçen, Musa aleyhisselâmın yardım talebinde bulunmasının sebebinin şundan kaynaklandığı ifade edilmektedir Musa aleyhisselâm, İsrâiloğulları’ndan biriyle kavga ederek bir Kıpti’yi öldürmüş, bundan dolayı onların da kendisini öldürmelerinden korktuğu için böyle bir talepte bulunmuştur. Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir c. IV, s. 160. Hz Harun, Firavun’a, Haman’a ve Karun’a peygamber olarak gönderilmiştir. Hz Harun’un ismi anıldığı her yerde Musa aleyhisselâm da geçer. Ama burada tek fark Musa aleyhisselâmın ülü’l-azm peygamberlerin büyüklerinden peygamberlerden biri olmasıdır. Hz Musa, tur dağında Allah Teâlâ ile konuşmaya gittiğinde kavmine, Tevrat’ı bir yol gösterici, bir hidayet kaynağı olarak vaat etmiş ve kendisi gelene kadar yerine Hz Harun’u bırakmıştı. Kardeşi ve yardımcısı olan Hz Harun’a da İsrâüoğulları’na dikkat etmesini, içlerinden bazılarının fitneye yol açmasına izin vermemesini, din konusunda çok uyanık olmasını tembih etmişti. Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır “Musa, rabbiyle konuşmaya gideceği zaman kardeşi Harun’a “Kavmim içinde benim yerime geç, onları ıslah et ve bozguncuların yoluna uyma’ dedi.” el-A’râf 7/142. Kur’ân-ı Kerîm’e göre Hz. Musa, Tur dağına Allah Teâlâ ile konuşmaya çıktığında kavminden tam kırk gün ayrı kaldı. Bu zaman içinde îsrâiloğulları arasında büyük bir fitne çıkmıştı. Sâmirî adında bir kişi süs eşyaları ve altından bir buzağı heykeli yaptı ve bunun da Musa’nın Tur dağında konuştuğu rabbi olduğunu halka anlatmaya başladı. Kıymetli madenlerden yaptığı bu buzağı heykelini rüzgâra karşı tutunca, inek sesine benzer bir ses çıkarıyordu. Sâmirî’nin bu iğrenç fikri işe yaramış ve îsrâiloğulları ona inanmıştı. Harun aleyhisselâm ne kadar uğraştı ise de ona inanmadılar. Allah’ı bırakıp, gene putlara tapmaya başladılar. Tur dağından dönen Hz Musa, bu olayı görünce çok kızar ve kardeşi Harun’un saç ve sakalından tutarak kendisine çeker ve olayın nasıl gerçekleştiğini sorar. Harun aleyhisselâm Hz Musa’ya başından geçen olayları bir bir anlatır. Kuran bu konuyu şöyle anlatmaktadır “Musa kızgın ve üzgün olarak kavmine dönünce “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz! dedi. Tevrat levhalarını yere attı. Ve kardeşinin başını tutup kendisine doğru çekmeye başladı. Harun “Ey anamın oğlu! Senin bu kavmin beni cidden zayıf gördüler, neredeyse beni öldüreceklerdi! Sen de şimdi düşmanları bana güldürme ve beni zalim kavimle bir tutma!” dedi. Musa da Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul et. Zira sen merhametlilerin en merhametlisisin’ dedi. Musa tayin ettiğimiz vakitte kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Musa “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de daha önce helâk ederdin. İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği günah yüzünden hepimizi helâk edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim sahibimizsin, bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin! dedi.” el-A”râf7/150-155. Hz Harun’un Mûcizeleri Kur’ân-ı Kerîm’de Harun aleyhisselâmdan tek başına ortaya çıkan hiçbir mûcizeden bahsolunmamaktadır. Harun aleyhisselâm her zaman kardeşi Hz Musa ile beraber bulunuyorlardı. O halde Musa aleyhisselâmdan zuhur eden bir mûcize, aynı zamanda Hz Harun’dan da meydana gelmiş olmaktadır. Başka İslâmî kaynaklarda ise Hz Harun aleyhisselâma has sadece şu mûcizesine rastlanmaktadır Musa aleyhisselâm kırk günlük bir zaman için Tur dağına gitmişdi. İsrailoğulları da henüz kızıl deniz sahilinde bir vadide bulunuyordu. İsrâiloğulları’ndan bazıları rızk endişesine kapıldılar. Bunu Hz Harun’a ileterek “Bizler, yerlerimizden ve yurtlarımızdan ayrıldık. Elimizde ve avucumuzda bulunanları yiyip bitirdikten sonra ne yapacağız? Ne yeyip ne içeceğiz?” dediler. Bunun üzerine Harun aleyhisselâm onları sahilde topladı. Tıpkı Hz Musa’nın yaptığı gibi yaptı. Yani elindeki badem ağacından olan değneğini, “Bismillâhirrahmânirrahim” diyerek denize vurdu. Deniz birden bire yarıldı. Sular bir tarafa çekildi ve denizin dibi kuru olarak meydana çıktı. Harun aleyhisselâm denizin dibine kadar indi ve oradan büyücek bir taş aldı. Elindeki badem ağacından asayı yine, “Bismillâhirrahmânirrahîm” diyerek taşa vurdu. Bu defa taş da ortasından yarılmıştı. Taşın içinden bir böcek çıktı. Böceğin ağzında yeşil bir yaprak vardı. Onunla rızıklanıyordu. Bu küçük böcek aynı zamanda Allah’ı zikrediyordu. Sesli olarak ve herkesin duyabileceği bir şekilde şunları söylüyordu “Beni yaratan ve gören Allah’ı teşbih ediyorum. Olduğum yeri bilen, sözlerimi duyan ve beni her zaman unutmaksızın rızıklandıran Allah Teâlâ’yı tenzih ve teşbih ediyorum.” Taşın içindeki böceğin rabbini teşbih etmesi ne büyük bir ibretti Harun aleyhisselâm taşı yine kapattı ve denizin dibine bıraktı. Deniz yeniden kapanmış ve eski haline gelmişti. Denizin dibindeki bir taşın içinde böcek yaratan ve böceğin yeşil yapraklar ile rızkını ihsan eden Allah’ı ve onun kudretini tanıyan bu kavim, bir daha da rızk endişesine kapılmadılar. Hz Harun’un Vefatı Hz Harun’un vefatıyla ilgili olarak İslâmî kaynaklarda çeşitli rivayetler vardır. Bunlardan birine göre Allah Teâlâ, “Hârûn’un ruhunu alacağım, onu şu dağa getir” diye vahyeder. Hz Musa, kardeşi Hz Harun’u alarak dağa giderler. Harun aleyhisselâmın oğulları da yanındadır. Dağın üzerinde mükemmel bir güzellik vardı. Çok güzel bir ağaç ve çok güzel bir de ev vardı. Evin içinde sedir ve sedir üzerinde de misk kokulu bir yatak vardı. İki kardeş yatağa uzandılar. Allah Teâlâ bu esnada Hz Harun’un ruhunu teslim alır ve bu sırada oradaki ağaç ile ev de kayboldu. Hz Harun’un cenazesi orada defnedilir. Harun aleyhisselâmın Tih çölündeki bu dağda vefat ettiğinde yaşını yüz on yedi 117 olduğu söylenir.Yakubî, Tarih, c. I. s. 41; Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihi, s. 618-621. Dağda kardeşini defnedip halkının arasına dönünce halk, Hz Musa kardeşini öldürmüş dediler. Kavmini toplayıp onları Harun aleyhisselâmın kabri başına getirir ve Hz Harun’a seslenir. Harun aleyhisselâm başından toprakları silkeleyerek kalkar. Hz Musa’nın “Seni ben mi öldürdüm?” sorusuna “hayır” cevabını verince, Musa aleyhisselâm ona “yatağına geri dön” der. Harun aleyhisselâm tekrar ölüm uykusuna yatar. Taberi, c. i, s. 434.
Muhammed Celâleddîn-i Rumi yani kısa adıyla Hz. Mevlana'nın dostluk ile ilgili sözlerini bir araya getirdik.. İşte, dostluğun ve arkadaşlığın önemini anlatan ve herkesin beğeneceği en güzel Mevlana dostluk sözleri, Resimli Mevlana dostluk sözleri...Hz. Mevlana'nın Dostluk ile İlgili En Güzel Sözleri Mevlana Sözleri arkadaşlık ve dostluğu ön plana çıkartan en güzel Mevlana Dostluk Sözlerini ve dostluk mesajlarını sizler için bir araya getirdik. Bu içerikte yer alan en güzel Dostluk sözleri ile beraber Mevlana'nın en güzel dostluk sözlerini hem resimli olarak hem de sadece yazılı şekliyle sosyal medya hesaplarından paylaşabilirsiniz. Mevlana'nın dostlukla ilgili en güzel 10 sözü... 1. "Dost ise düşünme ver ömrünü gitsin. Dost değilse hiç bekletme yol ver gitsin." – Mevlana 2. Sende en iyi ne varsa dostuna onu ver. – Mevlana 3. İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur. – Mevlana 4. Ey Gönül! Bir sürü dostlarının yanında elbet ki düşmanların da olacak; Ama imtihan ya bu onca düşmanın var iken seni dostun vuracak. – Mevlana 5. Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme. - Mevlana 6. Deniz derindir durulmaz, dostluk ebedidir unutulmaz. Mevlana 7. Ekmeğim aşım helal olsun yiyene, içene. Ama hakkım helal değil; dost gibi görünüp kuyumu eşene… Mevlana 8. Sona eren dostluk aslında hiç başlamamıştır! Mevlana 9. Mecnun Değilim Dost; Lakin Çağırırsan Çöllere Gelirim! - Mevlana 10. Dostun yanına hediyesiz gitmek buğdaysız değirmene gitmek gibidir. Mevlana Mevlana'nın En Güzel Dostluk Sözleri Git rüzgâr dostuma onu nasıl sevdiğimi anlat mutluysa usulca gel yanıma mutsuzsa dostun her zaman yanında diye fısılda kulağına unutmasın yüreğim daima onunla. Dostluk çukurda biriken yağmur suyu değil ki güneş vurunca kurusun. Bizim dostluğumuz deniz misali buharlaşsa da yağmur misali geri döner iyi ki varsın. Aşkın gözü kördür, dostluk o gözleri açar... Yüreğine bir gül yolluyorum, gülüşlerimden. Sesi sevdadır suskunluğun, suskunluğuna sevdalandığım dost. Yüreğinin gülüşlerinde sakla beni. Bizim ömrümüzde ırmaklar vardır, sularında hayallerimizi yüzdürdüğümüz. Bizim ömrümüzde dostlarımız vardır, günlerimiz ayrı geçtiğinde üzüldüğümüz... Duygular vardır anlatılamayan, sevgiler vardır kalplere sığmayan, dostluklar vardır hiçbir şekilde yıkılmayan, bazı insanlar vardır asla unutulmayan. Gerçek arkadaşlık sıhhat gibidir, değeri, ancak o yok olduktan sonra anlaşılır. Herkesin dostu olan, kimsenin dostu değildir! İyi bir dost terapiden ucuzdur! Dostlarınla öyle yaşa ki düşman olduğunda hakkında söyleyecek sözleri olmasın. Düşmanlarınla öyle yaşa ki dost olduğunda yüzün kızarmasın. Güller, laleler, bütün çiçekler solar. Çelik ve demir kırılır ama sağlam arkadaşlık ne solar ne de kırılır. Olgun bir adamı dost edinmek isterseniz eleştirin, basit bir kimseyi dost edinmek isterseniz övün. Mevlana'nın Dostlukla ile İlgili Sözleri Mevlana'nın dostluk adına söylenmiş en güzel sözlerini sizler için toparladık. Dostluk Mevlana'nın sözlerinde muhteşem bir şekilde açıklanmıştır. İşte Mevlana'nın dostluk adına söylediği en güzel sözleri, en etkili dostluk sözleri, facebook dostluk sözleri; İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur. - Mevlana "Madem ki rızkı taksim eden O’dur o halde şikâyet küfürdür. Sabır gerekir. Sabır genişliğe ulaşmanın anahtarıdır. Allah’tan başka herkes düşmandır. Sen asıl dostu düşmanlara şikâyet eder halinden sızlanırsın öyle mi? Padişah köleye şikayet edilir mi? Akıllı ol." - Mevlana Candan ümidi kesebilirsiniz; ama Can dostlarıyla irtibatı kesmek güçtür. - Mevlana Her şeyi aramadıkça bulamazsın; fakat bu dost başka; bunu bulmadan arayamazsın. - dostluk sözleri Mevlana Yılan sokması seni sadece canından eder. Ama kötü dost hem candan hem de imandan eder!" - Mevlana Yarasından taze kan sızan gönül ehline dostların yüzünü görmek merhem gibidir." - Mevlana Sen verdikçe dost görünen çok olur. İste de gör hepsi yok olur. Sen kendine yetmeyi öğren tüm dünyanın malına gönlün tok olur. - Mevlana İnsan gözden ibarettir aslında geri kalan cesettir. Göz ise ancak gerçek dostu görendir. - Mevlana İnsanlarla dost ol çünkü kervan ne kadar kalabalık ve halkı çok olursa yol kesenlerin beli o kadar kırılır. - Mevlana En Anlamlı Mevlana Dostluk - Arkadaşlık Sözleri Gerçek dost yanlış yaptığında seni uyaran, sonrasında ise koruyan kişidir. Yaptığın yanlışı herkese duyuran değil. Arkadaş vurulunca değil unutulunca kahrından ölürmüş. Biz arkadaşlarımızı kır çiçekleri gibi avucumuzda değil, kurşun yarası gibi yüreğimizde saklarız. Üç çeşit dost vardır gibidir her gün onu ararsın; gibidir, bazen ihtiyaç duyduğunda arasın; gibidir o seni bulur. Riya ile paranın padişahı değiliz biz. Parçalanmış gönül hırkalarını yamar giyeriz biz. Arkadaşlarla ağlar arkadaşlarla güleriz biz. Canım Arkadaşım! Dostluk, mantar yemeği gibidir. Zehirli veya zehirsiz olup olmadığı ancak yendikten sonra belli olur. Yastık diye başını ateşe dayayan, yatak diye yılanların üzerinde yatan bir adam, emniyet ettiği bir arkadaşından düşmanlık sezen bir adamdan daha rahat uyur. Dost düğünde halaya, ölümde tabuta omuz verendir. Biz dostumuzun her daim yanındayız, ayrılmayız. Ana ve babanızı kader, arkadaşımızı kendimiz seçeriz. O yüzden arkadaşlarımız bizim en candan seçimlerimizdir. Hayatta kimseye güvenmeyeceksin demek saçmalıktır inan. Ama kime iki defa güveneceğini’ hesaplamalı insan. Sana hep güvenirim benim can dostum. Hakiki arkadaşlık sıhhatten farksızdır; kıymeti, ancak elden gittikten sonra anlaşılır. En vefakâr dostumuz gölgemizdir bilirsiniz. Ama unutmayın ki; o da yoldaşlık etmek için güneşli havayı bekler. Olgun bir adamı dost edinmek isterseniz eleştirin, basit bir kimseyi dost edinmek isterseniz övün. Gönüller birdir dünyalar ayrı olsa da. Arkadaşlıklar, sevgiler, aşklar yalan olsa da umurumda değil dünya yansa da biz dostu unutmayız dost uzakta olsa da. Dostluk, toprak bir maşrapa gibidir, önemsiz bir nedenden birdenbire kırılır ve bir daha kullanılmaz. Hayat; yaşamayı, mutluluk; gülümsemeyi, sevgi; hak etmeyi, vefa; hatırlamayı, dostluk; paylaşmayı bilen için vardır. Hep zamana yenik düştük esiri olduk anlamsız koşuşturmaların ama bir kez adını yüreğimize kazıdığımız dostlarımızı hiçbir zaman unutmadık. Arkadaşlık ağaca benzer, kurudu mu yeşermez artık. Kalbini kırma dostunun bir daha gönlünü alsan da kalpte leke hep kalır. İçinde öyle bir umut taşı ki onu senden kimse almasın. Gözlerin hep gülsün, mutluluğu sende arasınlar, ama onu öyle bir yere sakla ki gerçekten isteyen bulsun. Kaybetmeyi göze alamayacak kadar az arkadaşım var. Onlar milyonlarca yıldızlar arasında benim güneşim. Güller, laleler, bütün çiçekler solar. Çelik ve demir kırılır ama sağlam arkadaşlık ne solar ne de kırılır. Dost; göze sezdirmeden gözyaşı silendir. Hayatı yenecek kadar güçlü, hayattan beklentilerini alacak kadar umutlu, umudunu yitirmeyecek kadar inançlı, mutlu ve sevgi dolu günler senin olsun can dostum. Arkadaş, hem iyi görünen, hem iyi olan insandır; iyi görünen ama iyi olmayan insan ise dost görünür, ama dost değildir. Arkadaşını severken ölçülü sev. Belki bir gün düşmanın olabilir. Dargın olduğun zaman da ölçülü ol ki bir gün arkadaş olursun. Sonra da yaptığına pişman olursun. Arkadaşlık ile İlgili Söylenmiş En Güzel Sözler Biz haber etmeden haberimizi alırsın, yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin. Gözümüzün dilinden anlar, elimizin sırrını bilirsin. Namuslu bir kitap gibi güler, alnımızın terini silersin gider, bu gider, şu gider, dostluk, sen yanı başımızda kalırsın. Düşmanına borç verirsen onu kazanırsın, arkadaşına borç verirsen onu kaybedersin. İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz. Boşa gitmez ne kadar güvenseniz. Dibini görürsünüz her şey meydanda. Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda. İçi dışı birdir çekinme ondan. Her sözü içtendir, her davranışı candan… Gerçek bir arkadaş iki gövdede yaşayan bir dosttur. Sen gülerken yanındakilerde güler ama ağlarken yalnız ağlarsın onun için öyle bir ağaca yaslan ki asla yıkılmasın öyle bir dost edin ki seni asla bırakmasın. Güneşe bağlandı korkuyla önce insan. Sonra ateşe, suya. Ay battı su kurudu gün bitti. Sevgi kardeşlik dostluktu sonsuz olan. Can dostuma. Yeniden başlayan arkadaşlıklar hiç kesintiye uğramamış olanlardan daha fazla özen ister. Gül kokusu akşamlarda dost hasreti yaşadık belki yeri geldi ayrılıklara ağladık ama kalbimizde yaşattığımız dostluğumuzu asla unutmadık. Arkadaş edinmenin tek yolu arkadaş olmaktadır. Arkadaşlık kuvvetli bir bağdır. Paraya ihtiyaç olunca başvurulmazsa ömür boyu sürer. Rüya; biz uyurken kalbimizin tuttuğu bir dilektir. Arkadaş; uçmayı unuttuğumuzda bize kanatlarını açan bir melektir. Hayal gücü; bizi bilmediğimiz yerlere uçuran bir rüzgârdır ve hayat; içinden ne çıkacağını bilmesek de açmamız gereken bir zarftır. Açtığın zarflardan hep güzel şeyler çıkması dileğiyle. Evet arkadaşım! Gülmek varken sürat aşmak niye, güldürmek varken ağlatmak niye, güzel sözler söylemek varken, kalpleri kırmak niye? Hayat çok kısa arkadaşım ve bu dünyadaki hiç bir şey kırılan kalplere değmez. Arkadaşlık her zaman gölge veren bir ağaçtır. Arkadaş onunla birlikteyken gerçekten olduğun gibi görünebileceğin ruhunun tüm gizliliklerini ona anlatabileceğin biridir. Onunla birlikteyken kendini korumana gerek yoktur. Arkadaş uğrunda ölmek kolay fakat uğranda ölünecek arkadaşı bulmak zordur. Biri olmalı varlığına daima bildiğin kendini güvende hissettiğin. Biri olmalı üzülme üzülürüm diyen biri olmalı hayatınızda Arkadaşlığın ispat edene kadar hiç kimse gerçek arkadaş değildir. Gerçek dostlar birbirinden uzakta iken de birbirlerinin ne düşündüklerini nasıl davranacaklarını bilirler Bu zamanda az dostun olsun, daha iyi… Herkesle uzaktan hoş beş edip geçmeli, can gözünü açınca görüyor ki insan; en büyük düşmanıymış en çok güvendiği. Ve bazen de seninle konuşmak iyi geldi, diyebileceğin birisi olmalı. Senin arkadaşlığın çok defa içimi sızlattı ne olur düşmanım ol arkadaşlık hatırı için. Önümden gitme seni izleyemeyebilirim. Arkamdan da gelme yol gösteremeyebilirim. Yanımda yürü ve yalnızca dostum kal. Arkadaşlık kavun gibidir. Neden mi? Bir tane iyisini bulmak için yüzlercesini yoklarsanız da ondan. Kimi vakit sönen hayat ateşimiz rüzgâr gibi bir başkası tarafından körüklenerek alevlenir ve her birimiz bu ateşi tekrar canlandıran dostlarımıza en içten teşekkürlerimizi borçluyuz. En Güzel Dostluk Mesajları Dostumuzu her daim hatırlamalı ve ona en samimi dostluk mesajları yollamalıyız. Dostlarımızla aramıza mesafe koyarak onlardan uzaklaşmamamız gerekiyor. Onlar bizlerin her anında yanlarında. İşte, dosta yollanacak en güzel dostluk mesajları; Paylaşmaksa çıkarsız sevgiyi, hissetmekse içtenliği, aramaksa dertlere çözüm, güvenebilmekse nedensiz. Sonsuza kadar dostumsun. Duygular vardır anlatılamayan, sevgiler vardır kalplere sığmayan, dostluklar vardır hiçbir şekilde yıkılmayan, bazı insanlar vardır asla unutulmayan Dostlar arasına hasret uçurumu girdiğinde, yıldızlarla vuslat köprüsü kurduk yürekten yüreğe. Gönlümüzün hasret günlüğüne unutmayı ve unutulmayı hiç yazmadık. Dostlar arasına hasret uçurumu girdiğinde, yıldızlarla vuslat köprüsü kurduk yürekten yüreğe. Gönlümüzün hasret günlüğüne unutmayı ve unutulmayı hiç yazmadık. Her rüzgâr savuracak bir toz bulur, her hayal yaşanacak bir can bulur, her düş gerçekleşecek bir umut bulur. Unutma bulunmayan tek şey senin gibi bir dosttur. Dost deniz kenarındaki taşlara benzer. Önce tek tek toplarsın sonra birer birer denize atarsın ancak bazılarına kıyamazsın. İşte sen o kıyamadıklarımdansın... Sen umudum, vazgeçilmez tutkum, dünüm, bugünüm, yarınımsın. Ama en önemlisi biricik arkadaşımsın. Aşk ve arkadaşlık bir gün yolda karşılaşırlar. Aşk kendinden emin bir şekilde sorar ben senden daha candan ve daha yakınım, sen niye varsın ki bu dünyada? Arkadaşlık cevap verir sen gittikten sonra arkanda bıraktığın gözyaşlarını silmek için... Dostluk, güzellik ve sevgi kavramlarının sözlük anlamlarını değiştirmek mümkün olsaydı ben senin isminle değiştirmek isterdim. O masum yüzünde acı ve hüzün hiç olmasın, gözlerinde mutluluğun en parlak yıldızı parlasın, dost eli elini hiç bırakmasın ne olur. Lafla değil, yürekle bağlılıktır dostluk. Yalnız anlarda, yalnız olmadığını bilmektir dostluk… Hayattaki kötü günlerin sahildeki ayak izlerin gibi geçici, güzel günlerin ise kayalara çizilen resimler kadar kalıcı olsun. Gülkurusu akşamlarda, dost hasretlikleri yaşadık, belki yeri geldi ayrılıklara ağladık, ama kalbimize koyduğumuz dostlarımızı asla unutmadık inadına yaşadık… Gün gelir bir gün yalnız kalırsan, akıverirse iki damla gözyaşı gözünden, canlanırsa anıların birden bire beni hatırla arkadaşım, beni hiç unutma. Gönüller birdir vücutlar ayrı olsa da. Dostluk bitmez dostluk abidesi yıkılsa da. Unutmayız dost uzakta olsa da hatta dost bizi unutsa da. Rüzgârın kemanını çaldığı, damlaların cama vurduğu bir pencerede yatağına uzanıp ta keşke dediğin tüm güzellikler gerçek olsun. Yürek umutlara gebe olduğundan beri, dostluklar ayrılıklara yenik düşmedi. Gönlümüz darağacındayken bile, küsüp dostlarımızı sevmeyi unutmadık biz. Riya ile paranın padişahı değiliz biz. Parçalanmış gönül hırkalarını yamar giyeriz biz. Dostlarla ağlar dostlarla güleriz biz. Dostlukların tükenmediği, sevgilerin ölmediği, gözyaşlarının akmadığı, gülücüklerin bitmediği, en güzel günler sizinle olsun sevgili dostum. Yürek umutlara gebe olduğundan beri, ayrılıklara hiç yenik düşmedik biz, gönlümüz darağacında olsa bile dosta selam göndermeyi, unutmadık biz. Acıların bir kum tanesi kadar küçük, mutlulukların nisan yağmuru kadar bol olsun. Hayatta bir kere ağlarsan o da mutluluktan olsun Dostum. İki dost varmış dünyanın farklı yerlerinde, birbirlerini özlediklerinde sevgilerini rüzgâra fısıldarlarmış, dışarı çık gör bak dostum rüzgâr nasıl esiyor. Gülerken herkes eşlik eder, ya ağlarken. Başarılara herkes ortak olur, ya yenilgilere. Öyle bir dost edin ki; kötü gün kapını çalınca kapıya seninle beraber baksın. Hakiki arkadaşlık sıhhatten farksızdır, kıymeti ancak elden gittikten sonra anlaşılır. Yürek umutlara gebe olduğundan beri dostluklar ayrılıklara yenik düşmedi, yüreğimiz dar ağacındayken bile ölüme koşup dostumuzu sevmeyi bildik. Geldiğin zaman boşluk dolduran değilsin, gittiğin zaman yeri doldurulamayansın canım arkadaşım Zaman gelir yollarına kar yağar, etrafını hüzün bulutları sararsa, ne zaman bir dosta ihtiyaç duyarsan dost olabildiğim kadar buradayım. Gün gelir bir gün yalnız kalırsan. Akı verirse iki damla gözyaşı gözünden canlanırsa anıların birden bire beni hatırla... Dostluk günah olmayacak kadar masum, köle olmayacak kadar özgür, umulmayacak kadar yakın, unutulmayacak kadar derin, tek başına yaşanmayacak kadar zordur. Bizim ömrümüzde ırmaklar vardır. Sularında hayallerimizi yüzdürdüğümüz. Bizim ömrümüzde dostlarımız vardır, günlerimiz ayrı geçtiğinde üzüldüğümüz. Affet beni hep güzeli analım, anılarda tebessüm yaşatalım, ben kırdım, ben üzdüm yaraladım. Mutluluk gölgen olsun arkadaşım. Hayata değer bir yasam, sevmeye değer bir aşk, dostluğa değer bir arkadaşlıktan asla vazgeçme. Ne eksik ne fazlasını ara ve seni üzenle asla uğraşma! Dünyada dost denilen kelime yalan. Benim en iyi dostum içkim sigaram. Onlar da terk ederdi olmasa param. En Güzel Dostluk Şiirleri Dostluğu anlatan, içinde dostluk geçen en güzel dostluk şiirlerini sizler için derledik. İşte arkadaşlığa, Dostluğa dair en güzel şiirler; Geçti Dost Kervanı Şu karşı yaylada göç katar katar Bir güzel sevdası gözümde tüter Bu ayrılık bize ölümden beter Geçti dost kervanı eyleme beni Şu benim sevdiğim başta oturur Bir güzelin derdi beni bitirir Bu ayrılık bize ölüm getirir Geçti dost kervanı eyleme beni Pir Sultan Abdal'ım kalkın aşalım Aşıp yüce dağı engin düşelim Çok nimetin yedik helallaşalım Geçti dost kervanı eyleme beni - Pir Sultan Abdal *** Dost Dostumdu önceleri, Göznurunu kitaplara dökmek varken Avare gezerdi caddelerde. Dünya böyledir zaten, Kadın olmasın ara yerde. Bir varmış, bir yokmuş aramızdaki dostluk. Kızına kıl kadar olsun göz koysaydım, Derdim, buydu korktuğu. Odama uğramaz oldu, semtimden geçmez; Oysa bir ben vardım içli dışlı olduğu. - Behçet Necatigil Dost Koşması Büyük dertler birbirinden Sıralanır, sıralanır Gönül her gün bir yerinden Yaralanır, yaralanır. Yüzleri var türlü biçim Belli değil gerçek dost kim Vefa diye şu yüreğim Paralanır, paralanır Başta bin türlü düşünce Hep karanlık gündüz gece Doğru söyliyen ömrünce Karalanır, karalanır Ömür boyu düşündüğün Sırlar çözülecek bütün Şu demir kapılar bir gün Aralanır, aralanır - Ümit Yaşar Oğuzcan Öyle Bir Yerdeyim Ki Öyle bir yerdeyim ki ne karanfil ne kurbağa Bir yanım mavi yosun Dalgalanır sularda Dostum dostum Güzel dostum Bu ne beter çizgidir bu Bu ne çıldırtan denge Yaprak döker bir yanımız Bir yanımız bahar bahçe Öyle bir yerdeyim ki Bir yanım çığlık çığlığa Öyle bir yerdeyim ki Anam gider Allah Allah Öyle bir yerdeyim ki ne karanfil, kurbağa Öyle bir yerdeyim ki Bir yanım mavi yosun çalkalanır sularda Dostum, dostum güzel dostum Bu ne beter çizgidir bu Bu ne çıldırtan denge Yaprak döker bir yanımız Bir yanımız bahar bahçe Öyle bir yerdeyim ki bir yanım çığlık çığlığa Öyle bir yerdeyim ki Anam gider Allah, Allah dölüm düşmüş sokağa. Hasan Hüseyin Korkmazgil
hz musa nın güzel sözleri