🗻 Şşş Sesi Ve Beyaz Gürültü Indir

MpbPC. 1. Onun adı Kim Seokjin, şu an karşımda gülüyor, büyük gözleri kırışıyor, kırışıyor, mutluluktan oluşan yaylara dönüşüyor ve pespembe dudakları beyaz dişlerini gözler önüne sermek için küçülüyor. Kim Seokjin bir başkasına gülüyor ve bu bir başkası Jung Hoseok ve Jung Hoseok, Kim Seokjin’in en yakın arkadaşı. Garip bir durum çünkü ortak özellikleri yok ancak ayrı meslekler, ayrı hobiler, ayrı dünyevi zevklere rağmen, çocukluktan başlayan dostlukları ayakta duruyor. 2016 yılındayız yani Ateş Maymun ve Kim Seokjin bir kahkaha atıyor, Jung Hoseok’un sevgilisi Park Jimin gözlerinin kenarında biriken yaşları siliyor. İnsanların mutluluktan ağlamaları bir başka gariplik. Günlerden perşembe, yani kara vebanın Avrupa'ya ilk defa düştüğü gün ve Kim Seokjin masasındaki soju dolu bardağa uzanıyor, hepsini tek yudumda midesine sürüyor, yanan boğazına rağmen gülümsüyor, hala ve hala gülümsüyor, ve tırnaklarındaki şeffaf oje barın ışığı altında belli oluyor. Jung Hoseok sürdü onları; pembe olarak başladılar, ama Kim Seokjin ona yönelecek bakışları hayal edince öyle utandı ki, ojeden daha koyu bir renge döndü. O yüzden şeffaflar. Saat sekizi iki geçiyor yani Kim Seokjin’in ölmesine tamı tamına iki saat, dört dakika kaldı ve Kim Seokjin her şeyden habersiz, Park Jimin’in patlattığı bir başka espriye gülüyor. Bendeniz Yoongi, Sevgili Efendim, çırak azraillerinizden biri. Ve Kim Seokjin, benim alacağım ilk ruh. 2. Muhtemelen çoktan bildiğiniz ve benden daha kıdemli olarak azrailliğinin ikinci senesini tamamlamaya yakın Namjoon, yanıma geldiğinde ve bana bir günlük, seyir defteri ya da bu not defterine yazdıklarıma ne ad verilirse ondan tutmamı söylediğinde ve bunun sizin emriniz olduğunu ilettiğinde, şaşırdım Efendim çünkü tüm o işler, dertler ve insanlar arasında bir de bir meleğin, emriniz altındaki en alt kademelerden bir meleğin zırvalamalarını okumaya nasıl vakit bulacağınızı kestiremedim. Affedin ancak evet, böyle düşündüm ve bunu da bildiğiniz şimdi aklıma geldi. Her şeyi bilmek zor değil mi? Akademide bize alacağımız ruhların anılarına nasıl ulaşacağımızı öğrettiler, ben hala Kim Seokjin’inkilere girmeye cesaret edemedim. Onu birkaç gündür izliyorum, bunu yapmam garip miydi? Ruhunu almadan önce kim olduğunu görmek istedim ve anılarına erişmediğimden, onu izlemek daha uygun geldi. Elbette, anılarını görmek zorunda değiliz, bu yalnızca ruhları anlamamız ve ölümlerini elimizden geldiği kadarıyla kolaylaştırmamız için… bunları neden size anlatıyorum? Her türlü prosedürü zaten biliyorsunuz, bunları yapan sizsiniz. Ama sanırım bu kelimelerim size değil, Efendim, kendime. Böylelikle biraz rahatlayabilirim. Benim görevim bu, ruhları almak ve onları kapınıza götürmek. Korkmuyorum diyemem. Korkuyorum. Ödüm kopuyor. Keşke koruyucu melek olsaydım. O zaman Kim Seokjin’i izlemem tuhaf olmazdı. Onu izlemenin keyifli olduğunu fark ettim, sıradan ancak mutlu bir hayatı var. Gülüşünü görmek, bende de hayaletimsi bir yankı uyandırıyor, yalancı bir gülüş yankısı. Neden beni koruyucu melek yapmadınız? Bunu hesap sorma olarak algılamayın ama ölüm işinin beni korkutacağını biliyordunuz, biliyor olmanız lazım, yine de beni buna atadınız. Neden? Henüz insanken, ölmemiş ve melek edilmemişken, yaptığım bir şeyden dolayı mı?Bir sorum daha olacak, neden insan anılarımızı hatırlayamıyoruz? Tıpkı Kim Seokjin gibi tasasız gülüp gülmediğimi merak ediyorum. 3. Saat sekizi yirmi altı geçiyor, Kim Seokjin’in yola aniden atlayan arkadaşı Park Jimin’i kurtarmak için kendisini feda etmesine bir saat otuz iki dakika kaldı. Oldukça kahramanvari ve trajik. Sonrasında Park Jimin’e ve Jung Hoseok’a ne oluyor, bana onun bilgisi verilmedi. Ama merak ediyorum. Aile saydığınız birinin sizin uğrunuza, gözünüzün önünde ölmesine nasıl dayanırsın? Umarım ölürken onun gözlerine bakmazlar. Ben bakmak zorundayım, o yüzden mum ışığının sönüşünü göreceğim. Onu seven birilerinin bunu görmesini asla Seokjin’in anılarına girmeye hazırım. 4. İlk kalp kırıklığını seçiyorum çünkü kalp kırıklıklarına dair çokça şey okudum. Kim Seokjin birisini seviyor, bu birisi Kim Taehyung, Kim Taehyung başka birisini seviyor, bu birisi ise Jeon Jungkook ve Jeon Jungkook, Kim Taehyung’u seviyor, böylelikle Kim Seokjin’in kalbi kırılıyor. Oysa size ne dualar etmişti! Bütün bunlar, Kim Seokjin on üç yaşındayken oluyor. Küçük. Diğer arkadaşlarına göre uzun ve ince, ama benim gözüme minicik görünüyor. Kendisini daha az emin tutuyor. Omuzları öne düşmüş, başı yere eğik, bakışları kirpiklerinin altından ok misali atılıyor. Henüz, yetişkinliğinde elde edeceği, yere basışındaki ağırlığı yakalayamamış. Ne de olsa, bir çocuk yalnızca. Gözlerinin derinlerinde bir parıltı hala aynı ama.Kalp kırıklığına ağlayıp zırladıktan sonra Kim Seokjin, büyükannesinin yanına gidiyor ve soruyor Büyükanne, Tanrı artık sağır mı? Aldığı karşılık, yanağa inen sert bir tokat. Öyle sert ki, kırmızılığı geçse bile yarası kalıyor. Kim Seokjin, bir daha asla böyle bir soru sormuyor ama kızıyor, Efendim, size kızıyor çünkü gerçekten de sağır olduğunuzu düşünüyor ve bir süre daha geçiyor ve bu düşünceye, dilsiz olmanız da musunuz? Lütfen, Efendim, onu bu yüzden cezalandırmayın. Suçun onda olmadığını düşünüyorum. Burada hatalı olan büyükanne, Kim Taehyung, Jeon Jungkook ve belki birazcık da sizsiniz. Kim Seokjin’i ve beni Kim Seokjin’in anılarını izliyorum ve öğreniyorum ki, sekiz yaşındayken yer fıstıklarının kabuklarının üstüne çeşitli suratlar çizer ve herhangi birisi onları yiyince katil diye bağırıp çağırırmış. Kim Taehyung’dan sonra Oh Eunwoo’ya âşık olmuş, Oh Eunwoo’dan sonra Choi Seongmin’e âşık olmuş, Choi Seongmin’den sonra kimseye âşık olmamış çünkü asıl kalp kırıklığını, gerçek yürek yarasını Choi Seongmin ile almış. Belki yaşasaymış olurmuş fakat ölümüne yaklaşık yarım saat kaldı. Yakın arkadaşı Jung Hoseok ile anaokulunda tanışmış, Jung Hoseok ve sevgilisi Park Jimin’i de kendisi tanıştırmış. Babası yokmuş, gayrimeşru bir çocuk olduğundan akrabaları tarafından pek sevilmezmiş. Yirmi dört yaşındaymış. Film Araştırmaları okuyor, Polanski’den ölesiye nefret ediyor, Kierkegaard’dan haz etmiyor, Theo Angelopoulos’a bayılıyor, Jang Sunwoo’yu çok seviyormuş. Odasının duvarında Christina’nın Dünyası’nın ezik büzük bir posteri asılıymış. Fizik dersinden nefret ediyormuş. Ölümden korkuyormuş. 6. Son bir dakika. Park Jimin çakırkeyifliğin verdiği rahatlıkla aniden kaldırımdan atlıyor, birkaç gürültü patırtı oluyor, korna sesi duyuluyor, onu acı bir fren sesi takip ediyor ve bir gümleme soğuk geceye dağılıyor. Sonra,Kim Seokjin’in bedeninin yanında diz çöküyorum. Ah, Efendim, ne dehşet! Dakikalar öncesindeki gülüşünü düşünüyorum, hem gerçek zamanda hem de anıların ekosunda. Tatlı mı tatlı dudaklarının arasında kan birikmeye başlamış bile. Hemen karşımda Park Jimin var, ona iyileşeceğini söylüyor. Gözyaşları içerisinde, elleri Kim Seokjin’inkilere dolanmış, iyileşeceğini söylüyor, kaşları kararlılıkla çatılmış. Buna gerçekten inanıyor. İnsanlar çaresizliktense yalanlara kapılmayı tercih ediyor, öyle değil mi? Jung Hoseok titreyen parmaklarıyla ambulansı arıyor, konuşurken sesi param parça, tıpkı yerde yatan arkadaşının kemikleri gibi. Kim Seokjin zar zor nefes alıyor. Hayal meyal bir hırıltı ile göğsü son bir kez şişiyor, kana bulanmış dişlerinin arasından inleme ile nefesi veriyor ve gözlerime bakıyor. Şşş, sorun yok. Eğiliyorum ve onu pespembe, yumuşacık dudaklarından öpüyorum. 7. Kabustan uyanır gibi, soluk soluğa, şakakları terle kaplı ve ağzı sessiz bir çığlığa aralanmış bir halde sıçrıyor yerinden Kim Seokjin. Göğsü hızla inip kalkıyor, parmaklarının altındaki çimenleri delice sıkıyor, eklem yerleri beyazlaşıyor ve panikle bana bakıyor. Sakin ol, diyorum. Alt dudağı titremeye başlıyor, eğildiğim yerde ona biraz daha yaklaşıyorum ve bir elimi, desteğimi göstermek için omzuna koyuyorum ve sakin ol, diyorum. Sadece öldün. "Jimin-" O iyi. Güvende. En azından dünyada ne kadar güvende olabilirse, o kadar güvende. 8. Kim Seokjin, sözcüklerimden sonra ağlamaya başlıyor ve ona sarılıyorum. Yüzünü omuz ile boynum arasına gömüyor, annelerden öğrendiğim gibi saçlarını okşuyorum ve anlamsız şeyler mırıldanıyorum. Bunun olabileceğini akademide söylemişlerdi. Vücudu sıcak. Bir yaşamın yansıması. Gözyaşları boynuma damlıyor, nefesi tenime değiyor; bana cehennem sıcağını anımsatıyorlar. Bir elim beline doğru kayıyor. Bir elim hala saçlarında. Daha önce kimseyi böyle ona gerekli açıklamaları O kazada, arkadaşını kurtarmaya çalışırken öldün. Ruhunu ben aldım, buraya getirdim ve bundan sonrasında Tanrı Kapısı'na kadar sana eşlik edeceğim. "Tanrı Kapısı da ne?" Tanrı'nın Kapısı işte."Tanrı'nın Kapısı mı var?" Evet."Bekle- Sen şimdi... Azrail misin?" Henüz çırağım ama buna da evet."...Ama insan gibi görünüyorsun?" Çünkü bir zamanlar insandım. "İnsanlar melek olabiliyor mu?!" Vaftiz edilirsen, evet."Ben melek olacak mıyım?" Eğer vaftiz edilirsen."Herkes vaftiz ediliyor mu?" Hayır."O zaman herkes melek olmuyor?" Şey, sanırım. Evet. "Eğer ölüysem, neden hala bedenim burada?" Çünkü henüz ruhunu görmeye hazır değilsin."Bu bir simülasyon falan mı?" Gibi gibi. "Gerçek bedenim hayatta yani?" Evet. "O zaman bu beden gerçek değil." Gerçekliğe nasıl baktığına bağlı. "Kafamı karıştırıyorsun." Üzgünüm. "Ruhumu ne zaman göreceğim?" Tanrı Kapısı'ndan girdikten sonra."Ah. Demek gerçekten de bir tanrı varmış." Kim Seokjin’in ayağa kalkmasına yardım ediyorum, eli sıcacık. Bu utanç verici ancak Efendim, onu gerçekten çok güzel yaratmışsınız. Birlikte Tanrı Kapısı'na doğru yürüyoruz. Üzerinde öldüğü kıyafetleri var, kan olmadan. Her adımını temkinle atıyor. Başı bir o yana bir bu yana dönüyor, gözleri gördüğü her şeyi, çevredeki ağaçları, bitkileri, uçuşan kuşları, kelebekleri, adımlarımızın altında ezilen çakıl taşlarını merakla ve endişeyle inceliyor. Sanki bunlar bir rüyaymış gibi, mayhoş bir ifade duruyor yüzünde."Alınmanızı istemem ama burası neden bu kadar... Şey, dünyamsı?" Çünkü korkmanı istemedim. Kafasını bana çeviriyor, uykudan uyanırcasına yüzü açılıyor, kahverengi gözlerine bir başka duygu ekleniyor. İlgiye benziyor, ama kalbim bunu düşündüğümde delicesine attığından, bunu kendi kendime de uydurmuş olabilirim. Neydi, Efendim, o duygu neydi? "Burayı siz mi yaptınız?" Kafamı sallıyorum, kaşları havaya kalkıyor. "Siz de mi yaratabiliyorsunuz?" Evet. Benimle saygılı konuşmana gerek yok. Eğer beğenmediysen, başka bir hale getirebilirim. Dudaklarından bir mırıldanma çıkıyor, adımlarını durdurup kollarını göğsünde birleştiriyor ve başını hafifçe yana eğiyor. Anılarından anladığım kadarıyla, şu an büyük bir ciddiyetle zihninde bir şeyleri tartıyor. Kirpiklerinin altından bakışları üzerimde geziyor ve, "Aslında, daima su sesini rahatlatıcı bulmuşumdur. Bir köprünün üzerinde olsak?" diye soruyor, yalvaran, sevimli bir parıltıyla. Gözlerini kapat, diyorum, göğsümden sıcak, mutlu bir şey yükseliyor, patlayacak gibi oluyorum. Gülmek geliyor içimden. Ama gülmüyorum."Neden?" Çünkü henüz değişimi görmeye hazır değilsin. Dudağını büzüyor, kolları çözülerek her iki yanına düşüyor. Cevabımdan hiç hoşlanmadığı belli ancak dediğimi yapıyor. Kirpiklerinin gölgesi elmacık kemiklerine düşüyor, teni ölüm solukluğunda ama yanakları taze pembeliğinde. Hoş görünüyor. Pekâlâ, açabilirsin. "Çok kısa sürmed-" Nefesi kesiliyor, sanırım doğru insan edebiyatı terimi bu. Heyecanla köprünün korkuluğuna koşuyor, ağzından bir hayret nidası dökülüyor ve düşme ihtimali olmasa da beni düşecek diye endişelendiren bir pervasızlıkla aşağı eğiliyor. "Yuh anasını si-" Altımızdaki durgun suyu aniden hırçınlaştırıp dalgaların gürültüsüyle küfrünü sansürlemek zorunda kalıyorum. Kim Seokjin bunu fark ederek kahkaha atıyor, omzunun üzerinden bana dönüyor ve, "Bu harika!" diyor bağırarak. Heyecan içerisinde yanıma koşuyor, elimden tutup beni korkuluğun dibine çekiyor. Elinin sıcaklığı bana geçiyor, tüm bedenimi ısıtıyor, ensemdeki saçlar diken diken oluyor. Dalgalar hala fırtına kopartıyor, yağmur misali üzerimize yağıyor, birlikte ıslanıyoruz. "Suyu sakinleştirip içine biraz balık ekler misin? Ve biraz da su kaplumbağası!" Cümlelerini duymam için bağırdıkça bağırmaya devam ediyor, ağzının içine su girmesini umursamıyor. Gözlerini kapat. Kapatıyor ve bu sefer ıslanmış çehresini izliyorum. Yanaklarının pembeliği koyulaşmış, saç telleri dans edercesine yüzüne yapışmış. Dudakları yumuşak pembesinden, kırmızılığa doğru yola çıkmış. Üşüyor mu acaba? Dediklerini yapıyorum. Bir de atmosferi açabileceğini söylediğimde kirpiklerini aralıyor, sakin ve durgunlukla önce bana bakıyor. Birkaç saniye geçiyor, bakışları altında eziliyorum. Beni nasıl görüyor? Sakınmak istiyorum kendimi ondan. Gözlerindeki ışıltı, görüşümü kamaştırıyor. Sonunda gülümsüyor ve kısık bir sesle adımı soruyor. Yoongi. "Bu kulağa pek de bir melek ismi gibi gelmedi, Yoongi." Kahkaha atıp kafasını suya çeviriyor, yüzen balıkları ve kaplumbağaları görünce ellerini çırpıyor, parmağıyla işaret ediyor, beni de izlemem için çekiştiriyor. Evinde de bir su kaplumbağası beslediğini biliyorum, adını Kedi koymuştu. Artık gidelim mi?11. "Pekâlâ," diyor, son a harfini melodi ile uzatarak. O bir süre daha hayran hayran manzarayı izledikten sonra yürümeye devam ettik, hala yürüyoruz ve sizin kapınıza varmamıza çok kalmadı. "İnsanken nasıl biriydin?" Bilmiyorum. "Nasıl yani?" Alınmış gibi alt dudağını sarkıtıyor, omuzları düşüyor. "Ne demek bilmiyorum?"Vaftiz edilince eski yaşamını unutursun. Duraksıyor, beni de durdurup yüzüme bir kez daha uzun uzun bakıyor. Yine ne düşündüğünü merak ediyorum. Bakışları çok yoğun. Beni korkutuyor Efendim. Kim Seokjin’e neden böyle canhıraş gözler verdiniz? "Üzülmüyor musun?" Bilmiyorum ki, neden üzüleyim?Kaşlarını çatıyor, alnında bir çizgi oluşuyor. "Ama bu senin geçmişin..." Evet, bu yüzden önemli daha da çatılıyor, alnındaki çizgi derinleşiyor. "Merak da mı etmedin?" Ettim. Bazen bununla ilgili hikayeler uydururum. Bunu önceleri bir tek ben ve siz bilirdiniz. Artık Kim Seokjin de biliyor. Kafasını hafifçe yana eğiyor, birkaç saç tutamı yana düşüyor ve artık kaşlarını çatmıyor. "Ne gibi hikayeler?" İnsanca hikayeler. "Benimle paylaşır mısın?" 12. Tanrı Kapısı'na varıyoruz. Büyük, bakır ve çift kanatlı. Hiçbir desen yok üzerinde. Olabildiğine sade ve evhamlı. Kim Seokjin sonsuzluğa uzanan kapıyı hakiki bir dikkatle süzüyor ve tıklatmak için sağ elini yumruk yapıyor. Ama sonra, duruyor. Elini indiriyor. Bana bakıyor. "Seni bir daha görecek miyim Yoongi?" Eğer vaftiz edilip melek olursan. "Ama o zaman seni hatırlamayacağım, değil mi? Çünkü şu an hala insanım." Kafamı sallıyorum. Aynen öyle. "Ama eğer melek olmazsam da, bir daha seni görmeyeceğim?" Bir kez daha kafamı sallıyorum. Bir kez daha aynen öyle. Kim Seokjin’in kahverengi gözlerine bir hüzün yerleşiyor ve bir an için sizi gördüm sanıyorum, Efendim. Bu çıkarıma varmamı belki komik bulmuşsunuzdur, sonuçta daha önce sizi hiç görmedim ve neye benzediğinizi bilmiyorum, yine de Kim Seokjin hüzünlenince ve derdin ötesinde bir dertle bakınca, sizi gördüm sanıyorum. Sizin böyle olduğunuzu sanıyorum. Melekler arasındaki bir dedikoduya göre, her insan sizden bir parça taşırmış. Kim Seokjin’in taşıdığı aşikâr. Ona hüznünüzden mi verdiniz? Gözlerine sizin hüznünüzden tutamlar mı ektiniz? Yoksa bu, yalnızca onun şahsına münhasır bir şey mi? İçeri girecek misin, diyerek kapıyı işaret ediyorum. Kapıya dönüyor, sonra tekrar bana. Elimi eline alıyor, yanağına götürüyor ve avcuma yaslıyor. Pembeliği tüm yüzüne yayılıyor. Utanıyor, bu ifadesini tanıyorum anılarından. Ben de utanıyorum. Kalbim gümbürdüyor, midem kasılıyor. Bir an için elimi sertçe çekmek ve kaçıp gitmek istiyorum. Ancak bu onunla son zamanım olabilir. “Sıcacık,” diyor. “Ve güçlü. Kuvvetli. Görmüş geçirmiş ellerin var Yoongi. Bence geçmişinde ellerini sıkça kullandığın bir hayat yaşıyordun.” Başını hafifçe çevirip dudağını avucuma yaslıyor ve nazik, hayaletimsi bir öpücük konduruyor. Ardından elimi yavaşça bırakıyor, bana el sallıyor ve kararlı bir bakışla önüne kendine bir şey mırıldanıyor ve kapıyı- kapınızı çalıyor. 14. Kim Seokjin’i tekrar görmeyi umuyorum, Efendim. 15. Bir de, Umarım kör değilsinizdir. Birgün “Uzlaştık” denilen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası SSGSS Yasa Tasarısı’nın en önemli ayağından birini oluşturan sağlığı piyasalaştıran maddelerde bir değişiklik yapılmadan tasarı Meclis’e geliyor. Tasarının bu haliyle yasalaşması durumuna hastanelerdeki hemen bütün tedaviler için prim ödemek yetmeyecek, her işlem için artı katkı payı adı altında para alınacak ve bu katkı payları yüzde 300’e kadar arttırılabilecek. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ve Emek Platformu Dönem Sözcüsü Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu’nun SSGSS Yasa Tasarısı konusunda yaptıkları "Yüzde 80- 90 civarında uzlaştık" açıklamalarına tepkiler devam ediyor. SSGSS’nin en temel parametrelerinden sağlık ayağında diş protezlerine yaş sınırı ve bedelin yarısının ödenmesi zorunluluğunun kaldırılması dışında bir düzenleme yapılmaması karşısında Emek Platformu bileşenlerinden KESK, TTB, DİSK, TMMOB sağlık hakkının gaspına karşı mücadelede kararlı olduklarını açıkladı. SAĞLIK SADECE PROTEZ DEĞİL’TTB Genel Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy platform olarak sunulan talepler doğrultusunda sağlık ile ilgili maddelerden sadece diş protezlerine yaş sınırı ve bedelin yarısının ödenmesi zorunluluğunun kaldırıldığına dikkat çekerek "Ancak bu tek başına sağlıktaki taleplerimizi iyileştirmez" dedi. Gürsoy "Özel hastanelere ödenen ve katkı payları, muayene ve tedavilerde ilaç bedelleri için alınacak katılım payları ve tedavi yöntemleri dışındakilere ücretin üç katına kadar fark ödenmesi gibi önemli maddelere dokunulmuş değil. Bu maddelerle mücadelemiz, geri alınana kadar sürecek. Bugün tasarıyla igili bir basın açıklaması düzenleyeceğiz" açıklamasında bulundu. BU MU YÜZDE 80-90 UZLAŞMA’KESK Başkanı İsmail Hakkı Tombul da "Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu yüzde 80-90 uzlaştık diyor ancak bunun içinde sağlık yok" dedi. "Sağlıkta yıkım"ın Meclis’ten aynı şekilde geçirilmeye çalıştığını belirten Tombul "Sağlık ile ilgili taleplerimizin yanı sıra düzenleme yapılan’ emeklilikle ilgili taleplerimiz de karşılanmış değil. Yasa bugün Meclis Genel Kurulu’na görüşülmek üzerine gelirken biz de Emek Platformu’nu toplayıp eylemlerimizi en yakın zamanda başlatacağız. Bunun yanısıra Meclis’teki partilerden CHP, DSP, ÖDP ile görüşüp yasanın taleplerimizden uzak bu haliyle geçirilmemesi konusunda ortak bir muhalefet oluşturacağız" dedi. EMEK PLATFORMU ACİL TOPLANACAKDİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, Çalışma Bakanı Çelik’in tasarısıyla ilgili yaptıkları görüşmeleri, kamuoyuna bir mutabakata varılmış gibi anlattığını belirterek "Biz bunu kabul etmiyoruz, süreç tamamlanmış değil" dedi. Görgün "Sağlıkla ilgili maddelerin de aralarında bulunduğu dikkate alınmayan taleplerimizi kabul ettirene kadar ülke çapında ortak eylemler yapma amacındayız" açıklamasında bulundu. * * *GSS, sağlıkta yıkımın finansman ayağı’ SES Genel Başkanı Köksal Aydın, Genel Sağlık Sigortası’nın GSS Türkiye’de "sağlıkta yıkım"ın finansman ayağını oluşturduğunu kaydetti. AKP’nin bir an önce Meclis’ten geçirmeye çalıştığı GSS’nin dünya üzerinde uygulandığı bütün ülkelerde başarısız olduğunu belirten Aydın, "GSS, Türkiye’ye uygun bir sistem değil. Sağlık hizmeti alanındaki eşitsizlikleri arttıracağı gibi sağlığın piyasalaşmasına da hizmet edecek bir düzenlemedir. Şimdi asgari ücretin 3’te biri tutarında prim kesmeyi düşünüyorlar. Bu maddeler tasarının en vahşi maddeleridir" açıklamasında bulundu. Bugün perşembe DİSK ve KESK”in diğer sendikaları ile birlikte saat ile arasında bu tasarıyı protesto etmek için alanlarda olacaklarını belirten Aydın yapılacak eylemler sendikaların yanısıra sivil toplum örgütlerini ve partileri de destek vermeye çağırdı. İlgili Yazılar

şşş sesi ve beyaz gürültü indir