🌙 En Güzel Tarihi Aşk Romanları
Sevgililergünü geçer, aşk romanları kalır yadigar. Sevgililer günü, hiç kaçarı yok tüketim günü, alışveriş anlamında tüketmiyorsanız da ruhen tükeniyorsunuz en azından, o her yerde karşınıza çıkan anlamsız farfar sarsar, içi boşaltılmış bir kırmızılık Her sektörde olduğu gibi yayın sektörü de bir
Bulbulunkirk sarkisi bir de od ikisi de en buyuk aski anlatiyor iskender paladan. Füsun Rafet ayyy eveeettt ya.. Kafa durdu. Mutluluk. Serenad, Erik ağacı. Senden önce ben. Hayatımda ilk defa aşk romanı okudum ve çok begendim. Piraye, Yüreğim seni çok sevdi. Jojo moyes senden once ben.
YürekYakan Aşk Hikayeleri En güzel 10 yürek yakan aşk hikayeleri, Gerçek yaşanmış aşk masalları nı okuyacaksınız, hepsi birbirinden güzel. Devam. Aşk Hikayeleri Kısa Hikayeler.
28/09/2015 Dünya Edebiyatı. Anna Karenina, Kırmızı ve Siyah, Jane Eyre başta olmak üzere Dünya Edebiyatı’nda iz bırakmış en güzel aşk romanlarını derledik. Bu listeyi 15 ile sınırlı tuttuğumuz için listeye alamadığımız kitapları yorumlarda yazabilir, yazımızı beğendiyseniz sosyal medya üzerinden
Aşkromanları okumak, bir erkeği aşk konusunda uzmanlaştırır mı? Nashville’in en popüler restoranında pasta şefi olarak çalışan Liv Papandreas rüyalarının işine sahiptir. Ancak bu meşhur restoran sadece bir paravandır: Liv, görmemesi gereken bir olaya şahit olduktan sonra işinden kovulur.
Betrayed by his trusted friends and the woman he loved, Ömer Uçar returns as Ezel to exact his vengeance. Stars: Kenan Imirzalioglu, Cansu Dere, Yigit Özsener, Baris Falay
3Hasret. Eski dönemlere dayanan, kırık bir aşkın ömür boyu süren hasretin öyküsü. Okurken duygulandığım kitaplar arasında yer alır.
L6bt. Huzur, Kürk Mantolu Madonna, Aşk-ı Memnu başta olmak üzere Türk Edebiyatı’nda iz bırakmış aşk romanlarını derledik. 1. Ahmet Hamdi Tanpınar – Huzur Genel olarak bakıldığında Huzur romanının ana temalarının başında Mümtaz’la Nuran arasında yaşanan aşk ilişkisi gelmektedir. Oysa bir aşk romanı olmanın yanında felsefi, metafizik ve psikolojik problemlerin derinlemesine yaşandığı bir eserdir. Romanın asli kahramanı Mümtaz, aşk ve ölümü, çocukluğunda yaşadıklarıyla, adeta iç dünyasını kaplayan bir duygu ve bütün hayatı boyunca şuuraltının hakim unsuru olarak hissetmiştir. Sevdiği kadın olan Nuran’la beraberliğinde, mahrumu olduğu saadeti bulduğunu sansa da hep bir şeylerin eksik kaldığını ve endişelerinin sona ermediğini, sızılarının dinmediğini fark etmiştir. İnsanlığın en temel meseleleri, aşk ve ölümü, bir arayış ve kıvranış halinde yaşamış, bir türlü huzura kavuşamamıştır. “Bu olgun, zarif güzel kadında, güneşin öz bahçesi imiş gibi baştan başa aydınlık ve füsun olan bir taraf vardı, o zamana kadar tanımadığı, kendisinde eksik sandığı bir taraf, sadece meşguldü, onun varlığı ile dolup boşalmağa hazırlanıyordu. Her düşünce serin bir uyanış durumunda değişiyor, uzviyetin derinliklerinden gelen küçük ve esrarlı dalgalar, unutulmuş hayat şarkılarını tekrarlıyordu.” “Sonsuz gül bahçeleri ki genç adamı çok defa yattığı yatağı, eli değdiği eşyayı, kendi damarında akan kanı koklamak isteyecek kadar hazla çıldırtırlardı. Bu bir Tanrının ziyaretini kabul etmiş cansız şeylerin, bu ziyaretin hatırasıyla canlanması, yaşaması, kısa fakat çok dalgın aydınlıklarda maziyi, hali, istikbali ve etrafını idrak etmesiydi… Hakikatte Nuran’ın aşkı Mümtaz için bir nevi dindi. Mümtaz bu dinin tek âbidi, mabedin en mukaddes yerini bekleyen ve ocağı daima uyanık tutan baş rahibi, büyük mâbûdenin sırrın yerini bulması için insanlar içinden seçtiği fani idi.” Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanlarından alıntıları burada okuyabilirsiniz. 2. Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna Kürk Mantolu Madonna, ilk olarak 1943 yılında Hakikat Gazetesi’nde tefrika olarak yayımlanmıştır. Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’yı ikinci kez askerlik yaptığı Büyükdere’de çadırda yazmış ve tefrika edildiği gazeteye günü gününe yetiştirmeye çalışmıştır. Kürk Mantolu Madonna kitabı, yalnız tüm zamanların en hüzünlü aşk öyküsü olmakla kalmaz, aynı zamanda, edebiyatımızın en başarılı psikolojik anlatılarından da birisidir. Yenilmiş, silik, içine kapanmış bir insan kişiliği üzerine yapılmış çözümlemeler, o kişiliğin ardındaki çok zengin bir duygu ve düşünce dünyasının tasviri, kullandığı dilin sadeliği ve güzelliği, Kürk Mantolu Madonna’yı bugün de okunur, güncel kılan özellikler. “… Açık havada dolaşırsam bu fena ruh halimden kurtulacağımı ümit ederek acele hesap gördüm. Dışarıda ince bir yağmur yağıyordu ve gökyüzü kapalıydı. Şehrin bol ışıklarının kızıl aksini tepemizdeki alçak bulutlarda seyretmek mümkündü. Kurfürstendamm dedikleri geniş ve uzun caddeye geldim. Burada sema bütün aydınlık bir hal alıyor, yüzlerce metre yukarıdan dökülen yağmur taneleri bile turuncu bir renge boyanıyordu… Saatimi çıkardım. On biri geçiyordu. Demek vakit bu kadar ilerlemişti. Adımlarım birden bire süratlendi. Onlara yakın bulunan Nollendorf meydanının yolunu tuttum. Bu sefer nereye gittiğimi gayet iyi biliyordum. Dün akşam Kürk Mantolu Madonna’ya orada ve tam bu sıralarda rastlamıştım… Sanki aradığım insan birdenbire peyda oluverecekmiş gibi gözlerimi ilerideki elektrik direğinin altına diktim. Dün akşam gördüğümün bir hayal, sarhoş kafamın bir vehmi olduğunu kendime bu kadar telkin ettiğim halde işte şimdi burada onu, o kadını, belki de o hayali bekliyordum…Tam o sırada meydanın ortasından geçip bulunduğum sokağa doğru gelen bir insan gördüm… Başımı uzatıp baktığım zaman kısa ve sert adımlarla bu tarafa yaklaşan kürk mantolu kadını tanıdım. Bu sefer yanılmama imkan yoktu… Kalbim ufalanıyormuş gibi ağrımaya ve müthiş bir süratle çarpmaya başladı… Ayak sesleri tam arkama gelince, düşmemek ve küçük bir feryat koparmamak için büyük bir gayret sarfettim ve yanıbaşımdaki duvarı tuttum…” 3. Vedat Türkali – Bir Gün Tek Başına Bir Gün Tek Başına, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden hemen önceki günlerde geçiyor. Roman kahramanı Kenan, yıllar önce gizli komünist partisine girme suçlamasıyla polis sorgusunda çabucak yılgınlığa düşmüş, eski çevresinden tümüyle kopmuştur. Karısı ve çocuğuyla korunaklı bir yaşam sürdürmektedir. Aslında mutsuzdur, içi ile barışık değildir. Bir meyhanede tanıştığı genç Günsel, içinde çürümemek için direnen ne varsa hepsini ateşleyiverir. Aşk, direniş, devrim günleri… “Günsel durgunlaştı. Bir süre denize daldı, sigarasını içti… Kenan da sigarasını içiyor, öylece bakıyordu kıza. — Dinle beni Günsel, dedi. Kız yavaşça dönüp baktı. Kenan sessiz, fakat güvenli başladı. — Gelip geçici bir tutku sanma bunu… Aramızda büyük yaş farkı var… Bu da önemli değil. Akıllıca bulmayabilirsin. Sensiz olamam ben artık… Yine heyecanlanmıştı, kısık bir sesle sürdürdü — Benden daha akıllısın… Yardım et bana… Ama sensiz hiçbir şey olmayacağımı da bil… Bırakma beni… Sonra tıkanır gibi ağır ağır ekledi. — Gecikmeden korkarım ben. Söylerken utanır gibiyim… Niye sonraya kalsın? Evlenmez misin benimle? Ne olursun hemen karşı çıkma… Başka çözümü yok ki! Zaten bir türlü kurtulamıyorum… Aşağılık içtepisi eziyor beni… Beni işte… Anlatamadım değil mi? Seni seviyorum… Sustu. Günsel sessiz, yüzünde hiçbir tepki izi vermeden dinliyor, öylece bakıyordu Kenan’a. Kenan kızın kötü bir şey söyleyivermesinden çekinir gibi başladı yine kesik kesik — Evliyim, çocuğum da var… Ama o evde… Ah bilemezsin, kurtulmam gerek… Sensiz ne yaparım ben?” 4. Halit Ziya Uşaklıgil – Aşk-ı Memnu Halit Ziya en başarılı kadın karakterini bu romanında yaratmıştır. Kuşkusuz Emma Bovary’nin ağırlıklı etkisi bu kahraman üzerinde görülmekle birlikte yazar Türk toplumunun pek alışık olmadığı hırslı, mücadeleci, intikamcı aynı zamanda hassas, duygusal açlık çeken ve hayatın gerçekleri ile duyguları arasında sıkışmış modern kadın trajedisini romana ustalıkla yerleştirmiştir. Yazar, okurun, Bihter’in toplumca hoş karşılanamayacak davranışlarına karşı bir tutum geliştirmesine müsaade etmeyip aksine Bihter psikolojisini anlamaya ve çözümlemeye götürür. “Kanun-ı evvel… Yarım saatten beri mebzul bir kar bulutu parçalanmış, havanın baygın esmerlikleri içine iri iri parçalarla, lapa lapa dökülüyordu. Bihter, yavaşça Behlül’ün kapısını açarak içeri girmeye cesaret edemeyerek başını uzattı. Yalnız ötede henüz tutuşturulmuş sobanın kapağından kayan kırmızı alevlerle zulmetleri titreyen odada Behlül vardı. Bihter odaya girdi. Behlül ona doğru geliyordu. Bu yarı karanlık odanın içinde, titreyerek halının bir kısmını, biraz ötede kanepenin kenarını, küçük bir masanın ayaklarını dilleriyle yalayan alevlerin parıltısı arasında birbirini gölge şeklinde görüyorlardı. Artık karanlıktı, Bihter bir söz söylemeyerek, şimdi fark edilmeyen resimler hâlâ elinde, bilinemez nasıl bir korku ile bir hareket etmeye cesaret edemeyerek, duruyordu. Yalnız sobanın kapağında iki kırmızı göz sönük, hemen büsbütün örtülecek nazarla onlara bakarak, gülümsüyor gibiydi. Birden ikisi de titrediler, şurada bu karanlık odanın mahrem havasında, ikisi de aynı anda öyle bir şey hissettiler ki onları bir kelime söylemekten, bir hareket etmekten ürkütüyordu. Tehlike ile dolu bir rüya içinde gibiydiler; bir küçük şey bilinemez nasıl bir tehlikeye sebep olacak zannediyorlardı.” 5. Mehmet Rauf – Eylül Eylül romanının yazarı Mehmet Rauf tek romanıyla edebiyatımızda iz bırakmıştır. Başka romanları, hikayeleri, düzyazı şiirleri, makaleleri olmasına karşın, onun adı söylendiğinde Eylül, Eylül dendiğinde de onun adı akla gelir. Bohem yaşamı ve aşklarıyla nedeniyle arkadaşları tarafından pek aranıp sorulmayan Mehmet Rauf, sonuçsuz bir intihar girişimiyle iyice dışlanır. Evlilikleri, aşkları, gönül maceraları dönemin ahlak anlayışıyla çatışır. Nitekim, dönemin evlilik anlayışı, ahlaksal yaklaşımlarını Eylül romanında görürüz. Üç kez evlenen Mehmet Rauf, ilk evliğini Tevfik Fikret’in halasının kızı Ayşe Sermet Hanım ile yapmış ve bir anlamda Rumelihisarı’ndaki Fikret’in oturduğu yalıya iç güveyi olarak girmiştir. Eylül romanındaki aşk öyküsünün bu yıllardan kaynaklandığı ve Mehmet Rauf’un Fikret’in eşine aşık olduğu da söylenmektedir. Edebiyatımızın ilk psikolojik romanı olarak tanımlanır. Roman kişilerinin ruhsal çözümlemeleri üzerine kurulmuş olup, kimi yazarlara göre Mehmet Rauf’un yaşamından izler taşır. Bu yaşanmışlıktan dolayı, özellikle roman kahramanı Necib’in duygularının son derece başarılı yazıldığı vurgulanır. Mehmet Rauf, Eylül’de Aşkı-ı Memnu’da olduğu gibi bir aşk üçgeni çerçevesinde, imkansız aşk, yasak aşk temasını işlemiştir. “Suad, kendisine de Süreyya’ya hitap ettiği sesle, ona baktığı gözle, onu sevdiği sevgiyle sevse, baksa, söyleseydi ya Rabbi!.. Bu düşünceyi derinleştirip saatlerce harap oldu kaldı. Önce gerçekten öyleymiş gibi aldanarak, sarhoş ve mahmur kalıyordu, sonra Suad’ın içten seslenişlerinde bile hayalindekinin yanında nasıl bir ilgisizlik olduğunu görerek içi eziliyordu. Bazen o sesle, “Necib!” diye yalnızca adıyla çağrıldığını işitir gibi olurken, Suad’ın kendisine seslenince sakinleşen sesinin “Necib Bey!” deyişi onu öldürüyordu; Süreyya’ya bakarken sevecenlik dolu olan bakış, kendisine çevrilince o kadar hissedilmez bir an içinde, sanki donuklaşıyordu. Halbuki kendi ağzında yalnızca onun adı vardı, fakat resmi olarak “Suad Hanım!” değil, “Suad, Suad…”; fısıldayarak, âh ederek çıkan “Suad!” Konuşurken sevinçle yalvararak, şükran ve özlemle yalvaran “Suad” adı vardı. Ve ruhu onu bu seslenişlerle kucaklamak ateşiyle yanarken ona dinginlikle hitap etmek, bir eziyet oluyordu. Böylece kendisine seslenilmedikçe, o adı kendi kendisine söylemeye, ona yalnızlıklarda seslenmeye başladı; bu, yasak bir şeyin gizlice yapılması mutluluğuyla başını döndürüyordu, dudakları daima titriyor, daima o adla titriyordu. Odasına kaçıp binlerce kere “Suad!.. Suad!..” diye âh ettiği oldu.” 6. Reşat Nuri Güntekin – Dudaktan Kalbe Dudaktan Kalbe’de şöhretin şımarttığı genç bir kemancının, kendisini tutkuyla seven küçük bir kızı elde etmesi, daha sonra aşkın geçici bir gönül eğlencesi olduğunu söyleyerek hem kendi hem de küçük kızın hayatını mahvetmesi anlatılır. Dudaktan Kalbe, romanın başından sonuna kadar yaşanan Lamia-Kenan ilişkisinin iki sözcükle ifadesidir. Reşat Nuri aşkın nasıl bir duygu olduğu üzerinde durur. Romanın baş kahramanı olan Kenan’a göre aşk sadece dudaklarda yaşanmalı, onun bir zehir gibi kalbe inmesine izin verilmemelidir. Aşkı sadece dudaklarda yaşamak aşkın sadece bedensel boyutta yaşanması, bedensel hazla sınırlı kalınmasıdır. Kenan’a göre aşk bedensel boyutta yaşanmalı, ruhsal boyuta geçmesine izin verilmemelidir. Bedensel aşkın, diğer bir deyişle dudaklarda yaşanan aşkın özellikleri şunlardır Gelip geçicidir, gönül eğlendirir, hoşça vakit geçirtir, ayrılınca acı çektirmez, tatlı bir gençlik hatırası olarak tebessümle hatırlanır. “Lâmia, yüzünü havuza çevirmiş, çıplak bileklerinden birini arasıra suya sokuyor, sonra onu ıslatan suyun damla damla toplanıp parmaklarından düştüğünü seyrediyor… Zihni dalgın, gözleri yalnız bununla meşgul gibi… Kenan da elini yanındaki teneke oluklardan birine uzatıyor, bir parça su alıyor, süratle Lâmia’nın yüzüne, saçlarına serpiyor… Kınalı Yapıncak ürküyor, ürperiyor, birdenbire uykudan uyandırılmış bir çocuk gibi şaşkın bir hayretle gözlerini Kenan’a çeviriyor. Bu şaka için birbirlerine gülümsüyorlar, fakat yine bir şey söylemiyorlar… Lâmia tekrar havuza dönüyor, bileğini suya sokarak eski oyununa başlıyor. Bu sefer, Kenan da başını çeviriyor, onun güneşten yaldızlı bir pembelik almış boynunda hafif çiller, yanaklarında uzun sarı kaşlarının tüylerinde titreyen su damlalarım seyrediyor… Sol bileğine dayanarak havuza eğiliyor, köpüklü suların içinden bir salkım rûy-i nigâr çıkarıyor… Onun dalgalı pembe teninde su damlacıkları var… Dudaklarıyla bir iki üzüm koparıyor, sonra hafif yana eğiliyor; salkımı Lâmia’nın dudaklarına uzatıyor… O, tekrar irkiliyor, başını kaçırmak istiyor… Fakat sonra ürkek bir gülümsemeyle dudaklarını açıyor, avuçta yem yedirilen bir kuşun yavrusu tereddütleriyle birer birer üzüm tanelerini yemeğe başlıyor… Kenan, bir türlü gözlerini ondan ayıramıyor, Lâmia, bu haliyle çok güzel! Sivri ince çenesi, uzunca hassas burnu, ince sarı kaşları, hafifçe çıkık geniş alnı ve sevimli ve zarif! Sarışın başının sıkı örgüsünden kurtulmuş kuş tüyü gibi hafif, hemen hemen beyaz saçlar ince halkalarla alnında kıvrılıyor, görünmez gümüş tellerle iliştirilmiş gibi mütemadiyen titriyor. Hâlâ biraz evvelki damlalardan ıslak duran yanakları dudaklarına sarkan ıslak üzümler gibi taze… Kenan’ın parmaklarından üzüm salkımı düşüyor; sakin, telâşsız, hiç bir şey düşünmeden, söylemeden Lâmia’yı göğsüne doğru çekiyor… Genç kızda, biraz evvel ıslandığı zamanki kadar küçük bir titreme. O kadar…” 7. Orhan Pamuk – Masumiyet Müzesi Orhan Pamuk’un 2008 yılında yayımladığı Masumiyet Müzesi romanı aşk teması etrafında şekillenir. Olay zamanının 1975-2008 yıllarını kapsadığı romanda aşkın yanı sıra aile, ahlak, evlilik, cinsellik, zengin-fakir, doğu-batı, modernleşmede dönemin sosyal, siyasi, kültürel dokusuyla işlenerek anlatılır. Romanda işlenen konular, batıyı temsil eden, modern, zengin Kemal Basmacı, ailesi ve sosyete çevresi ile doğuyu temsil eden Çukurcuma semtinde yaşayan geleneklerine bağlı bir ailenin kızı olan Füsun’un modernizm ve gelenek algıları bağlamında değerlendirilir. “Tıpkı Şanzelize Butik’te çantanın parasını bana geri veremediği öğle vakti yaptığı gibi sessizce ağlamaya başladı. Hıçkırıkları uğradığı haksızlığa öfkelenen bir çocuğun hırçın sesine dönüştü. “Sana âşık oldum. Sana çok fena âşık oldum!” Sesi hem suçlayıcıydı, hem de beklenmedik ölçüde şefkatli. “Bütün gün seni düşünüyorum. Sabahtan akşama kadar seni düşünüyorum.” Ellerini yüzüne kapayıp ağladı. İçimden gelen ilk tepkinin salakça gülümsemek olduğunu itiraf edeyim. Ama bunu yapmadım. Hatta aşırı sevincimi gizleyip, duygulu bir ifade takınarak kaşlarımı çattım. Hayatımın en içten ve yoğun anlarından biriydi, ama halime bir yapmacıklık sinmişti. “Ben de seni çok seviyorum” Ama bütün içtenliğime rağmen, benim sözlerim onunkiler kadar güçlü ve sahici değildi. İlk o söylemişti, Füsun’dan sonra söylediğim için benim hakiki aşk sözlerime bir teselli, nezaket ve taklit tınısı sinmişti. Dahası, o anda ben gerçekten ona, onun bana âşık olduğundan daha da çok âşık olsaydım bile bir ihtimal bu doğruydu da, aşkının aldığı korkutucu boyutu ilk Füsun itiraf ettiği için, oyunu o kaybetmişti. Nereden, hangi rezil tecrübelerden edinmiş olduğumu bilmek bile istemediğim içimdeki “aşk bilgesi”, tecrübesiz Füsun un, benden daha içten davrandığı için “oyunu” kaybettiğini sinsice müjdeliyordu bana. Bundan, artık kıskançlık derdimin ve takıntılarımın sona ereceği sonucunu çıkarabilirdim.” 8. Oya Baydar – Sıcak Külleri Kaldı Oya Baydar’ın Sıcak Külleri Kaldı romanı 1960’lardan 2000’lere Türkiye siyasal yaşamının önemli olaylarına panoramik bir bakışı içerir. Kitapta ana karakter Ülkü, gençliğinde aşık olduğu ve daha sonra Dış İşleri’nde çalışan zengin bir ailenin burjuva oğlu Arın Murat ile Ülkü’nün evlendiği öğretim üyesi Ömer üçlüsünün yaşantıları odak alınarak tarihle yüzleşilmeye çalışılmıştır. Romanda yüzleşme önemli bir yer tutar, çünkü Arın karakteri yıllar sonra 12 Mart ve 12 Eylül başta olmak üzere devletin eylemleri konusunda bir basın açıklamasında resmi tarih dışı söylemleri nedeniyle öldürülmüştür. Ülkü, Arın Murat’la hep baştan alınan, bir türlü ilerlemeyen, bitirilemeyen bir aşk ilişkisi içerisindedir. Bu ilişki, her ayrılıktan sonra küllendiği sanılan ve her defasında kendi küllerinden doğan türden bir aşk ilişkisidir. “Madem bu kadar çirkinleştik, o zaman sonuna kadar götürelim dedi adam. Evet, bir başka kadınla birlikte oldum; buradaki kuzeyli kadınlardan biriyle… Sen Moskova’ya gelmeden kısa bir süre önce ülkesine döndü. Onu bir daha görmedim. Beni tanırsın; belki içten içe, bu ilişkiyi, yani kendi zaafımı, seni aldatmış olmayı hazmedemediğimden sana yaklaşamadım. Belki de içimde birikmiş bir hınç vardı sana karşı, belki geçmişimi hazmedememiştim. Ne de olsa küçük bir kentin işçi ailesinden geliyorum ben. İnsan yetiştiği çevrenin değerlerini ne kadar aşabilir ki! O köhnemiş değerleri aştığın, hepsinin üstüne yükseldiğini sanırsın, kendine yepyeni bir kimlik yaratırsın, sonra bir gün dehşet içinde hiç değişmediğini fark edersin.” 9. Necati Cumalı – Zeliş Necati Cumalı’nın Zeliş’te tütün tarlalarında çalışan on yedi yaşındaki genç bir kızın aşkı uğruna verdiği dillere destan mücadeleyi anlatır. Bu kız, babası tarafından sevmediği, istemediği bir adama birtakım çıkarlar yüzünden zorla verilmek istenir. Kendisini kaçırmak üzere pusu kurulduğunu öğrenince, sevdiği delikanlıya kaçmaktan başka çaresi kalmaz. Sevdiği delikanlıyla birlikte yollara düşerler. Pek çok sıkıntıya cesurca göğüs gerdikten sonra mutluluğu yakalarlar. Roman, aşkın her türlü zorluğun üstesinden gelebilecek güçlü bir duygu olduğunu onca kahrına, çilesine rağmen yaşanmaya değer güzel, tutkulu, heyecanlı, bir duygu olduğunu anlatır. “Kuyuya varmadan bir zeytinin altında oturdu. Tenekeyi dizlerinin üstüne yan yatırdı. Defterini kalemini çıkardı. Önce ne yazacağını bir türlü kararlaştıramadı. Sonra fazla vakit olmadığını da düşünerek, yarı sağdan soldan kulağında kaldığı gibi, yarı içinden geldiği gibi yazmaya başladı Çok kıymetli bir huzura… önce nasılsınız onu sormak isterim. O geceden sonra iyi misiniz? Bana gelince sabah akşam sizi düşünmekteyim. Bu kadar yakınımdasınız. Karşıdan karşıya sizi göreyim de yanınıza gelip derdimi söyleyemeyeyim. Buna zulüm denmez mi? Ben ne kadar uğraşsam size karşı duyduklarımı söyleyemem! Halimi size şu maniler anlatsın. Ay doğar aşmak ister. Al yanak yaşmak ister Şu benim garip gönlüm. Yâre kavuşmak ister. Karanfil ezenim yok. Ezip de gezenim yok Yıkılsın böyle yerler. Salınıp gezenim yok Akardım çağlamazdım. Gülerdim ağlamazdım Şileydim ayrılık var. Sana bel bağlamazdım. Bu manilerin altına okla yaralı bir kalp resmi çizdikten sonra “Sizi seven Cemal” diye imzasını attı. Defterinden yazdığı sayfayı yırttı. Katladı. Biraz sonra kuyunun başında Zeliş’in söylediği yere ocağın aşı altına yerleştirdi.” 10. Orhan Kemal – Cemile Romanda anlatılanlar 1934’te Adana’da yoksul bir işçi mahallesinde geçmektedir. Bu insanların yaşam mücadeleleri, işçi işveren ilişkisi, işçilerden birinin kurduğu oyun sonucu olan ayaklanma ve bütün bunların içinde yeşeren bir aşk. Orhan Kemal’in hayatından birçok otobiyografik öğeler taşıyan bu romanda, eşi Nuriye Hanım’a olan aşkını ve onun çocuk yaşta sırtlandığı zorlukları Cemile’de romanlaştırmıştır. Eserini de “Tekmil hayatı ıstıraplarla geçmiş, yıllardır kahrımı çekmekten usanıp yorulmayan cefakar karıma…” ifadesiyle eşine ithaf etmişti. “Tam bu sırada elinde bir takım kaatlarla Cemile’nin katibi iplikhaneden içeri girdi. Kara kız – Aha, dedi, Aslı’nın Kerem’i… Aklıma da geldiydi ha.. Usta bir gıcık alıyor ki.. Koca göbekli usta da katibi görmüştü. Yüzü derhal asıldı, ağanın kulağına – Senin Numan Beyin adamı… dedi, saat başı burda.. Halbuki iplikhaneyle hiçbir alakası yok.. Eline bir iki kaat alır, dolaşır. Maksat kızlarla angaje etmek.. Ağayı karşıdan gören katip de şaşırmıştı. Geri dönmek istemiş, şüpheyi büsbütün çekeceği için vazgeçmişti. Ağanın yanından geçerken – Nirye gidiyon? diye ağa sordu. Katip durdu. Yeni tıraşlı yanakları kızardı. Saçları briyantinden ışıl ışıldı. – Sinyor Orlandonun raporlarını götürüyorum efendim! dedi. İplikhane ustası – İtalyan’ın saat dokuzdan önce gelmediğini kendisine daha dün söylemiştim!.. Katip şaşaladı. Ağa sertçe – Dün, söylemiş sana.. Katibin gözü Cemile’ye kaydı.. gözgöze geldiler. Verilecek kandırıcı bir cevabı yoktu. Bununla beraber, birşeyler söylemeliydi herhalde. Gözü tekrar kıza gitti. Bu sırada ağa – Hadi bakalım, dedi, yallah! Burası angace yeri deel! Mahvolduğunu sanan katip döndü, birbirine dolaşan bacaklarıyla, çıktı gitti. Usta – Gece demez gündüz demez, burda! Yan gözle Cemile’ye baktıktan sonra – Ne hikmetse, diye tamamladı. Ağa aldırış etmemişti, tekrar Cemile’nin yanına sokuldu. Cemile’yse hırsından titriyor, yaşaran gözlerini saklamak için başını eğdikçe eğiyordu.” 11. Yaşar Kemal – Ağrı Dağı Efsanesi Yaşar Kemal bir aşk destanı olan Ağrı Dağı Efsanesi’nde “Benim çabam bu romanda destan atmosferini çağdaş romanda denemekti” der. Ağrı Dağı Efsanesi romanının halk anlatıları ile olan ilişkisi romanın adı ile başlar. Roman insan ile var olan bir tür olmasına rağmen burada aşk teması etrafında bir efsane ve bir dağ romanın merkezine oturtulmuştur. Roman Ağrı Dağı’nda bulunan dağ köylerinden birinde yaşayan Ahmet ve o dönemde oranın yöneticisi olan Mahmut Han’ın kızı Gülbahar arasındaki aşkı ve bu sevdalıların kavuşmak için yaşadıklarını anlatır. “Karanlık, ağır tortunun içinden bir süre fısıltılar geldi, sonra her şey derin bir sessizliğe gömüldü. Gülbahar’ın yüreği küt küt atıyor, zindanın soğuk kayalığında yankılanır gibi oluyordu. Ya da Gülbahara öyle geliyordu. Bekliyor, kimse, gelmiyordu. Bekledikçe coşkusu artıyor, yüreği daha çok, vurulmuş bir kuş yüreği gibi çırpınıyordu. Gülbahar’ın bu hali aşağıdan, tortudan bir karartı upuzun ayağa kalkıp yürüyünceye kadar sürdü. Kız yürüyüp gelen karartıyı görünce bir hoş oldu. Eli ayağı çözüldü, başı döndü, duvara tutunmasa düşecekti. Ahmedin soluğunu yüzünde duyunca birden kendine geldi. İkisi de bir süre öyle durdular kaldılar. Hiç birisi konuşamıyordu. Önce Ahmet Gülbahar, dedi, sen misin? Gülbahar Benim, dedi duyulur duyulmaz. Sanki çok eski zamanlardan beri dosttular, sevgiliydiler, candılar. İkisini de bir sevgi bulutu sardı. Sıcak, güzel, dost… Bütün zindana dağıldı bu sevgi. Ve zindanda bir sürü kınalı keklik vardı. Nerden bulmuşsa bulmuştu. Keklikler gece yarısı, sabaha karşı, dal öğlen, ne zaman olursa olsun keyiflenince ötüyorlardı. Aşağıda tortunun içinden bir keklik sesi geldi. Gülbaharı bu beklemediği ses irkiltti. Elini uzattı, Ahmedin elini tuttu, merdivenlerden yukarıya çıktılar, zindanın kulesinin oraya vardılar. Ovadan yanaydı kule. İki adım öteleri ucu bucağı belirsiz, derin uçurumdu. Uzaklarda yıldızlar, ova, incecik kalmış tepelerin üstüne bir ulu karanlık, Ağrının gölgesi çökmüştü. Ağrının üstünde çok eski, bir yanı silinip körlenmiş, donuk bir ay asılmış duruyordu. Az sonra ayın üstünü kapkara bir bulut örttü. Gülbahar Ahmedin elini bırakmamıştı. Gittikçe elleri yanıyordu.” 12. Halide Edip Adıvar – Kalp Ağrısı Selim İleri “Bu romanda, Milli Mücadele yıllarının derin izlerini art planda yakalarız. Öndeyse, bir avuç aydın insanın kalp ağrıları bütün şiddetiyle sürüp gider. Ateşten Gömlek’in, Vurun Kahpeye’nin yazarı şimdi bireysel sorunlara eğilmekte, dönemi için çok incelikli ruh çözümlemeleriyle bu sorunları irdelemektedir. Kalp Ağrısı’nın bir başka özelliği, Halide Edip’in son tutuklu aşk romanı olmasıdır. Yazar, aşk üzerine söyleyeceklerinin tümünü, sanki bu sızılı eserde söylemiş; sonra bir aşk kırgını gibi susmayı tercih etmiştir. Edebiyatımızın en güzel, en anlamlı gönül acısı romanlarından biri.” diyor. İlk kez 1924 yılında yayımlanan Kalp Ağrısı adlı eserinde Adıvar, 1900’lü yılların İstanbul’unu da eserinin merkezine yerleştirmiştir. “Çıplak kolumu kaldırdım, elimi başımdan öteye, arkaya uzattım. Ve mahmuz şakırtısıyla birisi hemen geldi, elimi tutacak zannettim, sonra birdenbire rahatsız edici bir sükût ârız oldu, hep birden sustuk. O dakikaya kadar saklambaç oynayan iki çocuk kadar çılgın ve manâsız bir sevinçle birbirimizi arıyorduk, ikimiz de henüz birbirimizi görmemiştik. Fakat bu görmeden, konuşmadan çok taze ve tatlı bir haz alıyorduk. Bundan daha manâsız ve çocukça bir şey olamazdı ve sırf bu manâsızlık içinde iki yaramaz çocuk gibi mesuttuk.” Kaynak Bir Aşk Romanı Huzur – Bilal Kırımlı, Halit Ziya Uşaklıgil – Elif Emine Özer, Mehmet Rauf, Eylül ve İmkansız Aşkın Ateşi, Reşat Nuri Güntekin – Dudaktan Kalbe, Masumiyet Müzesi’nde Modernizm Gelenek Algısı
Dürüst olayım tarihi roman okumak çok kolay değildir. Kendini kitabın akışına kaptırman, anlatılanları zihninde canlandırman ve en önemlisi olay örgüsünü kaçırmaman gerekir. Buna rağmen tarihi romanlar, roman türünün en ilgi çekici türlerinden biridir. Tarihi roman okumayı seviyorsun ama hangi kitapları okuman gerektiği konusunda kararsız mısın? Bu liste doğru eserleri bulmana yardımcı olacaktır. Tarihi roman denildiğinde akla ilk gelen eserlerden birisi olan ve büyük beğeni toplamış kitaplarla bu listede buluşabilirsin. 1. Bozkurtlar Bozkurtlar tarihi roman denildiğinde akıllara ilk gelen yerli eserlerden birisidir. Milliyetçi hatta aşırı milliyetçi yapısıyla bilinen bir yazarın elinden çıkmış olması seni şaşırtmamalıdır. Okuyacağın hikaye İkinci Göktürk Devleti’nin kuruluşunu anlatır. Anlatılan hikaye oldukça akıcıdır. Bir bakıma hiçbir pürüz olmadan hikayeyi okuyarak yaşama fırsatını elde edersin. Yazarın ideolojik iddiası sebebiyle kendi milletini bol bol yüceltmesi ama o dönem düşman olan Çinlileri bolca yermesi rahatsız edici gelebilir. 2. Göremediğimiz Tüm Işıklar Göremediğimiz Tüm Işıklar, 1944 yılının Ağustos ayında Alman işgali altındaki Fransız kasabası Saint-Malo’nun bombalanması sırasında yaşamları kesişen üç karakterin hikayesini anlatır. Marie-Laure, babası Daniel’in bir müzede çilingir olarak çalıştığı Paris’te büyür. Marie-Laure genç bir kızken kör olur. Ancak babası bir model oluşturarak mahallede bağımsız olarak gezinmeyi ona öğretir. 1940 yılında Paris işgal edilince Saint-Malo’ya kaçarlar. Daniel kaçarken müzenin en nadide parçalarından biri olan elması beraberinde getirir. 3. Duyguların Rengi Duyguların Rengi, Jackson Mississippi’de yaşayan üç kadına odaklanır. Leefolt ailesi içi dadı olarak çalışan Aibileen, açık sözlü bir hizmetçi olan Minny ve üniversiteden yeni mezun olmuş Skeeter. Sketeer, güneyli olan beyazların boğucu sınırlarının dışına çıkaracak bir kariyer peşindedir. Skeeter ırkla ilgili tutumları değiştirmeyi kafaya koymuştur. Tehlikeli bir yeni proje başlatır. Beyaz bir aile için siyahi bir hizmetçi olarak çalışmanın nasıl bir şey olduğunu anlatacaktır. Aibileen ve Minny başlangıçta bu fikre şüpheyle yaklaşsalar bile sonradan sıcak bakmaya başlarlar. 4. Bülbül Bülbül, İkinci Dünya Savaşı sırasında hayatta kalmaya çalışan iki kız kardeş hakkındadır. Bir kız kardeş Fransa saflarında çatışmaya meyilliyken, diğer kardeş sadece ailesiyle birlikte hayatta kalmanın peşindedir. Her iki kız kardeş savaş ilerledikçe neler yapabileceklerini öğrenmeye başlarlar. Kitap kanserden ölen yaşlı bir kadının varlığını anlatarak başlar. Oğlu bir huzurevine taşınmasına yardımcı olur. Oğlu ona yardım ederken, Juliette Gervaise adında bir kadının fotoğrafını görür ve annesine kim olduğunu sorar. Yaşlı kadın birden Vianne ve Isabelle’in hikayesini hatırlar. 5. Suskunlar Suskunlar tarihi romanlar arasında en farklı olan yapıtlardan birisidir. Bu yapıtı özel kılan dilinin, tarihi altyapısının ve kurgusunun eşsiz güzellikte olmasıdır. Birbirinden farklı kahramanları olan kitabın içerisinde yolculuk etmek seni bugünden alıp eskilere ama çok eskilere götürecektir. Bu kitabı özel kılan anlatılanları tek tak sana yaşatmasıdır. Belki her şey yazılı olabilir ve sen gözlerinle onları okuyor olabilirsin ama zihninde her birini yaşayacağından şüphen olmamalıdır. Kendi kültürümüzden bir roman okumak istiyorsan ilk sıralarda mutlaka bu kitaba yer vermelisin. 6. Bülbülü Öldürmek Bülbülü Öldürmek, neredeyse her zaman takma adıyla anılan genç bir kız tarafından anlatılan bir hikayeye sahiptir. Scout Finch için en büyük zorluk hayatı anlamaktır. Çünkü ne yapsa başarılı olamaz. Tam şansının yaver gittiğini düşündüğü anda kötülüklerle karşı karşıya kalır. Kötülük insanlığın doğasına hakim durumdadır. Zaman hızlıca akıp geçerken Finch insanlara ve insanlığa olan inancını kaybetmeye başlar. Artık her şeyden umudunu kesmesi an meselesidir. Buna rağmen insanlık adına direnmeye devam eder. 7. Gri Gölgeler Arasında Gri Gölgeler Arasında, 1941 yılının 14 Haziran günü Litvanya’da Lina Vilkas’ın kuzeni Joana’ya bir mektup yazdığı yerle başlar. NKVD İçişleri Halk Komiserliği kapıyı çalıp Lina, küçük kardeşi Jonas ve annesi Elana’ya eşyalarını toplayıp evden çıkmalarını söyleyince ailenin tadı kaçar. Memurlar Elana’ya çantalarını toplaması için 20 dakika verir. Lina bu sırada tutuklandıklarını anlarlar. Ailenin babası Kostas ortalarda yoktur. Lina aceleyle toparlanırken bir yandan babasının başına gelecekleri düşünerek üzülmeye başlar. 8. Şah ve Sultan Şah ve Sultan, adından anlaşılabileceği gibi Osmanlı sultanı Yavuz Sultan Selim ile Safevi şahı Şah İsmail arasında geçen olayları anlatır. Her şey her iki hükümdarın çocukluğundan başlayarak anlatılır ve ikili arasında gerçekleşecek tek meydan muharebesine kadar getirilir. Yavuz Sultan Selim hem saha hem de askeri avantaj ile Şah İsmail’e karşı kazandığı Çaldıran Savaşı ile onu ortadan kaldırmayı başarır. Fakat bu ikilinin ilk buluşması değildir. Çünkü Sultan Selim, casusluk yaparak Şah İsmail’in sarayına kadar girip onunla satranç oynamayı başarmış biridir. 9. Denizin Tuzu Denizin Tuzu, farklı milletlerden dört genç anlatıcının savaş deneyimini anlatır. On beş yaşındaki Polonyalı yetim Emilia, Doğu Prusyalı restorasyon sanatçısı Florian’ı takip eder. Onu bir Rus askerinden kurtardıktan sonra onu şövalyesi olarak görür. İkili bir grup mülteciyle seyahat eden Litvanyalı hemşire Joana ile karşılaşır. Hepsi mülteci gemilerine güvenli bir şekilde binerek Batı Almanya’ya gitmeye çalışıyorlar. Gittikleri limanda beceriksiz ve tam anlamıyla nefret dolu bir Nazi denizcisi ile karşılaşacaklardır. 10. Uçurtma Avcısı Uçurtma Avcısı, Emir ve Hasan adında iki çocuğun hikayesini anlatır. Emir ve Hasan iki yakın arkadaştırlar. İkisi birden bir uçurtma turnuvasına katılırlar. Emir turnuvayı kazanır, Hasan ise düşen uçurtmayı almak için harekete geçer. Biraz uzakta Hasan üç çocuk tarafından sıkıştırılır. Çocuklardan birisi ona tecavüz eder. Emir olup bitenleri görür ama hiçbir şey yapmaz. Hasan geri döndüğünde hiçbir şeyi görmemiş gibi davranır. O andan itibaren ikisinden birinin yaşadıkları yeri terk etmesi gerektiğini düşünürler. 11. Şu Çılgın Türkler Şu Çılgın Türkler, Kurtuluş Savaşı ile ilgili yüzlerce farklı kaynaktan derlenmiş olan bilgileri okuyucuya roman tadında sunar. Başlangıç kısmı 1914 ile 1921 tarihlerini kapsar. Bu sırada yaşanmış olan tarihsel olaylara değinilir. İkinci bölüm Yunanlıların gerçekleştirdiği büyük taarruzu konu alarak Kütahya, Eskişehir ve Sakarya mevzilerinde yaşananları konu alır. Üçüncü bölüm ise Türkler tarafından gerçekleştirilen büyük taarruz ve sonuçları ele alınır. 12. Moskova’da Bir Beyefendi Moskova’da Bir Beyefendi, bir Rus aristokrat olan Alexander Rostov’un hikayesini anlatır. 1917 Bolşevik Devrimi’nin ardından tutuklanır ve ömür boyu hapse mahkum edilir. Cezasını Moskova Metropol Oteli’nde çekecektir. Başlangıçta oldukça lüks sayılabilecek bir odaya yerleştirilir. Daha sonra ise çok daha küçük olan bir odaya taşınır. Yeni rejim altında Alexander oldukça sıkıntılı günler geçirir. Sonra oteli keşfetmeyi seven küçük kız Nina ile tanışır. Bu tanışmanın ardından hayatı neredeyse tamamen değişir. 13. Kökler Kökler tarihi roman denildiği zaman Amerikalıların ilk aklına gelen eserlerdendir. Hatta onlar için bir klasik niteliğini taşır çünkü bu yapıt bir Amerikan ailesinin efsaneye yakın hikayesini anlatır. Üstelik eser köleliğin tarihsel sürecini de yansıtan son derece kapsamlı bir yapıttır. Bu kitabı önemli kılan bir diğer durum ise anlatılan hikayenin yazarın kendi geçmişine ait olmasıdır. Yazar yıllar boyunca çabalayarak kendi ailesinin ve jenerasyonunun geçmişini bulmuştur. Bulmakla yetinmemiş ve bunu bir kitap haline getirip okuyucularla paylaşmıştır. 14. Puslu Kıtalar Atlası Puslu Kıtalar Atlası, bir anlamda kara para ile sonsuzluğa ulaşmaya çalışan birisi olan Efendi Ebrehe ile evini terk ettikten sonra hayatta kalabilmek için türlü mücadelelere atılmak zorunda kalan Bünyamin arasında yaşananları konu alır. Savaşta büyük bir yara alan Bünyamin’in yüzü olduğu gibi değişmiştir. Babasından kalma kitapla maceradan maceraya atılır. Sonunda soluğu bir grup dilencinin içerisinde alır. Dilencilerin hedefi efendileri Ebrehe’nin buyruğu üzerine Bünyamin’de yer alan kara parayı ele geçirmektir. 15. Şogun Şogun Japon kültürünü okuyucusunun ayağına getiren mükemmel bir tarihi roman serisinin ilk kitabıdır. Cesur bir İngiliz maceracının, yenilmez bir savaş lordunun ve iki aşkın arasında kalmış güzeller güzelli bir kadının yer aldığı bir hikayedir. Çatışma, hırs ve tutku romanın genel hatlarıdır. Bu hikaye bir yabancının yabancı topraklarda başından geçenleri anlatır. Bundan yıllar önce yayınlanmış olmasına rağmen hala tarihi roman denildiğinde akıllara gelen eserler arasında yer alır. Çünkü büyük bir serinin başlangıcını yapan eserdir. 16. Kitap Hırsızı Kitap Hırsızı tarihi roman olarak bilinen bir eserdir ama biraz daha modern dönemi konu alır. İkinci Dünya Savaşı gibi tarihin en yıkıcı savaşlarından birisinin yaşandığı dönemi anlatır. Henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen büyük travmalara göğüs germek zorunda kalan bir kızın hikayesidir. Bu kitabı diğer kitaplardan ayıran ufak bir ayrıntı vardır. Bu kitap sayfaları hızlıca çevrilebilen eserlerden değildir. Çok fazla detay vardır ve bu detayların hepsi hikayede belirli öneme sahiptirler. Okurken hafızanı zorlayabilecek bir tarihi roman arıyorsan bu kitabı okumalısın. 17. Nehir Kuşlarının Şarkısı Nehir Kuşlarının Şarkısı, 1939 yılının Memphis’inde başlar. On iki yaşındaki Rill Foss, dört küçük kardeşi ve ebevenyleri ile nehrin üzerindeki bir gecekondu teknesinde yaşarlar. Bir ikizlere hamile olan Queenie doğuma başlar. Komplikasyon yaşandığı için hastaneye götürülmesi gerekir. Bu sırada gecekondudan Rill sorumlu bırakılır. Fakat kısa süre sonra polisler gecekonduya gelirler ve geride kalanları tutuklarlar. Çocuklar üç zalim kadın tarafından yönetilen yetimhaneye getirilirler. Çok geçmeden çocuklar anne ve babalarını bir daha göremeyeceklerini anlarlar. 18. Veda Veda, 1920 yıllarında İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiş İstanbul’da Osmanlıların son maliye nazırlarından Ahmet Reşat Paşa’nın konağında yaşananları anlatır. Ahmet Reşat Paşa, eşi, iki kızı ve konak çalışanlarıyla birlikte yaşayan biridir. Konağın çatı katında ise Ahmet Reşat Paşa’nın yeğeni Sarıkamış gazisi Kemal hasta olarak yatıyordur. Bakımıyla ise konakta yaşayan Mehbare ilgileniyordur. Çok geçmeden ikili arasında bir aşk filizlenir. Mehbare, Kemal’den hamile kalır. 19. Leylak Kızlar Leylak Kızlar, ilk kahramanı Caroline Ferriday’in bakış açısıyla II. Dünya Savaşı’nın başında başlar. Caroline, Kasia ve Herta isimli üç kahramanın bakış açısıyla tüm olaylar anlatılır. Fransız Konsolosluuğunun bir çalışanı olan Caroline, Manhattan’da annesiyle birlikte yaşar. Bu sıralarda Adolf Hitler, Lilac Girls’ün ikinci kahramanı Kasia’nın ailesiyle birlikte yaşadığı Polonya’yı işgal eder. 16 yaşında olan Kasia ise aşk ve okul ile ilgilenmekten çok meşguldür. Diğer yandan üçüncü kız olan Herta ise tam anlamıyla Alman iktidarına tapan biridir. 20. Bin Muhteşem Güneş Mariam, annesi Nana ile birlikte şehrin dışındaki küçük bir kulübede yaşayan genç bir kızdır. Nana bir süre Mariam’ın babası Jalil için bir hizmetçi olarak çalışmıştır. Jalil, Nana hamile kaldıktan sonra onu şehrin dışına gönderir. Mariam bir gün babasından onu sinemaya götürmesini ister fakat Jalil söz vermesine rağmen gelmez. Mariam onun evinin önüne gelerek beklemeye başlar ama yine onu göremez. Jalil’in şoförü onu evine geri götürdüğünde ise Mariam annesinin kendini asmış bir biçimde bulur. 21. Yalnız Ağaçların Şarkısı Yalnız Ağaçların Şarkısı, 1700’lü yıllarda Maame adlı bir Asante kadının soyundan gelenlerin yaşadıklarını anlatır. Maame’nin bir Fante köyünde köleleştirilmişken bir kızı ve Asanteland’a kaçtıktan sonra başka bir kızı olmuştur. Fakat kızları asla birbiriyle buluşmazlar. Birbiriyle hiç buluşmayan kızlardan ilk kız Effia, İngilizce köle ticaretinin bir parçası olarak Afrika’ya gelen beyaz bir adamla evlidir. Maame’nin ikinci kızı olan Esi ise Amerika Birleşik Devletleri’nde bir köle olarak pazarlanıp satılmıştır. 22. Exodus Exodus tarihi roman denildiğinde akla gelen ilk eserlerden birisi olmasa bile Orta Doğu denildiğinde akıllara gelen ilk romanlardan birisidir. Modern dönemin coğrafi anlamda en önemli olaylarından birisini anlatır. Bir hemşire ile İsrailli bir özgürlük savaşçısının hikayesini anlatan bir yapıttır. Modern sayılabilecek bir dönemin en önemli olaylarından birisi İsrail devletinin kurulmuş olmasıdır. Bu kuruluş döneminde yaşananlar, yaşananlara yönelik anlatılanlar, gerçekler ve uydurulanlar boldur. Bu kitap gerçek ve uydurma arasında sıkışıp kalmış bir yapıyla o dönem olan biteni anlatmaya çalışır. 23. Bir Katedralin Öyküsü Bir Katedralin Öyküsü okuyucusunu alıp feodal İngiltere dönemine götüren başarılı bir tarihi romandır. Güçlü betimlemeleri ile o dönemi yansıtmayı başarır. Bununla birlikte okuyucusuna o dönemi yaşatan bu eser, karakterler üzerinden her pek çok şeyin yaşanmasına vesile olur. Bu eseri okumak uzun sürer yani bir çırpıda bitirilebilecek bir eser değildir. Genel olarak okuyucuların kalın kitaplara yaklaşımı pek sıcak olmaz ama bir istisna gereklidir. Bu roman sayesinde bir dönemin İngiltere’sine yolculuk ederek bir katedralin etrafında dönen olaylara tanıklık edebilirsin. 24. Rüzgar Gibi Geçti Rüzgar Gibi Geçti tarihi roman olmasına rağmen asla unutulmayan aşk romanları arasında da kendisine yer bulur. Bu eser, Amerikan İç Savaşı döneminde geçen bir aşk hikayesini konu alır. Akıcı olduğundan kitabın ilk birkaç sayfasını okuduktan sonra tamamen bittiğini görürsün. Bu kitabın filme aktarıldığını belirtmeliyim yani belki defalarca izlemiş bile olabilirsin. Ancak kitabın dokusu çok daha farklıdır. Hikaye karakterler üzerinden ilerlediği için her karakterin duygu ve düşüncelerini anlamlandırıp hissetmek için sunulan boşluklardan yararlanarak okumak gerekir. 25. Yaban Yaban, Ahmet Celal adındaki birinin bir köyde yaşadıklarını ve bunlardan yaptığı çıkarımları anlatılır. Ahmet Celal, Kurtuluş Savaşı döneminde Eskişehir’in Porsuk Çayı yakınlarında yer alan bir köye İstanbul’dan birisidir. Ahmet Celal, Çanakkale’de kolunu kaybettikten sonra hizmet eri olan Mehmet Ali’nin köyüne yerleşir. Köyde yaşadığı sorunları yenmek için çaba gösterir. Aydın kimliği nedeniyle köylüler tarafından dışlanmıştır. Onun üzerinden köylüler ile aydın kesim arasındaki farklılık resmedilmiştir. 26. Son Krallık Son Krallık, 866 yılıyla açılış yapar. On yaşında bir çocuk ve bir asilzadenin oğlu olan Uhtred, babasının öldürüldüğü aynı savaşta esir düşer. Onu esir alan Danimarkalı bir reis olan Earl Ragnar, çocuğu kendi çocuğu gibi büyütür ve ona bütün Viking savaş yöntemlerini öğretir. İngilizlere yönelik baskınlarda ve kanlı katliamlarda yer alması beklenen genç adam, baba gibi sevdiği savaşı Ragnar ile dindarlığı ile onu savaştan soğutan Alfred arasında ikilemde kalır. Uhtred’in gerçek bağlılığını keşfetmesi için büyük meydan okumalara ihtiyaç vardır. 27. Ben, Claudius Ben, Claudius tarihi roman alanının en önemli kitaplarından birisidir. Bundan yüzyıllar önce yaşamış olan Roma İmparatoru Claudius’un otobiyografisi üzerinden kurgulanarak yazılmıştır. Eser, ilk bakışta güçsüz olduğu her halinden anlaşılan bir insanın imparatorluğa uzanan hikayesini konu alır. Zayıf bir adamın etrafındakiler tarafından hor görülmesiyle başlayan bir serüveni okursun. Bu serüvende bolca entrika, bolca ölüm ve bolca iktidar mücadelesi vardır. Akademide iyi derece yapan bir isim etrafındaki her şeyi en ince ayrıntısına kadar görebildiği için hayatta kalıp mücadele eder. 28. Devlerin Düşüşü Devlerin Düşüşü bir tarihi roman olarak ön plana çıkar. Birbirinden bağımsız gibi görünse bile üç önemli dönemi kapsayan bir yapıttır. Benzer şekilde, birbiriyle bağımsız gibi görünen birkaç ailenin, yaşadıkları bölge farklı olsa bile sonunda yollarının kesişeceği bir hikayesi vardır. Kitabın hikayesi son derece eğlencelidir. Eğlenceli dediğim, okuması keyiflidir ve okuyucusunun iyi vakit geçirmesine yardımcı olur. Karakterlerin yaşantılarının içerisinde kendinden birer parça bulabilmen mümkündür. Bu sayede kitaba ısınmak çok uzun sürmez ve eser başladığı gibi biter. 29. Ciğerdelen Ciğerdelen tarihi roman denildiği zaman pek çokları tarafından örnek gösterilen bir yerli yapıttır. Eser, muhafazakar bir bakış açısıyla Osmanlı Devleti döneminin bir kısmına ışık tutar. Yansıttığı bu ışığın doğrultusunda ilgili dönemde geçen hüzünlü bir hikayeyi konu alır. Kitaba yöneltilen olumsuz eleştiriler yoğunlukla Türk milletini övmeye dayalı bir eser olduğu yönündedir. Gerçekte olan ise böyle bir şey değildir. Kafanda oluşan modern dönem muhafazakar bakış açısını bir kenara bırakarak okumayı başarırsan bu romandan büyük keyif alabilirsin. 30. Rüzgarın Gölgesi Rüzgarın Gölgesi gizemli yapısıyla dikkat çeken bir tarihi romandır. Bir çocuğun savaş sonrası gizli kalmış sırlar ve gölgeler arasındaki maceralarını anlatır. Henüz şehir savaştan yeni çıkmıştır ve bir çocuk annesinin yüzünü dahi hatırlamazken babasının himayesinde yaşamanı sürdürür. Daniel Sempere babası tarafından Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı’na götürülür. Burası unutulmuş kitapların yer aldığı gizli bir yerdir. Daniel burada bir kitap seçer ve bu kitap hayatını değiştirmeye aday olur. Kitapla ilgili yeni şeyler öğrenmek isterken hayatının değişeceğinin farkında değildir. 31. Gazap Kuşları Gazap Kuşları, Avustralya kırsalındaki rüyaları, mücadeleleri ve karanlık tutkuları konu alan bir tarihi romandır. Konusu itibariyle bir yasak aşkı içerir ve bunu destana dönüştürüp okuyucularına aktarır. Clearys sürekli yaşanan acılar ve kırılganlıklar aileyi parçalamak üzeredir. Tek istisna Meggie ve Baba Ralph de Bricassart adındaki perili papazdır. Bu ikili tüm sınırları aşarak ilişkilerini yaşam boyu sürdürme peşindedir. Tarihsel detaylarla bezenmiş olan güçlü bir aşk hikayesi okumak istiyorsan bu kitapta aradığını bulabilirsin. 32. Yabancı Yabancı seni alıp Britanya’ya götürecek sürükleyici bir tarihi romandır. Claire Randall bir savaş hemşiresi olarak görevini tamamladıktan sonra evine geri döner. Hayat onun için ikinci kez başlamak üzeredir. Bu başlangıç için ikinci kez balayına çıkar ama geçmişe yolculuk edeceğinden habersizdir. Tarihi bir yeri ziyaret ettiğinde dokunduğu bir taş onu geçmişe gönderir. Geldiği yer İngilizler ile İskoçlar arasında savaşın sürdüğü geçmiş yıllardır. Bir İskoç askerini iyileştirir. Buna rağmen Claire’in casus olduğunu düşünülür. Bu şüpheyi ortadan kaldırmak için iyileştirdiği askerle evlenmesidir. 33. Katherine Katherine, Katherine Roet’in hikayesini anlatır. Hikaye 1366-1396 yıllarında İngiltere’de geçer. Anne ve babasını kaybetmiş olan Katherine yaşlı ablası Philippa Roet’in himayesinde kalır. Ablası sarayda kraliçenin yanında görev aldığı için Katherine rahibeler tarafından yetiştirilmiştir. Katherine büyüdüğünde karşılaşacağı acımasızlıkların pek farkında değildir. Zorla gerçekleştirdiği evlilik kabusu olacaktır. Bir süre sonra sevdiği adamın yanında yer almayı başarsa bile John ile bir araya gelip evlenmesi için çok fazla engelin ortadan kalkması gerekir. 34. Devlet Ana Devlet Ana, Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarını anlatan en önemli romanlardan biridir. Devletin toplum yapısı ve adalet anlayışı gibi durumlara değinilmiştir. Kitap bölümlere ayrıldığı için tek bir hikayeden söz etmek mümkün değildir. Romanın ilk bölümünde beylikler, ikinci bölümünde Osman Bey’in liderliği, üçüncü bölümde Osman Bey’in Balkız’a duyduğu aşk yer alır. Yapıtın geri kalan kısımlarında bu olaylar sonrasındaki gelişmeler yer alır. Romanda anlatılanların büyük bir kısmı devletin kuruluşuyla bağlantılıdır. 35. Renklerden Moru Renklerden Moru, mektuplar üzerinden anlatılan bir hikayeye sahiptir. Celie sürekli Tanrı’ya mektuplar yazan biridir. Babası tarafından cinsel istismara maruz kalarak iki çocuğa sahip olmuştur. Çocukları elinden alınarak bir başkasıyla evlendirilmek zorunda kalmıştır. Celie, sözlü, fiziksel ve cinsel olarak birçok farklı erkek tarafından istismar edilir. Artık kendini değersiz görmeye başlar. Küçük kız kardeşi Nettie’yi diğerlerinden korumak için çabalar ama asıl çabası hayatta kalmaya çalışmaktır. 36. Kırmızı Çadır Kırmızı Çadır, Yakup peygamberin kızı Dina’nın hikayesini anlatır. İncil’deki hikayesine göre Dina bir Mısır prensi tarafından tecavüze uğramıştır. Dina’nın kardeşleri Şimon ve Levi intikam uğruna şehirdeki tüm insanları öldürmüştür. Romanın hikayesi Dinan’ın annelerinin hikayesiyle başlar. Dina, dört annesinden biri olan Leah’ın kızı olarak dünyaya gelir. Rahel tarafından bakıldığı için onun oğlu Yusuf ile yakınlaşır. Ailesi Kenan’a göç etmek istediğinde ilk büyük macerasına atılmak üzeredir. 37. Sarah’nın Anahtarı Sarah’nın Anahtarı, 1942 yılında Paris’te polisler tarafından Yahudi olduğu için tutuklanan Sarah Starzynski’nin hikayesini anlatır. Ailesiyle birlikte ilk durakları önce geçici bir toplama kampı ardından Auschwitz’teki toplama kampı olacaktır. Burada ölümü beklemeye koyulacaklardır. Sarah tutuldukları kamptan kaçmayı başarır. Rachel ile birlikte bir çiftliğe sığınırlar. Çok geçmeden yeniden yakalanırlar. Rachel götürülür ama Sarah iki yaşlı çift tarafından evlatlık edinilerek hayatını kurtarır. Bir gazeteci olan Julia yıllar önce yaşanmış bu olayın ardındaki sırrı aralamak için çabalar. 38. Bir Geyşa’nın Anıları Bir Geyşa’nın Anıları asıl adı Chiyo olan ama geyşa olduktan sonra Sayuri adını alan bir kadının hikayesini anlatır. Chiyo’nun annesi oldukça hastadır ve babası tek başına kaldığında ne yapacağını düşünür. Babası onu bu durumdan kurtaracak teklifi kabul eder ama sonucunda ne olacağını bilemez. Chiyo bir süre sonra Nitta Sayuri adını alır ve sadakat ile gizli aşk arasındaki çatışmanın merkezide kalır. Kendisiyle rakip olan biriyle mücadele etmesi gerekirken aynı zamanda hizmetinde olduğu kişiyi mutlu etmelidir. Hayatın tüm bu karmaşayı aynı anda kabul etmesinin bir yolu yoktur. 39. Üç Silahşor Üç Silahşor esasında Kral 13. Louis, Kraliçe Anne, Kardinal Richelieu ve Buckhingam Dükü arasında gelişen olayları konu alır. Hikayenin merkezinde bir silahşor olmayı isteyen d’Artagnan vardır. Bu göreve layık görebilmesi için Kaptan Monsieur de Treville ondan becerilerini ispat etmesini ister. Kraliçe Anne hayatının en büyük hatasını yapıp iki elmas künyeyi Buckingam’ın düküne verir. Dük kendi ülkesine döndüğünde onu geri almanın tek yolu silahşor takımına güvenmektir. Aramis, Athos, Porthos ve d’Artagnan bu gizli görev için görevlendirilir. 40. Yüzyıllık Yalnızlık Yüzyıllık Yalnızlık Buendia ailesinin hikayesini anlatır. Yaşanan tüm olaylar bir hayal ürünü olan Macondo kasabasında geçer. Romanın ilk kısmında Jose Arcadio Buendia, eşi Ursula ve Macondo’ya sürekli icatlar getiren Melquiades’in hikayesine yer verilir. Hayatın eski hali ile yeni hali arasındaki farklılık bir mücadeledir. Geleneksel ve modern arasındaki çatışmanın her birisi yeni şeyler öğretir. Buendia ailesi çöküşün kıyısına kadar geldiğinde geçmişin, şimdiki zamanın ve geleceğin ayrılmazlığı kendini gösterir.
Türk ve Dünya Edebiyatı'nın önemli 10 tarihi romanı. Edebiyatta roman her zaman en çok okunan türlerin başında gelmiştir. Romanlar aşk, psikolojik, politik, tarihi gibi belli alanlara yayılır. Yayımlandıkları tarihten bügüne kadar çok okunan tarihi romanlar işledikleri konu itibariyle kitapseverler tarafından ilgiyle karşılanmıştı. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu dönemini ele alan romanların çok olması, bu devletin öneminden ileri gelmektedir. Öte yandan İkinci Dünya Savaşı'nı konu edinen yazar, İlya Ehrenburg'un Paris Düşerken romanı, çok okunan ve bilinen yapıtların başında gelmektedir. Okuma listemizde Türk yazarların da eserleri yer alıyor. Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazar Orhan Pamuk Benim Adım Kırmızı ile listede yerini alırken, bunu İskender Pala, İhsan Oktay Anar, Gürsel Korat, Nahir Sırrı Örik gibi edebiyatçıların romanları eşlik ediyor. Dünya Edebiyatı'nda ise İtalyan yazar Umberto Eco'nun Gülün Adı romanı öne çıkanlardan. Beri yandan Lübnanlı yazar Amin Maalouf'un çok satan romanı Semerkant ise listede yer alan bir diğer önemli tarihi roman. ORHAN PAMUK - BENİM ADIM KIRMIZI Orhan Pamuk'un "en renkli ve en iyimser romanım" dediği Benim Adım Kırmızı, 1591 yılında İstanbul'da karlı dokuz kış gününde geçiyor. Yazar Orhan Pamuk Yayınevi Yapı Kredi Yayınları Dili Türkçe Syf 552 Kitabı satın almak için linki tıklayın D&R UMBERTO ECO - GÜLÜN ADI İtalyan Umberto Eco'nun bu ilk romanı, 1980'de İtalya'da ilk yayımlanışından bu yana sayısız basım yaptı ve dünyanın pek çok diline çevrildi. Yazar Umberto Eco Yayınevi Can Yayınları Çeviren Şadan Karadeniz Baskı yılı 2016 Syf 605 Kitabı satın almak için linki tıklayın İdefix İHSAN OKTAY ANAR - SUSKUNLAR Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de "suskunlar"dan biri olacaksınız… Yazar İhsan Oktay Anar Yayınevi İletişim Yayınları Baskı yılı 2011 Dili Türkçe Syf 269 Kitabı satın almak için linki tıklayın İdefix GÜRSEL KORAT - RÜYA KÖRÜ Zamanın sahibi yok...Geçmiş, gelecek ve şimdi'ye dair bir roman Rüya Körü Yazar Rüya Körü Yayınevi Yapı Kredi Yayınları Dili Türkçe Baskı yılı 2015 Syf 220 Kitabı satın almak için linki tıklayın İdefix NAHİD SIRRI ORİK - SULTAN HAMİD DÜŞERKEN Nahid Sırrı Örik'in, "31 Mart Vakası" olarak anılan tarihi olay etrafında, Sultan Hamid ile İttihat Terakki arasındaki iktidar savaşını, merkezinde tutkulu bir kadın kahramanın yer aldığı sürükleyici bir macera ve kendine özgü "zehirli" bir dille anlattığı Sultan Hamid Düşerken adlı romanı. Yazar Nahid Sırrı Örik Yayınevi Oğlak Yayıncılık Baskı yılı 2013 Dili Türkçe Syf 272 Kitabı satın almak için linki tıklayın İdefix AMIN MAALOUF - SEMERKANT Bir elyazmasının yazılışının ve yüzlerce yıl sonra okunurken onun ve İran'ın tarihinin de okunuşunun öyküsü... Yazar Amin Maalouf Yayınevi Yapı Kredi Yayınları Çeviren Ali Berktay Baskı yılı 2016 Syf 256 İSKENDER PALA - ŞAH & SULTAN Masal kadar gerçek. Büyüleyici olduğu kadar umut verici. Şah&Sultan her cümlesi aşkla okunacak bir kitap. İskender Pala'dan... Yazar İskender Pala Yayınevi Kaoı Yayınları Baskı yılı 2016 Dili Türkçe Syf 400 Kitabı satın almak için linki tıklayın D&R CHRISTIAN JACQ - RAMSES - IŞIĞIN YOLU Christian Jaco'nun çok okunan romanı. Yazar Christian Jaco Yayınevi Remzi Kitabevi Çeviren A. Rıza Yalt Syf 350 Kitabı satın almak için linki tıklayın Kitap Yurdu ANN CHAMBERLIN - SAFİYE SULTAN Bu üç ciltlik romandaki karakterlerin büyük bir bölümü gerçek kişiler, tabii olaylar da öyle. Chamberlin bize Osmanlı tarihinin önemli bir geçiş dönemini bir hadımın ağzından yazmayı tercih etmiş, Yazar Ann Chamberlin Yayınevi İnkılap Yayınevi Çeviren Solmaz Kamuran Baskı yılı 2010 Syf 400 Kitabı satın almak için linki tıklayın İdefix ILYA EHRENBURG - PARİS DÜŞERKEN Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga'dan oluşan nehir roman, 20. yüzyılın en hareketli dönemini tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle tasvir eden dev bir eserdir. Yazar İlya Ehrenburg Yayınevi Evrensel Basım Yayın Çeviren Attila Tokatlı Baskı yılı 2016 Syf 656 Kitabı satın almak için linki tıklayın D&R Egül Tosun Kitap sayfası için iletişim
Okuyan herkese keşke bende böyle aşık olsam dedirtecek Türk ve Dünya edebiyatında en çok okunan aşk romanlarını bu yazımızda bir araya getirdik. Bilindiği gibi aşk edebiyatın en önemli temalarından biridir. Bu tarz aşk romanları çoğunlukla “romans” niteliği taşımaktadır. Fakat biz listemizde sizler için çoğunluğu ilk bakışta aşk romanı olarak nitelendirilmeyecek veya aşk teması olmakla birlikte ruhsal, toplumsal ve siyasal açıdan da büyük roman olarak değerlendirmenizi sağlayacak klasikleşmiş ya da modern klasik olarak bilinen yapıtlar arasından en iyileri seçmeye çalıştır. İyi okumalar dileriz. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski – Beyaz Geceler Dünya edebiyatının en çok okunan yazarlarından birisi olan Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, kaleme almış olduğu eserleri ile her dönemde çok satanlar listesinde yer almıştır. Yaşamış olduğu dönemde ve sonraki dönemlerde eserleri ile herkesi etkisi altına alan Dostoyevski, Beyaz Geceler adlı eserini ilk 1848 yılında yayınlamıştır. İlk eserlerinden birisi olan Beyaz Geceler adlı eserinde Dostoyevski, hayalperest bir adamın dört günlük aşkını kaleme almıştır. Mehmet Rauf – Eylül Mehmet Rauf’un ilk psikolojik roman olarak Türk tarihine geçen eseri Eylül’ü bir aşk romanı olarak da değerlendirmek mümkündür. Roman kişilerin ruhsal çözümlemeleri üzerine kurulmuş olup, kimi yazarlara göre yazarın yaşamından izler taşımaktadır. Mehmet Rauf, Eylül kitabında Aşk-ı Memnu’da olduğu gibi bir aşk üçgeni çerçevesinde, yasak ve imkansız aşk temalarını işlemiştir. Oktay Rifat – Bir Kadının Penceresinden Türk şiirinin ustaları arasında yer alan Oktay Rıfat, edebiyatın bu zamana kadar eser vermediği bir alanına Bir Kadının Penceresinden adlı romanı ile yaklaşıyor. Kendisiniz soluksuz okutan romanlaştırma ustalığı ile yazılan bu ilk romanında, ünlü ozan, Mart sonrasının gerilimli havasında evliliğini belirli bir aydınlar ortamında sürdürüp çocuklarını büyüten bir kadının genç bir devrimci ile aşkını anlatan en çok okunan aşk romanlarından biri olmayı başarmıştır. Vedat Türkali – Bir Gün Tek Başına Yazar bu eseri ile Milliyet Yayınları 1974 Roman ödülünü ve 1975 Orhan Kemal Roman Armağanını kazanmıştır. Bir Gün Tek Başına, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden önceki günlerde geçmektedir. Romanda aşk ve siyasal çalkantılar bir arada ele alınmıştır. Orhan Pamuk – Masumiyet Müzesi Nobel Ödüllü romancı Orhan Pamuk’un tek aşk romanı olan Masumiyet Müzesi, 1975 yılında bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen İstanbullu zengin çocuğu Kemal ile yoksul akrabası Füsun’un hikayesini anlatmaktadır. Hızı, hareketi, kahramanların ve olayların zenginliği, mizah duygusu ve insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüne sahip önemli bir eserdir. Masumiyet Müzesi’ni okurken, sadece aşk hakkında değil, arkadaşlık, cinsellik, evlilik, tutku, mutluluk ve aile hakkında da çoğu düşünce ve sorgulamaların zihninizde gerçekleştiğine şahit olacaksınız. Kazuo Ishiguro – Günden Kalanlar Kazuo Ishiguro’nun eşsiz tarzını en iyi ortaya koyduğu eserlerinden biri olan Günden Kalanlar ile güzel bir aşk romanı okuma keyfi yaşayacaksınız. Gabriel Garcia Marquez – Kolera Günlerinde Aşk Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez, Latin Amerika’da Gabo olarak tanınmaktadır. 20. Yüzyıl edebiyatının en önde gelen yazarlarından birisi olan Marquez, ayrıca 1972 yılında Neustadt Uluslararası Edebiyat Ödülüne layık görülmüştür. Kaleme almış olduğu Kolera Günlerinde Aşk eseri ile her dönemde okurlarının beğenisini kazanan Marquez, eserinde 19. Ve 20. Yüzyıl arasında geçen karşılıksız bir aşkın hikayesini anlatmıştır. Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna Sabahattin Ali’nin 1943 yılında yayımladığı Kürk Mantolu Madonna eseri, ilk olarak Hakikat gazetesinde 18 Aralık 1940, 8 Şubat 1941 yılları arasında Büyük Hikaye başlığı altında 48 bölüm olarak tefrike edilmiştir. Türk edebiyatının en çok okunan yapıtlarından biri konumunda olan romanda sıra dışı bir aşk hikayesi ele alınmıştır. Margaret Mitchell – Rüzgar Gibi Geçti Batı edebiyatının dünyaca ünlü tarihi romanı olan Rüzgar Gibi Geçti, Amerikan yazar Margaret Mitchell’ın 1936 yılında ilk basımı yapılmış eseridir. Kitap Amerikan iç savaşı döneminde geçtiğinden savaşın zorluklarına göğüs geren karakterlerin aşk, gurur ve hayat şartları örgüsü ile yazılan romantik bir eserdir. Roman ayrıca 20. Yüzyılın En Popüler Romanı Pulitzer Ödülünü kazanmıştır. Emily Bronte – Uğultulu Tepeler İngiliz edebiyatının önemli kadın yazarlarından olan Emily Bronte’nin ilk ve tek romanı olan Uğultulu Tepeler, kırık bir aşk hikayesi etrafında gezinerek kadın ve erkek, insan ve doğa, aşk ve ölüm, sadakat ve ihanet, yalan ve hakikat gibi ikilemleri kendine özgü bir dille işlemiştir. Gotik roman türünün başarılı örneklerinden olan Uğultulu Tepeler, puslu ve karanlık evleri, içinde türlü arzuların, düşüncelerin ve tutkuların boyattığı odaları, ter içerisinde uyanılan kabusları anlatırken, gerçekçiliği elden bırakmayan bir strateji izlemektedir. Charlotte Bronte – Jane Eyre Charlotte Bronte’nin Jane Eyre kitabı klasik baş yapıt aşk kitapları arasında yer almaktadır. Küçücükken öksüz kalan Jane, kendisinden hiç hoşlanmayan fakat kocasının vasiyeti ile bakımını üstlenen yengesi ile zor bir hayat sürdürmektedir. Jane Eyre şiirsel duygusallığı yenilikçi bir gerçekçilikle harmanlayan anlatımı ile temel baş yapıtlar arasında yerini almıştır. Jane Auten – Aşk ve Gurur Klasik dönem romanları arasında yer alan Aşk ve Gurur, 18. Yüzyıl İngiltere’sinde geçen unutulmaz bir aşk hikayesini konu almaktadır. Orta halli bir ailenin neşeli ve zeki kızı ile mağrur ve kibirli olmasının yanı sıra son derece varlıklı ve dürüst genç bir adamın nefretle başlayan ilişkilerinin büyük bir aşka dönüşünü anlatan eser, bu iki karakterin zaman geçtikçe yanıldıklarını ve birbirlerine yaptıkları onca haksızlığın sadece aşkla telafi edildiğine şahit olacaksınız. Henry James – Bir Kadının Portresi Henry James’ın kaleme aldığı Bir Kadının Portresi, hem roman tekniği açısından, hem realizm akımı açısından hem de hikayesi açısından önemli bir romandır. Yaşar Kemal – İnce Memed 1 Yakın zamanda kaybettiğimiz usta yazar Yaşar Kemal2in destansı romanı İnce Memed 1, insanda coşku ve isyan duyguları uyandıran hikayesi ve muazzam Türkçesi ile her an okuyucunun zihninde çok özel bir yere sahiptir. Bu destansı roman Memed’in aşkı açısından bir aşk romanı olma özelliği taşımaktadır. Vladimir Nabokov – Lolita Lolita ya da az bilinen adı ile “Beyaz Irktan Dul Bir Erkeğin İtirafları”, yazar Vladimir Nabokov’un meşhur İngilizce romanıdır. 1955 yılında Paris’te ilk baskısı yapılan roman daha sonra yazarı tarafından Rusça’ya çevrilmiştir. 1962 yılında Stanley Kubrick tarafından yine Lolita adı ile sinemaya uyarlanmış. Roman, ana karakter Humbert Humbert’in su pericikleri adını verdiği ergenlik dönemindeki genç kızlara karşı cinsel tutkusunu konu edinmiştir. İvan Sergeyeviç Turgenyev – Rudin İlk Aşk İlkbahar Selleri Rus yazar Ivan Sergeyeviç Turgenyev, tarafından yazılan İlk Aşk, bir aşk romanıdır. Romanda genç bir delikanlının, kendisinden yaşça büyük bir kadına aşık olması, rakibinin babası olması ve bu durumun getirmiş olduğu dramatik olaylar ele alınmıştır. Lev Nikolayeviç Tolstoy – Anna Karenina Aşk binlerce yazar tarafından ele alınmış bir konu olmasına rağmen dünyaca ünlü Rus yazar Tolstoy’un Anna Karenina’sı gibi destansı olanı pek yoktur. Anna Karenina 19. Yüzyıldaki Rus aristokrasisinde yaşanan bir yasak aşk hikayesi olarak kaşımıza çıkmaktadır. Gustave Flaubert – Madame Bovary Gustave Flaubert tarafından 19. Yüzyılda yazılmış çok önemli bir roman olan Madame Bovary, birçok edebiyat eleştirmeni tarafından ilk çağdaş realist roman sayılmış ve ilk defa 1857 yılında basılmıştır. Bu kitabın ardından Bovarizm akımı oluşmuş ve psikolojide tatminsizlik, memnuniyetsizlik anlamına gelen bir rahatsızlık olarak yer almıştır. Aynı zamanda Madame Bovary’nin yaşamış olduğu unutulmaz aşk da hafızalara kazınmıştır. Marie-Henri Beyle Stendhal – Kırmızı ve Siyah Yazar dünya aşk edebiyatının en önemli klasiklerinden biri olan Kırmızı ve Siyah’ın konusunu gazetede çıkan bir yargılama haberinden almıştır. Kırmızı ve Siyah’ta, Julien Sorel ile Madame de Renal’in aşkı, tutkulu aşklara güzel bir örnektir. Kırmızı ve Siyah, bir aşkın, gittikçe büyüyen bir aşkın hikayesidir. Duraksamaları, korkuları, ateşli tutkusu ile usta elinden çıkmıştır. Honore de Balzac – Vadideki Zambak Honore de Balzac’ın en çok bilinen kitaplarından biri olan Vadideki Zambak, kocası ile mutlu olmayan Henriette’le, kendisinden çok daha genç olan Felix’in imkansız aşkını anlatmaktadır.
Kitap okumak, birçok insan için bir tutku haline gelmesinin haricinde, bir bağımlılık olarak da günümüzde karşımıza çıkmaktadır. Kitap okuma zevkine sahip olan kişi, günün belirli bir kısmını bu aktivite için ayırmaktadır. Kitap okumamış olduğu günlerde ise, hayatında bir şeylerin eksikliğini hissederek huzursuzluk hissine kapılabilir. Bunun haricinde herkes için belli bir anlamı olan kitaplar da yer almaktadır. Bu şekilde insanlar, kendi zevkine hitap eden kitapları daha çok tercih etmektedir. Bazı kişiler daha çok siyasi ya da kişisel gelişim gibi kitapları okumaktan hoşlanırken, bazıları ise aşk konulu romanları okumaktan zevk almaktadır. Edebiyat tarihi içerisine, geçmişten günümüze kadar yazılmış olan binlerce roman yer almaktadır. Bu kitaplar, yaşamımızın her konusu ile alakalı olarak yazılmış ve okunmuştur. Bu konulardan birisi olan aşk ise, birçok için en güzel ve diğerlerinden farklı olarak yer almaktadır. Edebi türlerde, diğer romanlar ile kıyaslandığı zaman, aşk romanlarının en çok okunan kitaplar olduğu da görülmektedir. Biz de size geçmişten günümüze kadar en çok okunmuş olan aşk romanlarını derledik. Aşk ve Gurur 18. yy’da ve İngiltere bölgesinde yer alan bir aşk hikayesini konu alan Aşk ve Gurur, taşralı olan bir erkeğin kızı olan Elizabeth Bennett ve varlıklı bir aileden gelen Fitzwilliam Darck arasında yer alan çatışmaların anlatıldığı bir romandır. Indigo Indigo romanı ise, Michigan bölgesindeki yeraltı demiryollarının üyesi olarak yer alan ve Afrikalı olan Amerikalıların, güneyde yer alan kölelik hayatından kaçmalarına yardımcı olan Hester ile tanışmasını konu ediniyor. Daha sonrasında birçok risk ve romantizm ile beraber roman çok daha farklı bir şekilde şekillenmeye başlıyor. Ustaparmak Ustaparmak romanı, farklı geçmiş kültürlere sahip olan iki kadının, bağlı bulundukları Viktorya zamanı içerisinde yer alıyor. Londra bölgesinde bir gecekonduda yaşayan Sue, bir erkeği kandırmak amaçlı olarak görevlendirilmiştir. Fakat, oldukça kısa bir süre içerisinde, kandırmak istediği erkeğe karşı hislerinin olduğunu fark eder. Daha sonrasında ise ortaya saf bir aşk ve de unutulmaz bir son bırakılmaktadır.
en güzel tarihi aşk romanları