🐶 Onlardan Sonra Öyle Bir Nesil Geldi Ki

Onlardan sonra öyle bir topluluk gelir ki, kendilerinden şahidlik istenmediği halde şahidlik yaparlar, hiyanet ederler de kendilerine güvenilmez. Aralarında itimat ve güven yok olur. Söz Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki, namazı terk ettiler, heva ve heveslerine uydular. Onlar bu taşkınlıklarının cezasını yakında göreceklerdir. Fakat tövbe edip, iman eden ve Salih amel işleyen bunun dışındadır.” (Meryem, 59-60) Diyanetİşleri Başkanlığı: Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır. Diyanet Vakfı: Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular 59 Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular; onlar bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. (Cehennemdeki “Gayya” vadisini boylayacaklardır.) 60- Fakat tevbe edip iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır. 59 Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular; onlar bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. (Cehennemdeki "Gayya" vadisini boylayacaklardır.) 60- Fakat tevbe edip iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır. Bunlar cennete girecekler ve hiçbir Bu öyle yüce bir sevinçtir ki, insanı yeryüzünün basit arzularından, geçici menfaatlerinden kurtarır. Bu tür nimetleri, hayatın hizmetçisi kılar, hizmet edileni değil. İnsanı onlardan yararlanan bir varlık düzeyine yükseltir, onlara boyun eğen bir kul değil. Bununla beraber İslâm, dünya hayatının nimetlerini horlamaz. Ashabım Allah'a yemin ederim ki, şu İslam dini muhakkak kemale erecektir. Öyle ki, koyun sahibi, kurt yanlarında iken koyunlarını bırakıp San'a'dan Hadramut'a gidecek ve Allah'tan başka hiç bir şeyden korkmayacaktır. Fakat ey ashabım! Sizler acele ediyorsunuz." (Buhari, Müslim.) "Bilal radıyallahu anh Ümeyye bin Halef’in a9H4. KuranA'RÂF Suresi169. Ayetiفَخَلَفَ مِن بَعْدِهِمْ خَلْفٌ وَرِثُواْ الْكِتَابَ يَأْخُذُونَ عَرَضَ هَذَا الأدْنَى وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَا وَإِن يَأْتِهِمْ عَرَضٌ مُّثْلُهُ يَأْخُذُوهُ أَلَمْ يُؤْخَذْ عَلَيْهِم مِّيثَاقُ الْكِتَابِ أَن لاَّ يِقُولُواْ عَلَى اللّهِ إِلاَّ الْحَقَّ وَدَرَسُواْ مَا فِيهِ وَالدَّارُ الآخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَfe halefeartık halef oldu, yerine geçtimin ba'di-himonlardan sonrahalfunsonraki nesilverisû el kitâbekitaba varis oldularye'huzûnealırlararadadünya malıhâze el ednâbu değersizve yekûlûneve derlerse yugferu lenâyakında bize mağfiret edilecek günahlarımız sevaba çevrilecekve in ye'ti-himve eğer onlara gelsearadundünya malımisli-huonun kadar, bir misli dahaye'huzû-huonu alırlare lem yu'hazalınmadı mıaleyhimonların üzerine, onlardanmîsâku el kitâbikitabın misakien lâ yekûlûsöylememelerialâ allâhiAllah'a karşıillâ el hakkahaktan başkave deresûve okudular, öğrendilermâ fî-hionun içindeki şeylerive ed dâru el âhıratuve ahiret yurduhayrundaha hayırlıli ellezîneo kimseler içinyettekûnetakva sahibi olurlare fe lâ ta'kılûnehâlâ akıl etmez misiniz Abdulbaki GölpınarlıOnlardan sonra kitaba vâris olan öyle bir nesil geldi ki hem şu dünyanın geçici matahını alırlar da elbette ilerde yarlıganırız, suçlarımız örtülür bizim derler, hem de gene ellerine ona benzer geçici bir matah geçse almakta devam ederler. Halbuki Allah'a karşı ancak gerçek olanı söyleyeceklerine dair onlardan o kitabın hükmünce söz alınmamış mıydı ve kitapta olanları okuyup dururlar da. Halbuki âhiret yurdu, sakınanlara daha hayırlıdır, hâlâ mı aklınız ermiyor?Abdullah ParlıyanVe ardından ilâhî kitabın mirasçısı oldukları halde, bu değersiz dünyanın, geçici tadlarına sarılan yeni kuşaklar aldı onların yerini; ve “Nasıl olsa sonunda affedileceğiz” diyerek karşılarına çıkan bu kabil geçici şeylere sarılan günahkar kimseler olup çıktılar. Oysa onlardan Allah'a yalnızca doğru ve gerçek olanı söyleyeceklerine dair teminat alınmamış mıydı? Onda yazılı olanı, tekrar tekrar okumamışlarmıydı? Yolunu Allah'ın kitabıyla bulan herkes için, iki hayattan en iyisi, en üstünü ahiret hayatı olduğuna göre, artık aklınızı hâlâ kullanmayacak mısınız?Adem UğurOnların ardından da âyetleri tahrif karşılığında şu değersiz dünya malını alıp, nasıl olsa bağışlanacağız, diyerek Kitab'a vâris olan birtakım kötü kimseler geldi. Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki, Kitap'ta Allah hakkında gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan söz alınmamış mıydı ve onlar Kitap'takini okumamışlar mıydı? Âhiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâla aklınız ermiyor mu?Ahmed HulusiOnlardan sonra, yerlerine hakikat bilgisine vâris olan, yeni nesiller geldi. . . Şu en sefil dünyanın zenginliğini elde etmek için yaşıyorlar, sonra da "Mağfiret olacağız nasıl olsa" diyorlardı. Şayet onlara onun misli bir dünyalık gelse, onu da alırlardı. . . Kendilerinden, Allâh üzerine Hak olmayanı söylemeyecekler diye hakikat bilgisi adına söz alınmamış mıydı? Onda olanı ders edinip incelemediler mi? Korunanlar için sonsuz olan gelecek yaşam ortamı daha hayırlıdır. . . Aklınızı kullanmayacak mısınız?Ahmet TekinOnların ardından da, Kitabı, Tevrat’ı miras olarak devralan bozuk bir nesil geldi. Şu alçak dünya malını alıyorlar; nasıl olsa bağışlanacağız diyerek onun gibi bir mal ve rüşvet gelse yine alacaklar. Peki, Allah adına haktan, doğrudan başka bir şey söylemeyeceklerine dair kendilerinden o kitabın hükmü üzere kesin bir taahhüt, mîsak alınmamış mı idi? Onun içindekileri okuyup öğrenmemişler miydi? Oysa âhiret yurdu, ebedî yurt Allah’a sığınıp, emirlerine yapışanlar, günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davrananlar, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?Ahmet Varol Onların ardından yerlerine, Kitab'a mirasçı olan bir nesil geldi ki, şu aşağılık dünya menfaatini alır da 'Biz bağışlanacağız' derler. Onun gibi bir başka menfaat gelse onu da alırlar. [12] Kendilerinden Kitap'ta Allah hakkında gerçekten başkasını söylememeleri üzere kesin söz alınmamış mıydı? Onlar da o Kitab'ın içindekileri okuyup incelediler. Sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Akıl etmiyor musunuz?Ali BulaçOnların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan bir takım 'kötü kimseler' geçti. Bunlar Şu değersiz olan dünyaın geçici yararını alıyor ve "Yakında bağışlanacağız" diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar. Kendilerinden Allah'a karşı hakkı söylemekten başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin Kitap sözü alınmamış mıydı? Oysa içinde olanı okudular. Allah'tan Korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdirmeyecek misiniz?Ali Fikri YavuzNihayet arkalarından bozuk bir toplum bunların yerine geçti ki, kitaba Tevrat’a vâris oldular şu alçak dünya malını rüşvet olarak irtikâp ederler de, bir de “Bize mağfiret olunacak.” derler. Karşı taraftan da kendilerine öyle bir mal gelse, onu da alırlar. Acaba Allah’a karşı, hakdan başka bir şey söylemiyeceklerine dair kendilerinden, o kitabın hükmü üzere, kuvvetli söz alınmadı mıydı? Ve o kitabın Tevrat’ın içindekini ders edinip okumadılar mı? Halbuki âhiret yurdu, Allah’dan korkanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmıyacak mısınız?Bayraktar BayraklıOnların ardından da, âyetleri tahrif karşılığında şu değersiz dünya malını alıp, “Nasıl olsa bağışlanacağız” diyerek kitaba vâris olan birtakım kötü kimseler geldi. Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki, kitapta Allah hakkında gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan söz alınmamış mıydı ve onlar kitaptakini okumamışlar mıydı? Âhiret yurdu, sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınız ermiyor mu?Bekir Sadak169-17 0 Ardlarindan yerlerine gelen bir takim kotuler, Kitap'a mirasci oldular. Biz nasil olsa affedilecegiz» diyerek Kitap'in hukumlerini degistirme karsiligi bu degersiz dunyanin mallarini alirlar; Yine ona benzer gecici bir sey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karsi ancak gercegi soyleyeceklerine dair Kitap uzerine soz alinmamis miydi? Kitap'da olanlari okumamislar miydi? Allah'a karsi gelmekten sakinanlar icin, ahiret yurdu vardir, dusunmuyor musunuz? Biz, iyilige calisanlarin ecrini elbette zayi YıldırımArkalarından onların yerine birtakım bozuk kimseler geldiler de kitaba vâris sahip oldular; hükümlerini değiştirme karşılığında şu değersiz aşağılık dünyanın geçici malını almaya başladılar ve nasılsa ileride bağışlanırız» dediler; buna benzer geçici bir mal ve menfaat gelse yine de almakta tereddüt etmezler. Allah'a karşı haktan ve doğruluktan başka bir şey söylemiyeceklerine dair kitabda mevcut hükümler uyarınca söz alınmamış mıydı ? Ve kitabdakini ders olarak okumuşlardı. Allah'tan korkup, kötülüklerden sakınanlar için Âhiret yurdu hayırlıdır. Artık aklınızı kullanmaz mısınız?Cemal KülünkoğluNihayet onlardan sonra gelen kötü bir nesil kitaba Tevrat'a varis oldu. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “nasıl olsa biz bağışlanacağız” derler. Kendilerine benzeri bir mal/menfaat gelse onu da alırlar. Peki, Kitap'ta Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan söz alınmamış mıydı ve onlar Kitap'takini okumamışlar mıydı? Hâlbuki Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız?Diyanet İşleri eski169-170 Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap'a mirasçı oldular. 'Biz nasıl olsa affedileceğiz' diyerek Kitap'ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı? Kitap'da olanları okumamışlar mıydı? Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz? Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi VakfiOnların ardından da âyetleri tahrif karşılığında şu değersiz dünya malını alıp, nasıl olsa bağışlanacağız, diyerek Kitab'a vâris olan birtakım kötü kimseler geldi. Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki, Kitap'ta Allah hakkında gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan söz alınmamış mıydı ve onlar Kitap'takini okumamışlar mıydı? Âhiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâla aklınız ermiyor mu?Edip YükselOnların yerine, kitaba mirasçı olan başka nesiller geçti. Ancak, 'Nasıl olsa bağışlanacağız,' diyerek aşağılık ve geçici menfaatleri seçtiler. Kendilerine, benzeri geçici menfaatler gelse yine seçerler. Onlardan, kitaba bağlı kalacaklarına ve ALLAH hakkında ancak gerçeği söyleyeceklerine dair söz alınmamış mıydı? Onu okuyup öğrenmediler mi? Erdemliler için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Anlamıyor musunuz?Elmalılı Hamdi YazırDerken arkalarından bunlara bozuk bir güruh halef oldu ki kitâbı miras aldılar, şu alçak Dünya arazını irtikâb ile alırlar da birde bize mağfiret olunacak» derler. Mukabil taraftan da kendilerine öyle bir şey gelse onu da alırlar, ya Allaha karşı haktan başka bir şey söylemiyeceklerine dâir kendilerinden kitâb mîsakı alınmadı mı idi? Ve onun içindekini ders edinib okumadılarmı? Halbuki Âhıret evi Allahtan korkanlar için daha hayırlıdır, halâ akıllanmıyacakmısınız?Elmalılı sadeleştirilmişDerken, arkalarından Kitab'ı Tevrat'ı miras alan bozuk bir nesil bunların yerine geçti. Onlar şu alçak dünya malını alırlar, bir de Biz nasıl olsa bağışlanacağız!» derler. Karşı taraftan da kendilerine öyle birşey gelse, onu da alırlar. Allah'a karşı yalnız hakkı söyleyeceklerine dair kendilerinden Kitapta söz alınmamış mıydı? Ve onun içindekileri durmadan okumadılar mı? Halbuki ahiret yurdu Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır; hala akıllanmayacak mısınız?Elmalılı sadeleştirilmiş - 2Derken kitabı Tevrat'ı miras alan bozuk bir nesil bunların yerini aldı. Bize nasıl olsa mağfiret edilecek diyerek, şu alçak dünya malını alıyorlar, yine onun gibi bir mal ve rüşvet gelse onu da alırlar. Allah'a karşı haktan başka bir şey söylemeyeceklerine dair kendilerinden o kitabın hükmü üzere misak alınmamış mıydı? Ve onun içindekileri okuyup öğrenmemişler miydi? Oysa ahiret yurdu Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?Fizilal-il KuranOnlardan sonra gelen kötü bir nesil Kitab’a mirasçı oldu. “Biz nasıl olsa affedileceğiz” diyerek Kitab’ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar. Yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da alırlar. Onlardan, Allah’a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitab üzerine ahd alınmamış mıydı? Kitab’da onları okumamışlar mıydı? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Daha aklınızı başınıza almayacak mısınız?Gültekin OnanOnların ardından yerlerine halife kitaba mirasçı olan bir takım 'kötü kimseler' geçti. Bunlar Şu değersiz olan dünyanın geçici yararını alıyor ve "Yakında bağışlanacağız" diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar. Kendilerinden Tanrı'ya karşı hakkı söylemekten başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin kitap sözü alınmamış mıydı? Oysa içinde olanı okudular. Tanrı'dan Korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hala akletmeyecek misiniz?Hasan Basri ÇantayOnlardan sonra — bir tarafdan bu dünyânın geçici metâını kapıb Biz nasıl olsa ileride yarlığanırız» demek, bir tarafdan kendilerine ona benzer bir meta' gelirse onu da kaçırmayıb almak da devam etmek özere o kitaba vâris olan — kötü kimseler gelib onların yerine geçmişdir. Allaha İcardı hakdan başkasını söylemeyeceklerine dâir kendilerinden o kitabın hükmü vech ile te'minât alınmadı mıydı? Halbuki onda olanı durmayıp okumuşlardır da. Halbuki âhiret yurdu öyle kötü hallerden sakınanlar için mahz-ı hayırdır. Daha aklınızı başınıza almayacak mısınız? Hayrat Neşriyat Buna rağmen onların ardından yerlerine, Kitâb’a vâris olan birtakım kötü kimseler geldi; şu değersiz dünyanın geçici menfaatini alıyorlar ve 'Nasıl olsa bize mağfiret edilecek!' diyorlar. Fakat kendilerine, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da karşı haktan başka bir şey söylemeyecek lerine dâir Kitab’da ken dilerinden sağlam söz alınma mış mıydı? Ve onun içindekini okumamışlar mıy dı? Hâlbuki âhiret yurdu,günahlardan sakınanlar için daha hayırlıdır. Hiç akıl erdirmez misiniz?İbni KesirOnlardan kötü kimseler gelip onların yerine geçmiş, kitaba varis olmuşlardı. Dünyanın geçici meta'ını alıyorlar ve İleride affedileceğiz diyorlardı. Onlara buna benzer bir meta' gelse onu da alıyorlar. Onlardan; Allah'a karşı ancak hakkı söyleyeceklerine dair kitab üzerine ahd alınmamış mıydı? Ahiret yurdu, Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınızı başınıza almayacak mısınız?Kadri ÇelikOnların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan bir takım kötü kimseler kaldı. Bunlar Şu değersiz olan dünyadaki geçici menfaatleri alıyor ve “Yakında bağışlanacağız” diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alırlar. Kendilerinden Allah'a karşı hakkı söylemekten başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin kitap sözü alınmamış mıydı? Oysa Tevrat'ın içinde olanı da okuyorlardı. Allah'tan Korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdirmeyecek misiniz?Muhammed EsedVe ardından ilahi kitabın mirasçısı oldukları halde bu değersiz dünyanın geçici tatlarına sarılan yeni kuşaklar aldı onların yerini; ve "Nasıl olsa sonunda affedileceğiz" diyerek karşılarına çıkan bu kabil geçici şeylere sarılan günahkar kimseler olup çıktılar. Oysa, onlardan Allaha yalnızca doğru ve gerçek olanı isnat edeceklerine dair ilahi kitap üzerine söz alınmamış mıydı? Onda yazılı olanı tekrar tekrar okumamışlar mıydı? Allaha karşı sorumluluk bilinci duyan herkes için iki hayattan en iyisi, en üstünü ahiret hayatı olduğuna göre artık aklınızı kullanmayacak mısınız?Ömer Nasuhi BilmenOnlardan sonra birtakım kimseler halef oldu, kitaba varis oldular, bu den'î varlığın fani meta'ını alır dururlar ve derler ki Elbette biz ileride mağfiret olunacağız.» Ve onlara onun misli bir meta' gelecek olsa onu da alıverirler. Onlardan Allah Teâlâ'ya karşı haktan başkasını söylemeyeceklerine dair o kitabın misakı onun hükmü veçhile bir ahd alınmamış mı idi? Halbuki, onlar o kitaptakini okumuşlardı. Ahiret evi ise muttakîler için hayırlıdır. Hâlâ buna akıl erdiremiyecek misiniz?Ömer ÖngütArkalarından onların yerine Kitab'a vâris olan bir takım kimseler geldiler. Şu aşağılık dünyanın geçici menfaatini alıyorlar ve “Biz nasıl olsa bağışlanacağız. ” diyorlardı. Onlara buna benzer bir menfaat daha gelse onu da almaktan tereddüt etmezler. Allah'a karşı gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine dâir Kitap'ta onlardan söz alınmamış mıydı? Ve onun içindekileri ders olarak okumamışlar mıydı? Allah'tan korkanlar için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Hâlâ düşünmüyor musunuz?Şaban PirişOnların ardından, onları izleyen ve kitaba varis olan bir nesil geldi. -Biz nasıl olsa bağışlanacağız, diyerek, bu dünyanın geçici malını alıyorlar. Yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Öğrendikleri kitapta, onlardan Allah hakkında doğru olandan başkasını söylememek’ üzere kitap andı’ alınmamış mıydı? Korunanlar için ahiret yurdu daha iyidir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?Suat YıldırımOnlardan sonra hayırsız bir nesil geldi ki bunlar kitaba Tevrat’a vâris oldular, ama âyetleri tahrif etme karşılığında şu değersiz dünya metâını alıp "Nasılsa affa nail oluruz!" düşüncesiyle hareket ettiler. Af umarken bile, öbür yandan yine gayr-ı meşrû bir metâ, bir rüşvet zuhûr etse, onu da alırlar. Peki onlardan, Allah hakkında gerçek olandan başka bir şey söylemeyeceklerine dair kitapta mevcut hükümler uyarınca söz alınmamış mıydı? Ve kitabın içindekileri ders edinip okumamışlar mıydı? Halbuki ebedî âhiret yurdu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için elbette daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?Süleyman AteşOnların ardından, yerlerine geçip Kitaba vâris olan birtakım insanlar geldi ki, onlar, şu alçakdünyânın menfaatini alıyorlar "Biz nasıl olsa bağışlanacağız!" diyorlar. Kendilerine, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki "Allâh hakkında, gerçekten başkasını, söylememeleri hususunda kendilerinden Kitap misâkı alınmamış mıydı? Ve onun içindekini okuyup öğrenmediler mi? Âhiret yurdu, korunanlar için daha hayırlıdır. Düşünmüyor musunuz?Tefhim-ul KuranOnların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan bir takım 'kötü kimseler' geçti. Bunlar Şu değersiz olan dünya nın geçici yararını alıyor ve Yakında bağışlanacağız» diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar. Kendilerinden Allah'a karşı hakkı söylemekten başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin Kitap sözü alınmamış mıydı? Oysa içinde olanı da okudular. Allah'tan Korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Halâ akıl erdirmeyecek misiniz?Ümit ŞimşekDerken onların arkasından kötü bir nesil geldi ve kitap onların eline geçti. Onlar şu aşağılık dünyanın gelip geçici malını alır, 'Nasıl olsa bağışlanacağız' derlerdi. Sonra aldıklarının bir misli daha gelse onu da alırlardı. Yoksa onlardan, Allah hakkında gerçek dışı birşey söylemeyeceklerine dair, kitabın hükmüne göre söz alınmamış mıydı? Ve onlar kitapta yazılı olanı okuyup öğrenmemişler miydi? Sakınanlar için âhiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?Yaşar Nuri ÖztürkArkalarından, yerlerini alan halefler geldi. Bunlar, Kitap'a varis olmuşlardı. Şu basit dünyanın geçici menfaatini esas alıyorlar ve şöyle diyorlardı "Biz zaten bağışlanacağız!" Kendilerine, bir menfaat daha gelse onu da alıyorlardı. Bunlardan, Allah hakkında, gerçek dışında birşey söylememelerine ilişkin Kitap misakı alınmamış mıydı? O Kitap'ın içindekileri okuyup incelemediler mi? Ahiret yurdu, takvaya sarılanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınızı işletmeyecek misiniz? En çok arananlar kelimelerEn çok okunan hakkında33 farklı kuran mealini aynı anda okumanızı ve kıyaslamanızı sağlar, Kuran ayetlerinin Arapçasını okunaklı şekilde sunar. Arapça okunuşlarını Türkçe seslendirme karşılığıyla birlikte görebilmenize yarar. Hepsinden önemlisi, Çok uzun çalışmalar sonucu özel olarak geliştirilmiş arama motoru ile; Tüm kuran meallerini ve arapça karşılıklarını doğru ve hızlı şekilde aramanızı sağlar. İniş Sırasına Göre KAF SURESİ İniş Sırası 34 • Mushaf Sırası 50 • Mekki Sure • 45 Ayettir Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. 39. Ne derlerse desinler sen sabret. Güneş doğmadan önce akşam, yatsı ve sabah vakitlerinde bir de batmadan önce öğle ve ikindi vakitlerinde[*], her şeyi güzel yaptığından dolayı Rabbine Sahibine ibadet et. [*] Bkz. Sayfanın aşağısındaki İsra 17/78 ve Hud 11/114. MERYEM SURESİ İniş Sırası 44 • Mushaf Sırası 19 • Mekki Sure • 98 Ayettir Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. 58. İşte Bunlar yukarıda anlattığımız elçiler, Allah’ın kendilerine nimet verdiği elçilerden; Âdem’in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail’in Yakub’un soyundan, doğru yolu gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendirler. Onlara Rahmân’ın ayetleri okunduğu zaman, ağlayarak secdeye kapanırlardı. 59. Onlardan sonra arkalarından öyle bir nesil geldi ki, Salâtı/Namazı zayi ettiler gereken önemi vermediler ve şehvetlerine uydular. Azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır. TAHA SURESİ İniş Sırası 45 • Mushaf Sırası 20 • Mekki Sure • 135 Ayettir Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. 11. Ateşin yanına varınca “Musa!” diye bir ses yükseldi. 12. “Ben, evet ben! Senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen, kutsal Tuva vadisindesin. 13. Ben seni seçtim. Şimdi sana bildirilecek şeyleri dinle. 14. Ben!Evet ben Allah’ım; benden başka ilah yoktur. Sen, bana kulluk et ve benim zikrim[*] için âyetlerimi kafana yerleştirmek için namazı düzgün ve sürekli kıl.. [*] Zikir Arapça’da doğru bilgi’ anlamına gelir. Allah'ın indirdiği bütün kitaplar, O'nun doğru bilgisinden oluştuğundan Zikir, onların ortak adıdır. Enbiya 21/24 Allah bütün varlıkları da o bilgiyle yarattığı için onlardan elde edilen bilgi de zikirdir. “Namazı benim zikrim için kıl.” buyurmasından anlaşılacağı üzere her namaz Allah’ın kitabını ve yarattığı şeylerin değerini kavramak için kılınır. Allah Teâlâ, yarattığı ayetlerle ilgili olarak şöyle buyurulur "Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün peşpeşe gelmesinde, sağlam duruşlu olanlar için göstergeler vardır. Onlar namaz kılarken; ayakta, oturarak ve yanları üstünde Allah’ı zikreder anlayarak Kur'ân okur, dua eder göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. Derler ki "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, sana içten boyun eğeriz, bizi o ateşin azabından koru! Rabbimiz! Sen kimi o ateşe sokarsan rezil edersin. Yanlışlar içinde kalanların yardımcıları olmaz. Rabbimiz! Bize çağrıda bulunan birini işittik; Rabbinize inanıp güvenin’ diyerek imana çağırıyordu, hemen inandık. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötü işlerimizi ört. Ruhumuzu iyilerin yanına al. Rabbimiz! Elçilerin aracılığı ile söz verdiğin her şeyi bize ver. Kıyamet günü bizi rezil etme. Sen sözünden dönmezsin." Rableri Sahipleri dualarını kabul eder ve şöyle der "Erkek olsun, kadın olsun, sizden kim iyi bir çaba gösterirse çabasını boşa çıkarmam. Biriniz, diğerinden olmasınız. Hele hicret eden, yurdundan çıkarılan, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve o yolda öldürülenler var ya; onların da kötü işlerini örter, katımdan bir ödül olarak içinden ırmaklar akan bahçelere sokarım." Güzel karşılık Allah katındadır." Al-i İmran 3/190-195 Zikir, zeka ile yapılan bir eylemdir. Zeka çalışmak için kelimeleri kullanır. Dolayısıyla Allah’ın emrine uygun şekilde namaz kılabilmek için ya okuduğumuz dua ve ayetlerin Türkçe anlamlarını çok iyi bilmeli ya da Türkçe dua ve ayetlerle namazı kılmalıyız. Aksi takdirde namazı Allah’ın zikri için kılmak mümkün olmaz. 130. Onlar ne derlerse desinler, sen sabret. Güneşin doğuşundan önce, batmasında önce ve gecenin bölümlerinde[*1] her şeyi güzel yaptığından dolayı Rabbine ibadet et. Gündüzün bölümlerinde [*2] de ibadet et; belki memnun kalırsın. [*] Gecenin bölümleri وَمِنْ آنَاء اللَّيْلِ ifadesinde "bölümler" diye anlam verdiğimiz ânâ = kelimesi çoğuldur. Arapçada çoğul en az üçtür. Kur’an’a göre güneşin batımından doğumuna kadar olan süre gece olduğu için gecenin en az üç bölümünün olduğu anlaşılır. Güneşin batımından gök kubbenin tamamen kararması yıldızlır kümeleşme zamanı olan güneşin -18 dereceye ulaşması arasında geçen birinci dilim içinde akşam ve yatsı namazları ve bunlara bağlı nafileler kılınır. Gök kubbenin aydınlanmaya başladığı sırada seher vakti girer. Sabah ışıklarının ufukta kümeleşip kümeleri birbirinden ayıran siyah ve bayaz ışıkların bir iplik gibi üst üste gelmesi sırasında imsak ve sabah namazı vakti girer. Güneş doğunca gece biter. Birinci bölümde akşam ve yatsı namazları, üçüncü bölümün ikinci kısmında sabah namazı kılınır. Bu ikisinin arası da gecenin en uzun bölümü olan gece yarısıdır. Bu vakitte güneş ışınlarının etkisi tamamen kaybolduğu için beyaz gecelerin yaşandığı yerlerde havanın iyice soğuduğu, diğer yerlerde de karanlığın en yoğun olduğu bölümdür..Bu bölüm ile seher vaktinde gece namazı kılınır. [*2]“Bölümler” diye tercüme ettiğimiz “etraf = اَطْرَافَ” kelimesi “taraf = طرف”ın çoğuludur. Arapçada çoğul, en az üçü ve daha fazlasını gösterdiğinden gündüzün ilk bölümü, güneşin doğmasından zeval vaktine kadar olur. İkinci bölümü öğle namazının, üçüncü bölümü de ikindi namazının vakti olur. Âyet, “ سَبِّحْ = kuluk et” emriyle başladığı, “namaz kıl” diye açık bir emir içermediği için bu ayette yapılması istenen ibadet nafile namazlar olur. Ebu Hureyre’nin şöyle dediği bildirilmiştir “Dostum Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bana üç şey vasiyet etti Her ay üç gün oruç tutmak, iki rekat kuşluk duhâ namazı ve uyumadan vitir kılmam [Buhârî, Teheccüd 35; Muslim, Müsâfirîn 85 – 721]” 131. Dünya hayatının süsü olarak, kendilerini imtihan için üst üste nimetler verdiğimiz kişilere imrenme. Rabbinin verdiği rızık daha hayırlı ve daha kalıcıdır. 132. Ailene namaz kılmalarını söyle, kendin de ona dayan/ona devam et/vakitleri aksatmadan kıl! Biz senden bir rızık istemiyoruz. Güzel sonuç takvanındır! İSRA SURESİ İniş Sırası 50 • Mushaf Sırası 17 • Mekki Sure • 111 Ayettir Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. 78. Namazı, güneşin zevalinden[1*] gecenin ğasakına[2*] kadar, bir de şafak ışıklarının kümeleştiği sırada[3*]sürekli ve tam kıl. Şafak ışıklardaki kümeleşme gözle görülür. [1*] batı tarafına yönelmesinden [2* ] Gecenin ğasakı, gecenin karanlığı anlamına geldiği gibi soğuk vakti anlamına da gelir. Lisan’ul-arab. Bulunduğumuz yerden Güneş ışınlarının tamamen çekilmesi, günün en serin vaktinin başlaması demektir. Beyaz gecelerin yaşanmadığı yerlerde Güneşin ufka uzaklığı en az 18 derece olur ve ufukta herhangi bir aydınlık kalmaz. Beyaz gecelerin yaşandığı yerlerde de, Güneş ortada olmasına rağmen gece serinliği iyice hissedilmeye başlar. Abdullah b. Ömer’e Şafak sorulunca “beyazlığın gitmesi”; ğasak sorulunca da, “kızıllığın gitmesi”dir, demiş Ebû Dâvûd,Salât 6. Bu, yerinde bir tespittir. Çünkü batı ufkunda oluşan kızıl ve beyaz ışık kuşaklarından beyaz kuşak kızıla karışınca yatsı vakti girer. Bu ince tabaka, başlangıçta bir kubbe gibi olur sonra tamamen kaybolur. Ufuktan Güneş ışınları çekilip en zayıf yıldızlar ortaya çıkınca yatsı vakti çıkmış, gecenin ortası diye de tanımlanan ğasak başlamış olur. [3*] Kur'ân, karaa قرأ fiilinin mastarı olan kur’ القُرْء veya kar’ القَرْء’dan türetilmiştir; kök anlamı toplamadır[Lisanu’l-Arab, قَرْء mad]. Mastar olarak kullanıldığı gibi makrû’ مقروء = bütünlük ve küme anlamında isim olarak da kullanılır. Kuran el fecri قُرْاٰنَ الْفَجْر doğuda, seher vakti aydınlığı ile Güneşin doğması arasında kümeleşen şafak ışıklar demektir. Yoğunlaşma görüntüsünü açıklayan âyet şudur “Ramazan’da Fecrin şafağın olduğu tarafta, ak çizgi kara çizgiden size göre tam seçilinceye kadar yiyin, için.” Bakara 2/187 Bu ayete göre namaz vakitlerinin üç değişmez özelliği vardır Güneşin zevali yani tepe noktasından batıya kaymasıdır. Bu, dünyanın her yerinde ve her mevsimde kolaylıkla tespit edilebilir. Bu sırada öğlen namazının vakti girer. Gecenin ğasakı Güneş ışınları tamamen çekilince hem hava kararır hem de günün en soğuk vakti başlar. Beyaz gecelerin yaşandığı yerlerde karanlık olmaz ama havadaki soğuma kendini iyice hissedilmeye başlar. Kuran el fecr. Bu üç değişmez özellik, her mevsimde ve dünyanın her yerinde gözlemlenebildiği için Sıvalbard’da, Güneş ufkun bir hayli üstünde iken bile gözlenebilmiştir. Âyette Güneşin sadece meridyen geçişinden söz edilmiştir. Eğer Güneşin doğuşu, batışı ve gecenin karanlığı ifadeleri kullanılsaydı kutup bölgesinde namaz ve oruç vakitlerini tespit imkansızlaşırdı. 110. De ki “İster Allah’ diye çağırın veya ister Rahman’ diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, sonunda en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini çok yükseltme ve pek de kısma, bu ikisi arasında bir yol tut!.. HUD SURESİ İniş Sırası 52 • Mushaf Sırası 11 • Mekki Sure • 123 Ayettir Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. 114. Gündüzün iki bölümünde[1*] ve gecenin gündüze yakın zamanlarında[2*] namaz kıl. Çünkü iyilikler namazlar, kabahatleri kötülükleri giderir. Bu, aklını başına alacaklar için bir hatırlatmadır. [1*] Öğle ve ikindide [2*] Arapçada çoğul en az 3’ gece namazı en az üçtür. Akşam, yatsı ve sabah namazları. EN’AM SURESİ İniş Sırası 55 • Mushaf Sırası 6 • Mekki Sure • 165 Ayettir Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. 72. "Namazı düzgün ve sürekli kılın ve Allah’a saygılı olun; huzurunda toplanacağınız O’dur." İBRAHİM SURESİ İniş Sırası 72 • Mushaf Sırası 14 • Mekki Sure • 52 Ayettir Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. 31. İnanmış kullarıma de ki namazlarını tam kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeyden gizli-açık hayra harcasınlar[*]. Bunu öyle bir gün gelmeden yapsınlar ki o günde ne alış veriş, ne de dostluk olacaktır. [*] Ayette gizli ve açık olarak buyrulduğundan bu harcamalar ihtiyaçları gidermek için değil, sadaka ve zekat kapsamında yapılan harcamalardır. RUM SURESİ İniş Sırası 84 • Mushaf Sırası 30 • Mekki Sure • 60 Ayettir Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. 17. Öyleyse namaz [dua] ile Allah’ın yüceliğini zikredin/anın; akşamladığnız[akşam ve yatsı]da ve sabaha kavuştuğunuz zaman! 18. Övgü O’na mahsustur, göklerde de yeryüzünde de; gündüzün sonunda [ikindi vaktinde], öğleye erdiğiniz zaman da! 31. O’na yönelen kişiler olun, O’ndan çekinerek kendinizi koruyun. Namazı düzgün ve sürekli kılın. Müşriklerden/Allah'ı ikinci sıraya koyanlardan olmayın. ANKEBUT SURESİ İniş Sırası 85 • Mushaf Sırası 29 • Mekki Sure • 69 Ayettir Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. 45. Bu Kitap’tan sana vahyedilen her şeyi anlayarak oku ve namazı tam kıl. Namaz her çeşit fuhuşu ve kötülüğü engeller. Allah’ın zikri Kitabı en önemlisidir. Allah, yaptığınız her işi bilir. Medeni Sureler BAKARA SURESİ İniş Sırası 87 • Mushaf Sırası 2 • Medeni Sure • 286 Ayettir Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. 43. Namazı düzgün ve sürekli kılın, zekâtı verin;[1*] rükû edenlerle birlikte rükû edin![2*]. [1*] Zekat, belirli miktarda serveti olan Müslümanların üzerinde ekonomik bir yükümlülüktür. Zekat kelimesi, gelişme anlamına gelen "زكو" kökünden türemiştir; çünkü Müslümanlar tarafından, hem kendi kişiliklerini hem de diğer insanların durumlarını geliştiren bir ibadet olarak verilir. Zekat vermek, aynı zamanda malı dolaşıma sokarak, ekonomiyi de geliştirir. Zekat kelimesi, Kuranda daima belirlilik takısıyla birlikte, "ez-zakat" şeklinde geçer. Bu, ayetlerin indiği toplumda zekatın zaten bilinen bir kavram olduğunu göstermektedir. Sahip olunanların bir kısmını ihtiyaçlılara verme görevi Tevrat'ta da bulunmaktadır. Üçüncü ondalık Yasa'nın tekrarı 1422-29 ve 2612 ve tarlaların kenar ve köşelerinin ihtiyaçlılara bırakılması emri Levililer 2322 bunun örnekleridir. [2*] Bu âyet, ehl-i kitabın tıpkı bizim gibi namaz ve zekât ibadetleriyle yükümlü olduğunu gösterir. 45. Sabırlı[*] davranarak ve namaz kılarak yardım isteyin. Bu, Allah’a saygısı olanlardan başkasına ağır gelir. [*] Sabır Katlanmak, göğüs germek, direnmek, dirençli olmak anlamlarına gelir. 110. Namazı düzgün ve sürekli kılın, zekâtı verin. Kendiniz için önceden yaptığınız her iyiliğin karşılığını Allah’ın katında bulursunuz. Yaptığınız her şeyi gören Allah’tır. 149. Namaza kalktığın[1*] her yerde yüzünü Mescid-i Haram tarafına[2*] çevir. Rabbinin doğru saydığı budur. Yaptığınız hiçbir şey, Allah'ın dikkatinden kaçmaz. [1*] Kaf suresi 50/11. âyetteki anlama uygun olarak hurûc’a kıyam = kalkma anlamı verilmiştir. Namaz kılan, kıyama durur. [2*] Namazda Mescid-i Haram’ın kendisine dönmek gerekmez. Onun bulunduğu ana yöne dönmek yeterlidir. 150. Nerede Namaza kalkarsan, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız olun, namazda yüzünüzü onun tarafına çevirin ki insanların size karşı bir delili olmasın.[1*] İleri geri konuşan konuşur[2*], onlardan korkmayın, benden korkun. Bu, size olan iyiliklerimi tamamlamam ve sizin de hedefinize ulaşmanız içindir. [1*] Yahudi ve Hristiyanlar Kâbe’nin tekrar kıble olacağını bildikleri için, kıble değişmeseydi bunu bize karşı kullanırlardı. Kıblenin, tekrar değişeceğine dair bilgi, bugünkü İncil’de mevcuttur “Kadın, “Efendim, anlıyorum, sen bir peygambersin” dedi. “Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalim’de olduğunu söylüyorsunuz.” İsa ona şöyle dedi “Kadın, bana inan, öyle bir saat geliyor ki, Baba’ya ne bu dağda, ne de Yeruşalim’de tapınacaksınız!” Yuhanna 419-21 [2*] Buradaki الا = illa edatına istisna-i munkatı anlamı verilmiştir. 153. Müminler! Sabırlı davranarak ve namaz kılarak yardım isteyin! Allah sabredenlerin yanındadır. 238. Namazları ve en orta namazı[1*] özenle sürekli kılın ve daima Allah’a içten boyun eğenlerden olun. [*] Kelimeye "orta" değil de "en orta" meali vermemizin sebebi el-vustâ = الْوُسْطَىٰ şeklinde ism-i tafdil yani bir şeyi diğerlerinden üstün gösteren isim kalıbında olmasıdır. Gün, gündüz ve geceden oluşur. Önce gündüz, sonra gece gelir. Yasin 36/40.Günü ikiye bölen şey, güneşin batışıdır. Gece ile gündüzün ortası olan bu vakitte kılınan namaz akşam namazı olduğu için "orta namaz" odur.. Namazlar diye meal verdiğimiz kelime salavat’tır. Arapçada çoğul, en az üçü gösterir. Ona orta namaz da ilave edilince dört olur. Ancak dördün ortası yoktur. Üçten sonra ortası olan ilk rakam beş olduğu için bu ayet, namazın beş vakit olmasının da delilidir. Akşam namazı, bu yönüyle de orta namazdır. Çünkü kendinden önce öğle ve ikindi, kendinden sonra da yatsı ve sabah namazı kılınır. Benzer durum, rekât sayıları açısından da geçerlidir. Ortası olan ilk rakam 3'tür. 3, 2 ile 4'ün ortasıdır. 4 ile dördün ortası olarak da düşünülebilir. Bütün bunlar akşam namazını en orta namaz yapar. Günün ilk namazının öğle namazı olması İsra 17/78 ve Hud 11/114da akşam namazını orta namaz yapar. Ayrıca 3'ü ortası olan ilk rakam yapan 1'i çıkarırsak, gece namazları ile gündüz namazları 8'er rekât olarak da eşitlenir. Bu özelliklerin diğer namazlarda olmaması, akşam namazını en orta namaz yapar. 239. Eğer korkarsanız[1*] namazı yürüyerek yahut binek üstünde kılın. Rahata kavuşunca Allah’ı, bu konuda bilmediğinizi size öğrettiği gibi zikredin[2*]. Allah’ın âyetlerini kafanıza yerleştirmek için namaz kılın[3*] [1*] Namazı vaktinde kılamamaktan korkarsanız. [2*] Namazda bir rekâtın kılınışı şöyle anlatılmıştır “O namazı kılarken Allah’ı, ayakta, oturur halde ve yanlarınız üzerinde anın.” Nisa 4/103 Tek rekâtta oturma ancak secdeden sonra olabilir. Nisa 4/102’ye göre tek rekât secde ile bittiği için oturduktan sonra bir secde daha yapmak gerekir. Bu da her rekâtta iki secdenin, secdeler arasında oturmanın ve bu sıradaki zikrin farz olduğunu gösterir. Kişinin yanları, kol ve bacaklarıdır. Vücut, kol ve bacaklar üzerinde iki şekilde durabilir. Birincisinde dizler ve dirsekler dik tutulup eller dizlerin üzerine konarak gövdenin yanların üzerinde olması sağlanır. İkincisinde de secde için başı yere koymadan önce dizler ve eller konur, karın dizlerden uzak tutulur ve böylece vücut yanların üzerine yerleştirilir. Bu durumda âyet, bir rekâtta kıyam, rüku ve secdenin şeklini bize anlatmış olur. [3*] Zikir, bağlantılarıyla birlikte düşünülüp öğrenilen doğru bilgi, o bilgiyi kullanıma hazır tutmak, akla getirmek veya söylemektir. Müfredât ذكر ve عرف md. “... benim zikrim için âyetlerimi kafana yerleştirmen için namazı düzgün ve sürekli kıl.” Taha 20/14 NİSA SURESİ İniş Sırası 92 • Mushaf Sırası 4 • Medeni Sure • 176 Ayettir Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. 43. Ey inanıp güvenenler müminler! Sarhoşsanız, ne dediğinizi bilinceye kadar; cünüpseniz yıkanıncaya kadar, namaza yaklaşmayın [1*]. Seyir halinde olursanız o başka. Hasta veya yolculuk halinde[2*] iseniz, yahut biriniz tuvaletten gelmişse ya da kadınlara temas etmiş olup su da bulamazsanız temiz bir toprağa [3*] teyemmüm edin. Ondan yüzünüzü ve ellerinizi silin mesh edin. Allah affeder ve bağışlar. [1*] Görüldüğü gibi namaz kılmaya engel olan tek şey sarhoşluktur. Adetli kadınların namaz kılamayacağına dair söylenen sözlerin sağlam bir dayanağı yoktur. [2*] [3*] saîdenصَعٖيدًا En yaygın anlamı topraktır. Ancak dış yüzey anlamına da gelir. Kur’an’da bu kelime Kehf 18/8 ayetinde Dünya’nın dış yüzeyi, yeryüzü anlamında geçmektedir. 101. Yolculuğa çıktığınızda, ayetleri görmezden gelenlerin kafirlerin size saldırı yapmasından korkarsanız, o namazı[*]yolculuk namazını kısaltmanızda bir günah yoktur. Çünkü kafirler, size açık düşmandırlar. [*] Sefer namazı, yolculukta kılınan namaz 102. İçlerinde olur da onlar için namazı tam kılarsan[1*], onların bir kısmı seninle beraber namaza dursunlar ve silahlarını kuşansınlar; ilk secdeyi yaptıktan sonra çekilsinler; bu defa namazı kılmamış öbür kısım gelsin, seninle namaz kılsınlar[2*], tedbirli olsunlar ve silahlarını kuşansınlar. Kafirler ister ki silahlarınızdan ve eşyanızdan uzak kalasınız da üzerinize ani bir baskın yapsınlar. Yağmurdan zarar görür veya hasta olursanız, silahlarınızı bir yere koymanızda bir günah yoktur ama tedbiri elden bırakmayın. Allah, o kâfirlere küçük düşürücü bir azap hazırlamıştır. [1*] Allah’ın bize vakitli bir ibadet olmak üzere farz kıldığı namaz için 3 farklı durum söz konusudur. Normal koşullar altında kıldığımız namaz, yolculuk halinde kıldığımız namaz ve savaş halindeyken kıldığımız namaz. [2*] Namazın ve cemaatin önemi 103. O namazı kılarken[1*] Allah’ı; ayakta, oturur halde, ve yanlarınız üzerinde anın[2*]. Güvene kavuştuğunuzda o namazı tam kılın. Çünkü namaz, müminlere, vakitle sınırlı olarak[3*] farz kılınmıştır. [1*] Önceki âyette ifade edilen tek rekatlık namazı kılarken. [2*] Tek rekâtta oturma ancak secdeden sonra olabilir. Önceki âyete göre tek rekât secde ile bittiği için oturduktan sonra bir secde daha yapmak gerekir. Bu da her rekâtta iki secdenin, secdeler arasında oturmanın ve bu sıradaki zikrin farz olduğunu gösterir. Kişinin yanları, kol ve bacaklarıdır. Vücut, kol ve bacaklar üzerinde iki şekilde durabilir. Birincisinde dizler ve dirsekler dik tutulup eller dizlerin üzerine konarak gövdenin yanların üzerinde gelmesi sağlanır. İkincisinde de secde için başı yere koymadan önce dizler ve eller konur, karın dizlerden uzak tutulur ve böylece vücut yanların üzerine yerleştirilir. Bu durumda âyet, bir rekâtta kıyam, rüku ve secdenin şeklini bize anlatmış olur. [3*] Bu nedenle herhangi bir namaz kendisi için belirlenen vakit sınırlarının dışında kılınamaz. İNSAN SURESİ İniş Sırası 98 • Mushaf Sırası 76 • Medeni Sure • 31 Ayettir Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. 25. Sabah akşam Rabbinin adını aklından çıkarma. [*] Onun sözleri hep aklında olsun. Zikretmek, hatırlamak, aklından çıkarmamak anlamına gelir. Detaylı açıklama için Bkz. Bakara 2/152 ve dipnotu. 26. Gecenin bir kısmında O’na secde et namaz kıl . Gecenin uzun bölümünde de O’na ibadet et namaz kıl, Kur’an’a çalış. [1*] Ayettin ilk cümlesinde secde et’ buyrulduğundan bunlar gece namazları olan akşam, yatsı ve sabah namazlarıdır. [2*] Ayetin ikinci cümlesinde tespih et’ buyurulmaktadır. Tespih, namaz da dahil Allah’a yapılan sürekli ibadetler, O’na boyun eğmek, kulluk etmek, O’nun indirdiğini anlayarak ve tekrar tekrar okumak anlamlarına gelir. HAC SURESİ İniş Sırası 103 • Mushaf Sırası 22 • Medeni Sure • 78 Ayettir Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. 78. Allah yolunda hakkıyla mücadele cihad edin. Size fırsat veren O’dur. Bu dinde size bir güçlük yüklememiştir. Babanız İbrahim’in şeriatına uyun. Allah size daha önce Müslüman tam teslim olan’ adını verdi. Bu kitapta da o adı verdi ki elçimiz size örnek olsun. Siz de insanlara örnek olasınız. Namazı tam kılın, zekâtı verin ve Allah’a sıkı sarılın. O sizin en yakınınızdır; ne iyi dost ve ne iyi yardımcıdır. CUMA SURESİ İniş Sırası 110 • Mushaf Sırası 62 • Medeni Sure • 11 Ayettir Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. 9. Ey inanıp güvenenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında alış verişi bırakın; Allah’ın zikrine[1*] koşun[2*]. Bilseniz bu sizin için daha hayırlıdır. [1*] Allah’ın zikri, Allah’ın kitabıdır Hicr 15/9, Enbiya 21/24. Allah’ın zikrine koşmanın ilk anlamı, cuma hutbesidir. Çünkü hutbe, Allah’ın kitabı ile ilişki kurarak bir konuyu anlatmak için okunur. Namaz da o Zikri öğrenmek için kılındığından Taha 20/14 Allah’ın zikrine koşmanın ikinci anlamı Cuma namazına gitmektir. [2*] Bu emir, kadın için de erkek için de geçerlidir. 10. Namazı bitirdiğinizde yeryüzüne dağılın[*] ve Allah’ın lütfunu arayın. Allah’ın sözlerini sık sık hatırlayın ki umduğunuza kavuşasınız. [*] Cuma namazı kılındığı takdirde öğle namazı kılınmamasının nedeni bu ayettir. MAİDE SURESİ İniş Sırası 112 • Mushaf Sırası 5 • Medeni Sure • 120 Ayet Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. 6. Ey inanıp güvenenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın. Başınızı[1*] ve ayak bileği kemiklerine kadar ayaklarınızı mesh edin[2*]. Eğer cünüp olmuşsanız[3*] yıkanın. Hasta veya yolcu olur yahut sizden biri ayak yolundan[4*] gelir ya da kadınlarınızla birlikte olur da [5*] su bulamazsanız, temiz yüzeye toprağa yönelin; onunla yüzünüzü ve ellerinizi meshedin. Allah, size güçlük çıkarmak istemez. Onun isteği sizi arındırmak[6*] ve size olan nimetini tamamlamaktır. Belki görevlerinizi yerine getirirsiniz. [1*] Ayetin bu bölümüne "başınızın bir kısmı" anlamı verilebileceği gibi "başınızın tamamı" anlamı da verilebilir. Hanefiler başın dörtte birini, Şafiiler de çok az bir yerini mehtmeyi farz sayarken Malikîler ve Hanbeliler başın tamamını meshetmenin farz olduğunu söylemişlerdir. [2*] Mesh Bir şeyin üzerine elle dokunma. [3*] Cünüp Cinsel ilişkiyle veya başka yolla meyana gelen orgazm hali. [4*] Kişinin boşaltma ihtiyacını giderdiği yer, tuvalet, hela [5*] Cinsel ilişkide bulunursanız. Cünüplük de bu kapsamda yer alır. [6*] O gün güven içinde sizi uykuya daldırmış, sizi arındırmak, sizden şeytanın pisliğini gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve ayaklarınızı yere sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırmıştı Enfal 8/11 91. Şeytanın istediği tek şey Hamr kişiyi sarhoş edip uyuşturan şey ve şans oyunlarıyla aranıza düşmanlık ve nefret sokmak bir de Allah’ın Zikri’nden Kur’an’dan ve namazdan sizi alıkoymaktır. Artık vazgeçersiniz değil mi? ❬ Önceki Sonraki ❭ Your browser doesn’t support HTML5 audio فَخَلَفَ مِنۢ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ وَرِثُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ يَأْخُذُونَ عَرَضَ هَٰذَا ٱلْأَدْنَىٰ وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَا وَإِن يَأْتِهِمْ عَرَضٌ مِّثْلُهُۥ يَأْخُذُوهُ ۚ أَلَمْ يُؤْخَذْ عَلَيْهِم مِّيثَٰقُ ٱلْكِتَٰبِ أَن لَّا يَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْحَقَّ وَدَرَسُوا۟ مَا فِيهِ ۗ وَٱلدَّارُ ٱلْءَاخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ Fe halefe min ba’dihim halfun verisûl kitâbe ye’huzûne arada hâzel ednâ ve yekûlûne se yugferu lenâ ve in ye’tihim aradun misluhu ye’huzûhye’huzûhu, e lem yu’haz aleyhim mîsâkul kitâbi en lâ yekûlû alâllâhi illel hakka ve deresû mâ fîhfîhî, ved dârul âhıretu hayrun lillezîne yettekûnyettekûne, e fe lâ ta’kılûnta’kılûne. Derken, onların ardından yerlerine Kitab’a Tevrat’a varis olan kötü bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “nasıl olsa biz bağışlanacağız” derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap’ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz? Türkçesi Kökü Arapçası ardından خ ل ف فَخَلَفَ مِنْ sonra onların ب ع د بَعْدِهِمْ yerlerine geçip خ ل ف خَلْفٌ varis olanlar و ر ث وَرِثُوا Kitaba ك ت ب الْكِتَابَ alıyorlar ا خ ذ يَأْخُذُونَ menfaatini ع ر ض عَرَضَ şu هَٰذَا alçakdünyanın د ن و الْأَدْنَىٰ ve diyorlar ki ق و ل وَيَقُولُونَ nasıl olsa bağışlanacağız غ ف ر سَيُغْفَرُ biz لَنَا ve eğer وَإِنْ kendilerine gelse ا ت ي يَأْتِهِمْ bir menfaat daha ع ر ض عَرَضٌ ona benzer م ث ل مِثْلُهُ onu da alırlar ا خ ذ يَأْخُذُوهُ أَلَمْ peki alınmamış mıydı? ا خ ذ يُؤْخَذْ kendilerinden عَلَيْهِمْ misak söz و ث ق مِيثَاقُ Kitap’ta ك ت ب الْكِتَابِ diye أَنْ لَا söylemeyecekler ق و ل يَقُولُوا hakkında عَلَى Allah اللَّهِ başkasını إِلَّا gerçekten ح ق ق الْحَقَّ ve öğrenmediler mi? د ر س وَدَرَسُوا مَا onun içindekini فِيهِ ve yurdu د و ر وَالدَّارُ Âhiret ا خ ر الْاخِرَةُ daha hayırlıdır خ ي ر خَيْرٌ لِلَّذِينَ korunanlar için و ق ي يَتَّقُونَ أَفَلَا düşünmüyor musunuz? ع ق ل تَعْقِلُونَ Diyanet İşleri Başkanlığı Derken, onların ardından yerlerine Kitab’a Tevrat’a varis olan kötü bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “nasıl olsa biz bağışlanacağız” derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap’ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz? Diyanet Vakfı Onların ardından da âyetleri tahrif karşılığında şu değersiz dünya malını alıp, nasıl olsa bağışlanacağız, diyerek Kitab´a vâris olan birtakım kötü kimseler geldi. Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki, Kitap´ta Allah hakkında gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan söz alınmamış mıydı ve onlar Kitap´takini okumamışlar mıydı? Âhiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâla aklınız ermiyor mu? Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Derken, arkalarından Kitab´ı Tevrat´ı miras alan bozuk bir nesil bunların yerine geçti. Onlar şu alçak dünya malını alırlar, bir de Biz nasıl olsa bağışlanacağız!» derler. Karşı taraftan da kendilerine öyle birşey gelse, onu da alırlar. Allah´a karşı yalnız hakkı söyleyeceklerine dair kendilerinden Kitapta söz alınmamış mıydı? Ve onun içindekileri durmadan okumadılar mı? Halbuki ahiret yurdu Allah´tan korkanlar için daha hayırlıdır; hala akıllanmayacak mısınız? Elmalılı Hamdi Yazır Derken kitabı Tevrat´ı miras alan bozuk bir nesil bunların yerini aldı. Bize nasıl olsa mağfiret edilecek diyerek, şu alçak dünya malını alıyorlar, yine onun gibi bir mal ve rüşvet gelse onu da alırlar. Allah´a karşı haktan başka bir şey söylemeyeceklerine dair kendilerinden o kitabın hükmü üzere misak alınmamış mıydı? Ve onun içindekileri okuyup öğrenmemişler miydi? Oysa ahiret yurdu Allah´tan korkanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız? Ali Fikri Yavuz Nihayet arkalarından bozuk bir toplum bunların yerine geçti ki, kitaba Tevrat’a vâris oldular şu alçak dünya malını rüşvet olarak irtikâp ederler de, bir de “Bize mağfiret olunacak.” derler. Karşı taraftan da kendilerine öyle bir mal gelse, onu da alırlar. Acaba Allah’a karşı, hakdan başka bir şey söylemiyeceklerine dair kendilerinden, o kitabın hükmü üzere, kuvvetli söz alınmadı mıydı? Ve o kitabın Tevrat’ın içindekini ders edinip okumadılar mı? Halbuki âhiret yurdu, Allah’dan korkanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmıyacak mısınız? Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Derken arkalarından bunlara bozuk bir güruh halef oldu ki kitâbı miras aldılar, şu alçak Dünya arazını irtikâb ile alırlar da birde bize mağfiret olunacak» derler. Mukabil taraftan da kendilerine öyle bir şey gelse onu da alırlar, ya Allaha karşı haktan başka bir şey söylemiyeceklerine dâir kendilerinden kitâb mîsakı alınmadı mı idi? Ve onun içindekini ders edinib okumadılarmı? Halbuki Âhıret evi Allahtan korkanlar için daha hayırlıdır, halâ akıllanmıyacakmısınız? Fizilal-il Kuran Onlardan sonra gelen kötü bir nesil Kitab’a mirasçı oldu. “Biz nasıl olsa affedileceğiz” diyerek Kitab’ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar. Yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da alırlar. Onlardan, Allah’a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitab üzerine ahd alınmamış mıydı? Kitab’da onları okumamışlar mıydı? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Daha aklınızı başınıza almayacak mısınız? Hasan Basri Çantay Onlardan sonra — bir tarafdan bu dünyânın geçici metâını kapıb Biz nasıl olsa ileride yarlığanırız» demek, bir tarafdan kendilerine ona benzer bir meta´ gelirse onu da kaçırmayıb almak da devam etmek özere o kitaba vâris olan — kötü kimseler gelib onların yerine geçmişdir. Allaha İcardı hakdan başkasını söylemeyeceklerine dâir kendilerinden o kitabın hükmü vech ile te´minât alınmadı mıydı? Halbuki onda olanı durmayıp okumuşlardır da. Halbuki âhiret yurdu öyle kötü hallerden sakınanlar için mahz-ı hayırdır. Daha aklınızı başınıza almayacak mısınız? İbni Kesir Onlardan kötü kimseler gelip onların yerine geçmiş, kitaba varis olmuşlardı. Dünyanın geçici meta´ını alıyorlar ve İleride affedileceğiz diyorlardı. Onlara buna benzer bir meta´ gelse onu da alıyorlar. Onlardan; Allah´a karşı ancak hakkı söyleyeceklerine dair kitab üzerine ahd alınmamış mıydı? Ahiret yurdu, Allah´tan korkanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınızı başınıza almayacak mısınız? Ömer Nasuhi Bilmen Onlardan sonra birtakım kimseler halef oldu, kitaba varis oldular, bu den´î varlığın fani meta´ını alır dururlar ve derler ki Elbette biz ileride mağfiret olunacağız.» Ve onlara onun misli bir meta´ gelecek olsa onu da alıverirler. Onlardan Allah Teâlâ´ya karşı haktan başkasını söylemeyeceklerine dair o kitabın misakı onun hükmü veçhile bir ahd alınmamış mı idi? Halbuki, onlar o kitaptakini okumuşlardı. Ahiret evi ise muttakîler için hayırlıdır. Hâlâ buna akıl erdiremiyecek misiniz? Tefhim-ul Kuran Onların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan bir takım ´kötü kimseler´ geçti. Bunlar Şu değersiz olan dünya nın geçici yararını alıyor ve Yakında bağışlanacağız» diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar. Kendilerinden Allah´a karşı hakkı söylemekten başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin Kitap sözü alınmamış mıydı? Oysa içinde olanı da okudular. Allah´tan Korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Halâ akıl erdirmeyecek misiniz? Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ 1- Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad. 19-Meryem 1 كٓـهٰيٰعٓصٓۜ Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad. -1 2- Bu Rabbinin kulu Zekeriyya'ya rahmetinin zikridir anılmasıdır. 19-Meryem 2 ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ Bu Rabbinin kulu Zekeriyya'ya rahmetinin zikridir anılmasıdır. -2 3- Hani o, Rabbine gizlice içinden seslendiği zaman 19-Meryem 3 اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِياًّ Hani o, Rabbine gizlice içinden seslendiği zaman -3 4- Demişti ki "Rabbim, benim kemiklerim gerçekten zayıflayıp-gevşedi ve baş yaşlılık aleviyle tutuştu. Ben sana dua etmekle hiç bedbaht-mutsuz olmadım." 19-Meryem 4 قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْباً وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِياًّ Demişti ki "Rabbim, benim kemiklerim gerçekten zayıflayıp-gevşedi ve baş yaşlılık aleviyle tutuştu. Ben sana dua etmekle hiç bedbaht-mutsuz olmadım." -4 5- Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım için endişe edip-korkuyorum. Benim karım da kısırdır. Artık bana Kendi katından bir yardımcı ihsan et. 19-Meryem 5 وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım için endişe edip-korkuyorum. Benim karım da kısırdır. Artık bana Kendi katından bir yardımcı ihsan et. -5 6- Sülbümden olmasa da bana varis-mirasçı olsun, Yakub oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu Rızana ermiş, kendisinden razı olunan kıl. 19-Meryem 6 يَرِثُن۪ي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِياًّ Sülbümden olmasa da bana varis-mirasçı olsun, Yakub oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu Rızana ermiş, kendisinden razı olunan kıl. -6 7- Allah buyurdu ki "Ey Zekeriyya, Biz seni adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz. Bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız." 19-Meryem 7 يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّـا نُـبَشِّرُكَ بِغُـلَامٍۨ اسْـمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِياًّ Allah buyurdu ki "Ey Zekeriyya, Biz seni adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz. Bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız." -7 8- Zekeriyya dedi ki "Rabbim, karım kısır bir kadın iken benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım." 19-Meryem 8 قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ Zekeriyya dedi ki "Rabbim, karım kısır bir kadın iken benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım." -8 9- Öyledir. Rabbin "Bu Benim için kolaydır. Daha önce sen hiçbir şey değil iken seni yaratmıştım" buyurdu. 19-Meryem 9 قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـٔاً Öyledir. Rabbin "Bu Benim için kolaydır. Daha önce sen hiçbir şey değil iken seni yaratmıştım" buyurdu. -9 10- Dedi ki "Rabbim, bana insanlara karşı bir ayet alamet ver." Dedi ki "Senin ayetin alametin sapasağlam iken üç gece boyunca insanlarla konuşmamandır." 19-Meryem 10 قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِياًّ Dedi ki "Rabbim, bana insanlara karşı bir ayet alamet ver." Dedi ki "Senin ayetin alametin sapasağlam iken üç gece boyunca insanlarla konuşmamandır." -10 11- Bunun üzerine Zekeriyya mescidden kavminin karşısına çıkıp, onlara "Sabah akşam tesbih edin" diye işaret etti. 19-Meryem 11 فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِياًّ Bunun üzerine Zekeriyya mescidden kavminin karşısına çıkıp, onlara "Sabah akşam tesbih edin" diye işaret etti. -11 12- Yahya'ya "Ey Yahya, Kitab'ı kuvvetle tut" dedik ve daha sabi çocuk iken ona hikmet verdik. 19-Meryem 12 يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِياًّۙ Yahya'ya "Ey Yahya, Kitab'ı kuvvetle tut" dedik ve daha sabi çocuk iken ona hikmet verdik. -12 13- Katımızdan ona kalb yumuşaklığı ile paklık-temizlik de verdik. O çok muttaki korkup-sakınan, takva sahibi biriydi. 19-Meryem 13 وَحَنَاناً مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةًۜ وَكَانَ تَقِياًّۙ Katımızdan ona kalb yumuşaklığı ile paklık-temizlik de verdik. O çok muttaki korkup-sakınan, takva sahibi biriydi. -13 14- Ana-babasına itaatkardı iyi davranırdı ve isyan eden onlara karşı çıkan bir zorba değildi. 19-Meryem 14 وَبَراًّ بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّاراً عَصِياًّ Ana-babasına itaatkardı iyi davranırdı ve isyan eden onlara karşı çıkan bir zorba değildi. -14 15- Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün ona Rabbinden selam olsun. 19-Meryem 15 وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَياًّ۟ Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün ona Rabbinden selam olsun. -15 16- Kitab'ta Meryem'i de zikredip-an. Hani o, ailesinden hızlıca kopup-ayrılarak doğu tarafında ıssız bir yere çekilmişti. 19-Meryem 16 وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَۢ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَاناً شَرْقِياًّۙ Kitab'ta Meryem'i de zikredip-an. Hani o, ailesinden hızlıca kopup-ayrılarak doğu tarafında ıssız bir yere çekilmişti. -16 17- Sonra onlardan yana kendini gizleyen bir engel bir perde edinmişti. Derken Biz ona ruhumuzu Ruhu'l-Kudüs olan Cebrail'i göndermiştik, o da ona düzgün-kusursuz bir beşer kılığında görünmüştü. 19-Meryem 17 فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَاباً فَاَرْسَلْـنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَراً سَوِياًّ Sonra onlardan yana kendini gizleyen bir engel bir perde edinmişti. Derken Biz ona ruhumuzu Ruhu'l-Kudüs olan Cebrail'i göndermiştik, o da ona düzgün-kusursuz bir beşer kılığında görünmüştü. -17 18- Meryem demişti ki "Ben, senden Rahman'a çok merhametli olan Allah'a sığınırım. Eğer muttakiysen Allah'tan korkup-sakınıyorsan bana yaklaşma." 19-Meryem 18 قَالَتْ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِياًّ Meryem demişti ki "Ben, senden Rahman'a çok merhametli olan Allah'a sığınırım. Eğer muttakiysen Allah'tan korkup-sakınıyorsan bana yaklaşma." -18 19- Cebrail demişti ki "Ben Rabbinden gelen bir resulüm-elçiyim, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak için buradayım." 19-Meryem 19 قَالَ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ رَسُولُ رَبِّكِۗ لِاَهَبَ لَكِ غُلَاماً زَكِياًّ Cebrail demişti ki "Ben Rabbinden gelen bir resulüm-elçiyim, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak için buradayım." -19 20- O "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana nikahlı olarak hiçbir beşer dokunmamışken ve ben nikahsız ilişkide bulunacak bir zani iffetsiz bir kadın değilken" dedi. 19-Meryem 20 قَالَتْ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِياًّ O "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana nikahlı olarak hiçbir beşer dokunmamışken ve ben nikahsız ilişkide bulunacak bir zani iffetsiz bir kadın değilken" dedi. -20 21- Öyledir. Rabbin "Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için böyle yaratacağız" buyurdu. Ve iş olup bitmişti. 19-Meryem 21 قَالَ كَذٰلِكِۚ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌۚ وَلِنَجْعَلَـهُٓ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّاۚ وَكَانَ اَمْراً مَقْضِياًّ Öyledir. Rabbin "Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için böyle yaratacağız" buyurdu. Ve iş olup bitmişti. -21 22- Böylece ona gebe kaldı sonra onunla karnında büyüyen bebek sebebiyle, insanlardan uzak bir yere çekildi. 19-Meryem 22 فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِه۪ مَكَاناً قَصِياًّ Böylece ona gebe kaldı sonra onunla karnında büyüyen bebek sebebiyle, insanlardan uzak bir yere çekildi. -22 23- Derken doğum sancısı onu sığınıp-gizlenmek için bir hurma ağacına sevketti. Dedi ki "Keşke bundan önce ölseydim de, unutulup gitseydim." 19-Meryem 23 فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِۚ قَالَتْ يَا لَيْتَن۪ي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْياً مَنْسِياًّ Derken doğum sancısı onu sığınıp-gizlenmek için bir hurma ağacına sevketti. Dedi ki "Keşke bundan önce ölseydim de, unutulup gitseydim." -23 24- Artık doğmuş olan oğlu altından-aşağısından ona nida etti seslendi "Tasalanıp-hüzne kapılma, Rabbin senin alt yanında bir dere kılmıştır." 19-Meryem 24 فَنَادٰيهَا مِنْ تَحْتِهَٓا اَلَّا تَحْزَن۪ي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِياًّ Artık doğmuş olan oğlu altından-aşağısından ona nida etti seslendi "Tasalanıp-hüzne kapılma, Rabbin senin alt yanında bir dere kılmıştır." -24 25- Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş olgun-taze hurma dökülsün. 19-Meryem 25 وَهُزّ۪ٓي اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَباً جَنِياًّۘ Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş olgun-taze hurma dökülsün. -25 26- Ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer beşerden herhangi birini görecek olursan, işaretle de ki Ben Rahman'a çok merhametli olan Allah'a oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım." 19-Meryem 26 فَكُل۪ي وَاشْرَب۪ي وَقَرّ۪ي عَيْناًۚ فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَداًۙ فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْماً فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِياًّۚ Ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer beşerden herhangi birini görecek olursan, işaretle de ki Ben Rahman'a çok merhametli olan Allah'a oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım." -26 27- Nihayet onu yüklenip-taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı senden hiç umulmayan bir şey yaptın." 19-Meryem 27 فَاَتَتْ بِه۪ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۜ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـٔاً فَرِياًّ Nihayet onu yüklenip-taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı senden hiç umulmayan bir şey yaptın." -27 28- Ey Harun'un kız kardeşi. Senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de iffetsiz bir kadın değildi. 19-Meryem 28 يَٓا اُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِياًّۚ Ey Harun'un kız kardeşi. Senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de iffetsiz bir kadın değildi. -28 29- Bunun üzerine ona çocuğa işaret etti. Dediler ki "Henüz beşikte olan bir sabi bir bebek ile biz nasıl konuşabiliriz?" 19-Meryem 29 فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِياًّ Bunun üzerine ona çocuğa işaret etti. Dediler ki "Henüz beşikte olan bir sabi bir bebek ile biz nasıl konuşabiliriz?" -29 30- İsa dedi ki "Ben Allah'ın kuluyum. Allah bana Kitab'ı verdi ve beni peygamber kıldı." 19-Meryem 30 قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِياًّۙ İsa dedi ki "Ben Allah'ın kuluyum. Allah bana Kitab'ı verdi ve beni peygamber kıldı." -30 31- Nerede olursam olayım beni mübarek kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe bana namazı ve zekatı emretti. 19-Meryem 31 وَجَعَلَن۪ي مُبَارَكاً اَيْنَ مَا كُنْتُۖ وَاَوْصَان۪ي بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِ مَا دُمْتُ حَياًّۖ Nerede olursam olayım beni mübarek kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe bana namazı ve zekatı emretti. -31 32- Anneme hürmetkar olmayı da. Ve beni isyankar-bedbaht bir zorba kılmadı. 19-Meryem 32 وَبَراًّ بِوَالِدَت۪يۘ وَلَمْ يَجْعَلْن۪ي جَبَّاراً شَقِياًّ Anneme hürmetkar olmayı da. Ve beni isyankar-bedbaht bir zorba kılmadı. -32 33- Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün Selam üzerimedir. 19-Meryem 33 وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدْتُ وَيَوْمَ اَمُوتُ وَيَوْمَ اُبْعَثُ حَياًّ Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün Selam üzerimedir. -33 34- İşte hakkında kuşkuya düştükleri Meryem oğlu İsa'ya dair "Hak söz" budur. 19-Meryem 34 ذٰلِكَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَۚ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذ۪ي ف۪يهِ يَمْتَرُونَ İşte hakkında kuşkuya düştükleri Meryem oğlu İsa'ya dair "Hak söz" budur. -34 35- Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O sübhandır münezzehtir-yücedir. Bir işe hükmettiği olmasını dilediği zaman ona sadece "Ol" der, o da hemen oluverir. 19-Meryem 35 مَا كَانَ لِلّٰهِ اَنْ يَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍۙ سُبْحَانَهُۜ اِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُۜ Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O sübhandır münezzehtir-yücedir. Bir işe hükmettiği olmasını dilediği zaman ona sadece "Ol" der, o da hemen oluverir. -35 36- Oysa İsa Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur demiştir. 19-Meryem 36 وَاِنَّ اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ Oysa İsa Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur demiştir. -36 37- Sonra birtakım gruplar kendi aralarında ihtilafa-ayrılığa düştüler. O büyük dehşetli günü görecek olan kafirlerin vay haline. 19-Meryem 37 فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ Sonra birtakım gruplar kendi aralarında ihtilafa-ayrılığa düştüler. O büyük dehşetli günü görecek olan kafirlerin vay haline. -37 38- Onlar Bize gelecekleri gün yalanladıkları hakka dair neler işitecekler, neler görecekler. Ama o zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler. 19-Meryem 38 اَسْمِعْ بِهِمْ وَاَبْصِرْۙ يَوْمَ يَأْتُونَنَاۚ لٰكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَوْمَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ Onlar Bize gelecekleri gün yalanladıkları hakka dair neler işitecekler, neler görecekler. Ama o zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler. -38 39- Onları dünyaya dönmek isteyecekleri 'pişmanlık ve hasret' günüyle uyarıp-korkut. Onlar bir gaflet içinde henüz iman etmemişken, iş hükme bağlanıp-bitiverir. 19-Meryem 39 وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ اِذْ قُضِيَ الْاَمْرُۚ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ Onları dünyaya dönmek isteyecekleri 'pişmanlık ve hasret' günüyle uyarıp-korkut. Onlar bir gaflet içinde henüz iman etmemişken, iş hükme bağlanıp-bitiverir. -39 40- Yeryüzüne ve onun üzerindekilere Biz varis olacağız ve onlar Bize döndürülecekler. 19-Meryem 40 اِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْاَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ۟ Yeryüzüne ve onun üzerindekilere Biz varis olacağız ve onlar Bize döndürülecekler. -40 41- Kitab'ta İbrahim'i de zikredip-an. Gerçekten o sıdkı bütün hakka sadık ve dosdoğru bir peygamberdi. 19-Meryem 41 وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِبْرٰه۪يمَۜ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقاً نَبِياًّ Kitab'ta İbrahim'i de zikredip-an. Gerçekten o sıdkı bütün hakka sadık ve dosdoğru bir peygamberdi. -41 42- Hani babasına demişti ki "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niye tapıyorsun?" 19-Meryem 42 اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ يَٓا اَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْن۪ي عَنْكَ شَيْـٔاً Hani babasına demişti ki "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niye tapıyorsun?" -42 43- Babacığım gerçek şu ki sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Artık bana uy-tabi ol ki, seni dümdüz bir doğru yola çıkarayım. 19-Meryem 43 يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي قَدْ جَٓاءَن۪ي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْن۪ٓي اَهْدِكَ صِرَاطاً سَوِياًّ Babacığım gerçek şu ki sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Artık bana uy-tabi ol ki, seni dümdüz bir doğru yola çıkarayım. -43 44- Babacığım, şeytana kulluk etme. Çünkü şeytan, Rahman'a çok merhametli olan Allah'a asi oldu. 19-Meryem 44 يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِياًّ Babacığım, şeytana kulluk etme. Çünkü şeytan, Rahman'a çok merhametli olan Allah'a asi oldu. -44 45- Babacığım, hakka tabi olmazsan ben sana Rahman tarafından ikaz edici bir azab dokunup da senin bunu putlardan bilip şeytanın yakını olmandan korkuyorum. 19-Meryem 45 يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِياًّ Babacığım, hakka tabi olmazsan ben sana Rahman tarafından ikaz edici bir azab dokunup da senin bunu putlardan bilip şeytanın yakını olmandan korkuyorum. -45 46- Babası demişti ki "İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer bundan vazgeçmezsen, andolsun ki seni taşlarım. Artık uzun bir süre benden uzaklaş, git." 19-Meryem 46 قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي يَٓا اِبْرٰه۪يمُۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْن۪ي مَلِياًّ Babası demişti ki "İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer bundan vazgeçmezsen, andolsun ki seni taşlarım. Artık uzun bir süre benden uzaklaş, git." -46 47- İbrahim "Sana selam olsun, senin için Rabbimden mağfiret bağışlanma dileyeceğim. O bana pek lutufkardır" dedi. 19-Meryem 47 قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَۚ سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبّ۪يۜ اِنَّهُ كَانَ ب۪ي حَفِياًّ İbrahim "Sana selam olsun, senin için Rabbimden mağfiret bağışlanma dileyeceğim. O bana pek lutufkardır" dedi. -47 48- Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki Rabbime dua etmekle bedbaht-mutsuz olmayacağım. 19-Meryem 48 وَاَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَاَدْعُوا رَبّ۪يۘ عَسٰٓى اَلَّٓا اَكُونَ بِدُعَٓاءِ رَبّ۪ي شَقِياًّ Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki Rabbime dua etmekle bedbaht-mutsuz olmayacağım. -48 49- Onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak'ı ve Yakub'u bağışladık ve herbirini peygamber kıldık. 19-Meryem 49 فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ وَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ وَكُلاًّ جَعَلْنَا نَبِياًّ Onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak'ı ve Yakub'u bağışladık ve herbirini peygamber kıldık. -49 50- Onlara rahmetimizden lutfettik-bağışladık ve onlar için yüce bir sadakat dili doğru bir medh-u sena verdik. 19-Meryem 50 وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِياًّ۟ Onlara rahmetimizden lutfettik-bağışladık ve onlar için yüce bir sadakat dili doğru bir medh-u sena verdik. -50 51- Kitab'ta Musa'yı da zikredip-an. Çünkü o ihlasa erdirilmişdi, bir resul gönderilmiş elçi ve bir nebi peygamber idi. 19-Meryem 51 وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسٰىۘ اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصاً وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّ Kitab'ta Musa'yı da zikredip-an. Çünkü o ihlasa erdirilmişdi, bir resul gönderilmiş elçi ve bir nebi peygamber idi. -51 52- Ona Tur'un sağ yanından seslendik ve onu gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık. 19-Meryem 52 وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْاَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِياًّ Ona Tur'un sağ yanından seslendik ve onu gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık. -52 53- Ona rahmetimizden kardeşi Harun'u da bir peygamber olarak ihsan ettik. 19-Meryem 53 وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَٓا اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِياًّ Ona rahmetimizden kardeşi Harun'u da bir peygamber olarak ihsan ettik. -53 54- Kitab'da İsmail'i de zikredip-an. Çünkü o vaadine sadıkdı, bir resul gönderilmiş elçi ve bir nebi peygamber idi. 19-Meryem 54 وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّۚ Kitab'da İsmail'i de zikredip-an. Çünkü o vaadine sadıkdı, bir resul gönderilmiş elçi ve bir nebi peygamber idi. -54 55- Halkına namazı, zekatı emrediyordu ve o Rabbinin katında rızaya-hoşnutluğa ermişti. 19-Meryem 55 وَكَانَ يَأْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِياًّ Halkına namazı, zekatı emrediyordu ve o Rabbinin katında rızaya-hoşnutluğa ermişti. -55 56- Kitab'ta İdris'i de zikredip-an. Çünkü o çok sadık bir peygamberdi. 19-Meryem 56 وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِدْر۪يسَۘ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقاً نَبِياًّۗ Kitab'ta İdris'i de zikredip-an. Çünkü o çok sadık bir peygamberdi. -56 57- Biz onu yüce-yüksek bir mekana yükselttik. 19-Meryem 57 وَرَفَعْنَاهُ مَكَاناً عَلِياًّ Biz onu yüce-yüksek bir mekana yükselttik. -57 58- İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerdendir. Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in Yakub'un soyundan hidayete doğru yola erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahman'ın çok merhametli olan Allah'ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı. 19-Meryem 58 اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۘ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْرَٓائ۪لَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَاۜ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّداً وَبُكِياًّ İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerdendir. Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in Yakub'un soyundan hidayete doğru yola erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahman'ın çok merhametli olan Allah'ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı. -58 59- Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki namazı terkettiler, şehvetlerine kapılıp-uydular. Onlar bu azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır. 19-Meryem 59 فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَياًّۙ Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki namazı terkettiler, şehvetlerine kapılıp-uydular. Onlar bu azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır. -59 60- Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar onların dışındadır. Bunlar cennete girecekler ve hiçbir şekilde zulme haksızlığa uğratılmayacaklardır. 19-Meryem 60 اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـٔاًۙ Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar onların dışındadır. Bunlar cennete girecekler ve hiçbir şekilde zulme haksızlığa uğratılmayacaklardır. -60 61- Adn cennetleri onlarındır ki, Rahman Kendi kullarına onu gaybtan vadetmiştir. O'nun vaadi mutlaka yerini bulacaktır. 19-Meryem 61 جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِياًّ Adn cennetleri onlarındır ki, Rahman Kendi kullarına onu gaybtan vadetmiştir. O'nun vaadi mutlaka yerini bulacaktır. -61 62- Orada boş söz değil ancak selam işitirler. Sabah akşam rızıklarını da hazır bulurlar. 19-Meryem 62 لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً اِلَّا سَلَاماًۜ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ ف۪يهَا بُكْرَةً وَعَشِياًّ Orada boş söz değil ancak selam işitirler. Sabah akşam rızıklarını da hazır bulurlar. -62 63- O öyle bir cennet ki, Biz kullarımızdan muttaki takva sahibi olanları ona mirasçı varis kılacağız. 19-Meryem 63 تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِياًّ O öyle bir cennet ki, Biz kullarımızdan muttaki takva sahibi olanları ona mirasçı varis kılacağız. -63 64- Melekler der ki biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her şey O'nundur. Senin Rabbin unutkan değildir. 19-Meryem 64 وَمَا نَتَنَزَّلُ اِلَّا بِاَمْرِ رَبِّكَۚ لَهُ مَا بَيْنَ اَيْد۪ينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذٰلِكَۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِياًّۚ Melekler der ki biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her şey O'nundur. Senin Rabbin unutkan değildir. -64 65- Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı-devamlı ol. Hiç O'nun esmalarında bir benzeri, bir adaşı olduğunu biliyor musun? 19-Meryem 65 رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه۪ۜ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِياًّ۟ Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı-devamlı ol. Hiç O'nun esmalarında bir benzeri, bir adaşı olduğunu biliyor musun? -65 66- İnsan der ki "Ben öldükten sonra mı yeniden diri olarak çıkarılacağım?" 19-Meryem 66 وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَياًّ İnsan der ki "Ben öldükten sonra mı yeniden diri olarak çıkarılacağım?" -66 67- O daha önce hiçbir şey değilken Bizim onu yaratmış olduğumuzu insan hiç düşünmüyor mu? 19-Meryem 67 اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـٔاً O daha önce hiçbir şey değilken Bizim onu yaratmış olduğumuzu insan hiç düşünmüyor mu? -67 Rasûlullah şöyle buyurmuşlardır “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli bir şey olmayacaktır Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” Heysemî, I, 172 * “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” Buharî, Büyû; 7 * “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. Onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar…” Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36 İbadetler şekilde kalarak rûhânî tarafı zayıflayacak, nefis tezkiyesi ve kalp tasfiyesi yapılmayacak… * Rasûlullah Efendimiz şöyle buyurmuşlardır “Öyle bir zaman gelecek ki okumaya meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler dini anlayıp yaşayan âlimle ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak ve herc çoğalacak!” Ashâb-ı kirâm “–Herc nedir ey Allah’ın Rasûlü?” diye sorunca şöyle buyurdular “–Birbirinizi öldürmenizdir. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanlar Kur’ân okuyacaklar, okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek…” Hâkim, Müstedrek, IV, 504/8412 * Rasûlullah şöyle buyurmuşlardır “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” Nesâî, Büyû 2; İbn-i Mâce, Ticârât 58; Ahmed, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275 * “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline! Kişi mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverir. Bir takım insanlar dinlerini küçücük bir dünya menfaati karşılığında değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinine sıkıca sarılan kişi, elinde kor ateşi tutan kimse gibidir.” Ahmed, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman, 186; Tirmizi, Fiten, 30/2196 Böyle zamanlarda zayıf karakterli insanlar sadece aklı kullanıp nakle itibar etmeyecekler, menfaatlerini öne alacaklar, âyet ve hadisleri kendi temayüllerine göre açıklayacaklar. * Rasûlullah şöyle buyurmuşlardır “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hâin sayılacak, hâinlere güvenilecek. Kişi kendisinden şâhitlik etmesi istenmediği halde şâhitlik edecek, yemin etmesi istenmediği halde yemin edecek. İnsanların dünya ile en mes’ûd olanı, Allah’a ve Rasûlü’ne iman etmeyen alçak oğlu alçak olacak!” Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, XXIII, 314; Heysemî, VII, 283 Şerir ve şirret insanlar çoğalacak ve iş başına geçecek * Rasûlullah şöyle buyurmuşlardır “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği tavsiye etmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280 Dînî kaygılar azalacak, dünyevî makam ve mevkilere, diplomalara itibar artacak. * Rasûlullah şöyle buyurmuşlardır “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile çarşı Pazar dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek muhtaç kişi bulamaz…” Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59 * “Sevininiz ve sizi sevindirecek şeyler ümîd ediniz. Allâh’a yemin ederim ki, sizler için fakirlikten korkmuyorum. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyânın sizin de önünüze serilmesinden, onların dünyâ için yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden, dünyânın onları helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum.” Buhârî, Rikâk, 7; Müslim, Zühd, 6 “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” Müslim, Fedâil 31 “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fedâil 30 * Hz. Sevban -radıyallâhu anh- anlatıyor “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurdular “–Yabancı kavimlerin, yiyicilerin birbirlerini sofralarına dâvet ettiği gibi birbirlerini sizin üzerinize çullanmaya çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri “–O gün sayıca azlığımızdan dolayı mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” diye soruldu. Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- “–Dünya sevgisi ve ölümden hoşlanmama duygusudur!” buyurdular.” Ebu Davud, Melahim 5/4297; Ahmet, V, 278 Hadisten anladığımıza göre, İslam düşmanları, müslümanları yok edip kuvvetlerini kırmak için birbirleri­ni birleşmeye davet edeceklerdir. Bu davet, sofrasına adam davet eden bir sofra sahibi rahatlığı içerisinde olacaktır. Yani nasıl ki onlar için kendi sofralarına oturup yemek zor olmayan bir işse, kafirlerin İslâm’a karşı birlik çağrısın­da bulunup müslümanların zenginliklerini yemeleri de engellenemez bir kolaylık taşıyacakcaktır. Kafirler İslâm dünyasını önlerine konmuş bir sof­raya benzetecekler ve bu cazip sofrayı paylaşmak için birbirlerini davet edeceklerdir. Onları böyle bir işi yapmaya cüretlendiren şey müslümanların azlığı değil aksine onların takva bakımından güçsüzlüğü ve dün­yaya aşırı düşkünlükleri olacaktır. Çünkü ölümden korkan ve dünyaya fazlaca düşkün olanlar, fedakarlıklara katlanamazlar. Canları ve mallan ile katılmaları gereken cihâdı ihmal ederler. Böylece eskiden olduğu gibi düşmanlara karşı heybetli değildirler ve artık düşmanlar onlardan korkmaz ve çekinmezler. * Birgün Rasûlullah “–Nefsimi kudret elinde tutan Allaha yemin olsun, insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kâtil niçin öldürdüğünü, maktûl de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek” buyurmuşlardı. Müslim, Fiten, 55 Ashab-ı kirâm “–Bu nasıl olur?” diye sorduklarında Allâh Rasûlü “–Bu, herc fitne ve karışıklıktır! Öldüren de ölen de ateştedir” cevâbını verdiler. Müslim, Fiten, 56 * Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin? Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz hidayet üzere oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.» Maide 105” Bana şu cevabı verdi “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah sormuştum. Demişti ki “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, dine, ahirete tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin selefi dinlemeden kendi reylerini beğendiklerini müşahede edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira bu safhaya gelince arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi sıkıntılıdır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” Ebu Davud, Melahim 17/4341; Tirmizi, Tefsir, 5/3060; İbnu Mace, Fiten, 21 * Zübeyr bin Adiy rahimehullah anlatıyor “Hz. Enes bin Mâlik yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikâyet ettik. “–Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hâl Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlünüz işittim.” Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206 * Abdullah bin Ömer şöyle der Rasûlullah bize yönelerek şöyle buyurdu “Ey Muhâcirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olduğunuzda, ben sizin o şeylere erişmenizden Allah’a sığınırım. Onlar şunlardır 1. Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde vebâ hastalığı ve onlardan önce yaşamış milletlerde görülmemiş başka hastalıklar yayılır. 2. Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet, mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılır. 3. Mallarının zekâtını vermekten kaçınan her millet mutlaka yağmurdan mahrum bırakılır kuraklıkla cezalandırılır ve hayvanları olmasa onlara yağmur yağdırılmaz. 4. Allah’ın ahdini emirlerini ve Rasûlü’nün ahdini yaptığı anlaşmaları ve Sünnet’ini terk eden her milletin başına, Allah mutlaka kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindekilerin bir kısmını alır. 5. İdârecileri Allah’ın Kitâbı ile amel etmeyip, indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allah onların hesabını kendi aralarında görür fitne, fesat ve anarşi belâsına mâruz kalırlar.” İbn-i Mâce, Fiten, 22; Hâkim, IV, 583/8623; Beyhakî, Şuab, III, 197 * Rasûlullah şöyle buyurdu “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25 Diğer bir rivayet ise şöyledir “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26 * “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım» demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54 * Rasûlullah buyurdular ki “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü hayat, altından ölümden hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, ölmek yaşamaktan daha hayırlıdır. Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz.” Tirmizi, Fiten 78/2266 * Öyle bir zamanın geleceği, o zamanda insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322 * Rasûlullah birgün “–Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman hâliniz nice olacak ey insanlar?” diye sormuştu. Yanındakiler hayretle “–Ey Allah’ın Rasûlü, böyle bir şey olacak mı?” dediler. “–Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti “–Emr bi’l-ma’ruf ve nehy ani’l-münkeri terkettiğiniz zaman hâliniz nice olacak?” diye sordu. Yanındakiler hayretle “–Yâ Rasûlallâh, bu olacak mı?” dediler. “–Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler “–Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf olarak gördüğünüz zaman haliniz nice olacak?” Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 280-281; Cezerî, Camiu’l-usûl, X, 41 * Hz. Ebu Hureyre anlatıyor Rasûlullah yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek “–Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit “–Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam “–İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- “–Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam “–Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz “–İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular. Buhari, İlm 2, Rikâk 35 * Hz. Ali anlatıyor Rasûlullah birgün “Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belânın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. Yanındakiler “–Ey Allâh’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Rasûlullah Efendimiz şöyle sıraladı “–1. Ganimet yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında tedâvül eden bir metâ haline geldiği, 2. Emânet ganîmet gibi görülüp hıyânet edildiği, 3. Zekât, ibadet olarak görülmeyip büyük bir yük ve angarya olarak görüldüğü, 4. Kişi, gayr-i meşrû işlerde kadınına itaat ettiği, 5. Kişi, annesine karşı itaatsizlikte bulunduğu, 6-7. Kişi, arkadaşına iyilikte bulunduğu hâlde babasına kaba davrandığı, 8. Mescidlerde sesler yükseldiği huşû kaybolduğu, 9. Bir milletin idârecisi en alçakları olduğu, 10. Bir kişiye şerrinden korkularak hürmet edildiği, 11. Çeşitli isimlerle îmâl edilen içkilerin serbestçe içildiği, 12. İpek elbiselerin erkekler tarafından giyildiği, 13-14. San’at, bale, konser gibi çeşitli adlar altında; bar, gazino ve benzeri salonlarda ve hatta televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yaygın şekilde şarkıcı kadınlar ve çalgı aletlerine alâka arttığı; 15. Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere lânet ettiği zaman, İşte o zaman artık kızıl rüzgârı, yere batışı veya domuz ve maymunlara çevrilmeyi[1], zelzeleyi ve gökten taş yağmasını bekleyin. Ondan sonra birbiri ardınca pek çok alâmetler zuhûr eder ve bunlar ipi kopan eski bir gerdanlığın ard arda düşen taneleri gibi birbirini tâkip ederler.”[2] Gaybı Allah bilir, herhalde bunlar kıyamete yaklaştıkça şerrin artması neticesinde vuku bulacak alâmetlerdir. * Rasûlullâh şöyle buyurur “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en iyi kişiler olduğunu düşünürsünüz.” Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462 Şerri irtikâp edenler kendisini ikaz edenlere karşı tavır alacaklar, ikaz etmeyip toplumu kendi hâline bırakanlar da itibarlı addedilecekler… * Rasûlullâh “–İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “–Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda “–Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463 * Rasûlullâh şöyle buyurmuşlardır “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki bütün endişe ve gayretleri karınları mîde ve şehvetleri için olacaktır, şerefleri malları ile ölçülecektir, kıbleleri fâsık kadınları olacaktır, dînleri de dirhem ve dînârları olacaktır. İşte onlar mahlûkâtın en şerlileridir. Onların Allâh katında hiçbir nasîpleri yoktur.” Ali el-Müttakî, Kenzü’l-ummâl, XI, 192/31186; Râmûzu’l-ehâdis, “ye” harfi * “İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, şimdi sizin aranızda münafığın gizlendiği gibi, mü’min gizlenecek” Ali el-Müttakî, XI, 176/31111 * Rasûlullah r Efendimiz şöyle buyurmuşlardır “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, câmilerin çokluğuyla övünürler de onlara çok az devam ederler.” Taberânî, el-Mucemü’l-Evsat, VII, 301 “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onların mescidlerindeki konuşmaları dünya işleri ile alakalıdır. Allah’ın onlarla işi yoktur. Onlarla sakın oturmayın!” Musannef İbn Ebi Şeybe, 8/268 “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onlar mescidlerde toplanırlar da tüm himmetleri arzuları, gâyeleri sadece dünyadır. Allah’ın onlarla işi yoktur. Onlarla sakın oturmayın!” Hâkim, Müstedrek, IV, 359/7916 * “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, uzun süre ayakta beklerler de kendilerine namaz kıldıracak bir imam bulamazlar.” İbn-i Mâce, İkâme, 47 “Mescid ehlinin birbirlerini öne sürüp de kendilerine namaz kıldırabilecek bir kişi bile bulamamaları kıyametin alâmetlerindendir.” Ebû Dâvûd, Salât, 60/581 * “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, gök yağmurunu indirir ama yer bir şey bitirmez.” Hâkim, el-Müstedrek, IV, 559/8567 * “Kişiye, malının zekâtını vermesinin çok zor geleceği bir zamanın gelmesi yakındır.” Taberânî, el-Mucemü’l-Kebir, XVII, 105 * “Kur’an’ı öğreniniz ve onu insanlara öğretiniz. Ferâiz ilmini öğreniniz ve onu insanlara öğretiniz. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelmesi yakındır ki, iki kişi ferâize dâir bir mesele üzerinde tartışırlar da aralarında hüküm verip meseleyi halledecek bir âlimi bulamazlar.” Heysemî, IV, 223 * “İnsanlar üzerine, iyiliğin emredilmediği, kötülüğün nehyedilmediği bir zamanın gelmesi yakındır.” Heysemî, IV, 223 * Rasûlullah Efendimiz şöyle buyurmuştur “Yakında öyle bir fitne zuhûr edecek ki ondan kişiyi ancak Allah Teâlâ kurtarır bir de boğulmak üzere olan kişinin duası gibi bir duâ…” Beyhakî, Şuab, II, 367/1077 * Huzeyfe şöyle buyurmuştur “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zaman ancak denizde boğulmak üzere olan biri gibi dua eden kişi kurtulabilecektir.” İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, VI, 22/29173; Hâkim, IV, 471/8308 [1] Tirmizi, Fiten 38/2210. [2] Tirmizi, Fiten 38/2211.

onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki